Büyük Bir Miras ve Emektar Bir Daktilo "Ecevit'in Bilinmeyen Hikayesi"

13-08-2026, 09:04           
Büyük Bir Miras ve Emektar Bir Daktilo "Ecevit'in Bilinmeyen Hikayesi"
Yıl 2005. Çankaya Köşkü'nün kapısından ağır adımlarla giren o yaşlı adamın cebinde, kimsenin bilmediği bir tapu vardı.
Bu sıradan bir belge değildi. Medine'de, Mescid-i Nebevi'nin hemen yanı başında... Hz. Ebubekir ve Hz. Ömer'in kabirlerini de içine alan o kutsal bölgede, tam 110 dönümlük devasa bir arazinin tapusuydu.
Anne tarafından büyük dedesi olan Medine Harem Şeyhi Hacı Emin Paşa'dan kalmıştı. Yıllar süren davalar 2005'te sonuçlanmış ve bu devasa mirasın en büyük yasal varislerinden birinin o olduğu resmen kanıtlanmıştı.
Araziye bugünkü değerle milyarlarca dolar biçiliyordu. Satılsa yedi sülaleye yetecek, bir imparatorluk kurduracak bir servet. Dünyanın en değerli topraklarından biri.
Peki o yaşlı adam, cebindeki o milyarlarca dolarlık tapuyla Çankaya Köşkü'ne neden çıkmıştı?
Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in karşısına oturdu. Hiçbir basın ordusu yoktu. Şov yoktu. Sesi her zamanki gibi kısık, üslubu her zamanki gibi mahcuptu:
"Sayın Cumhurbaşkanım... Bu büyük miras şahsıma intikal etmiştir. Lakin bu topraklar şahsımın değil, milletimin hakkıdır. Orada yapılacak tesislerle Türk hacıları ücretsiz konaklasın, ibadetlerini rahat etsinler. Bunu devlete nasıl bağışlayabilirim?"
Cumhurbaşkanı şaşkındı. Milyarlarca dolarlık bir servet, tek bir imzayla, üstelik hiçbir siyasi gösteriş yapılmadan, sessiz sedasız devlete devrediliyordu. Süreç başlatıldı, Diyanet İşleri Başkanlığı'na devir işlemleri yapıldı.
O adam, Bülent Ecevit'ti.
Köşkten çıktı. Siyasetin o koca gürültüsünden uzak, Oran'daki mütevazı evine döndü. Masasına oturdu. Kendisine çocukluğunda hediye edilen, o 70 yıllık, tuşları aşınmış "Erika" marka emektar daktilosunun başına geçti. Yeni bir kağıt taktı.
Milyarlarca dolarlık serveti milletine bağışlamış bir adam... Eski daktilosunun başında, sessizce şiir yazmaya devam etti.
...
Şimdi düşününce insanın içine oturuyor.
Ecevit o daktiloyu da 2003 yılında bir üniversiteye bağışlamıştı. O Erika daktilo, yakın zamana kadar Ulucanlar Cezaevi Müzesi'nde, onun o meşhur kasketiyle yan yana duruyordu.
Bazı insanlar, öldüklerinde geriye saraylar, banka hesapları, plazalar bırakmazlar. Sadece yıpranmış bir kasket, aşınmış bir daktilo ve adları anıldığında ceketimizi ilikleme ihtiyacı hissettiğimiz bir onur bırakırlar.
Çünkü devlet adamlığı, cebindekini millete vermekle başlar... Milletin cebindekini kendine almakla değil.
Kızılırmak Türkü Diyarı












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru