ALBAY RACİ TETİK BÜTÜN SADİSTLER GİBİ KORKAKTI..
13-08-2026, 08:14

12 Eylül demek başlı başına işkence demek, zulüm demek, insanlık dışı aklınıza gelebilecek her türlü muameleyi yapmak demekti. C-5 isimli bir koğuş vardı. O zaman Mamak Cezaevi içerisinde kurulmuş ve ülkücülerin sorgulandığı yer olarak belirlenmişti. İşkencehane! Her türlü işkence yapılıyordu orada. Peki, oradan çıktıktan, sorgu hâkimine ifade verdikten, koğuşlara geldikten sonra bitiyor mu sanıyorsunuz? Hayır, bitmiyor, o zulüm devam ediyor.
Askere her türlü yetki verilmiş, ellerindeki coplarla oradaki insanları beş vakit dövüyorlar. Orada özel muamele görenlerden birisi de bendim. İlk cezaevine girdiğim dönem Kürt menşeili bölücü askerlerin yoğun olduğu bir dönemdi. Ben güya küfür etmişim, nöbetçi asker duymuş falan filan hikâyesi…
Beni her gün özel muamele ile ellerimi kabartıncaya kadar dövdüler. Bir süre sonra patlama noktasına geldik ve ben diğer koğuşlardaki arkadaşlara haber gönderdim. Bu haberleri de yemek almaya çıkan koğuş görevlisi arkadaşlarımızla diğer koğuşlardan yemek almak üzere gelen arkadaşlara söyletiyorduk. Gizlice, kısa sürede söylemesi gerekiyoru. Çünkü görüldükleri anda zaten hemen oradaki askerler tarafından coplanıyorlar. O yüzden olabildiğince hızlı ve çabuk bir şekilde aktarabildikleri kadarını aktarıyorlardı ama arkadaşlarımız sağ olsunlar o riskleri göze alarak haberleşmeyi sağladılar.
Ben arkadaşlara, görüş günümüz olan Çar¬şamba günü herkes görüşçüsüne “Bizim can güvenliğimiz yok, gidin yetkili makamlara bunu söyleyin” demelerini istedim. Birkaç kişi bunu iletebilmiş ve o kişilerin aileleri de gidip “Bizim evlatlarımızın, çocuklarımızın, abilerimizin can güvenliği yok” diyerek yetkili mercilere şikâyetçi olmuşlar. En önce de benim hanım geliyor tabii… Ortalığı yıkmış, Sıkıyönetim Komutanına kadar gitmiş.
Sonrasında beni, Şevki Avşar ve Şevki Köksal isimli iki arkadaşımla birlikte idareden çağırdılar. Karşımıza geçti birisi “Siz işte şikâyetçi olmuşsunuz. Can güvenliğimiz yok falan filan demişsiniz” gibisinden sorgulamaya aldı bizi. Bir süre sonra arkadaşlar da “Efendim biz burada 10 kişiyiz, onlar 80 kişi biz bunu kastediyoruz” şeklinde savunma yaptılar. O iki arkadaşımızı bıraktılar, ben orada kaldım.
Benim orada artık kaybedecek bir şeyim olmadığı için şartelim attı, sinirlendim. Bütün hiddetim ve şiddetimle olup bitenleri anlatmaya başladım. Raci Tetik isminde bir adam vardı orada. Albaydı. Sadist! Korkak! Zaten bu sadistlerin ve zalimlerin tamamı korkaktır. O sadizm duygusu korkaklıktan kaynaklı bir duygudur. Benim ismimi bir başkasının ismiyle karıştırmış herhalde, yanındaki subaylara dönüp “Bu, kadına tecavüz olayından tutuklu olan adam değil mi?” dedi.
Bunu söyleyince tabi benim iyice tepem attı. “Ne diyorsunuz siz Albay, Ne diyorsunuz siz!” dedim. Subaylarda “Yok efendim o değil başkası bu” diyorlar. Ben şiddetle çıkışınca adam suratıma dahi bakamadı, kalktı gitti. Subaylara da “Ben gidiyorum ne yaparsanız yapın” dedi ve kalktı gitti. Korkak herif!
Bizde subayları, astsubayları kenara çektik. Sen şu zaman şunu yapmadın mı, bu zaman bunu yapmadın mı falan diye hepsini sigaya çektik, içimizi kustuk yani ve ondan sonra ekip değişti. Onların yerine daha düzgün askerler geldi de birazcık rahatladık. Yoksa o askerler bi¬zim arkadaşlarımıza özel olarak kötü muamele yapıyor, sebep göstermeksizin dövüyorlardı. Örneğin tekmil veriyorsun “Ahmet Yaman, Erzurum, Emret Komutanım” dedin ama “Niye yüksek sesle bağırmadın aç elini” diyerek bizi döven askerler vardı. Böyleydi o dönem, sebep gerekmiyordu dövmek için...
(Kaynak: Furkan Sin, Erkan Özben 🇹🇷 Türk Milliyetçiliğinin Özel Hali Ülkücülük 🇹🇷 Yüzdeiki Yay. 2019- Ank.)
Recep Küçükizsiz

