TARİHİMİZİ NİYE ÇARPITIYORLAR
11-08-2026, 15:54

Herkes Nebra Gök Tekerini duymuştur, üzerinde Gün-ay sembolümüz var. Ancak Avrupa topraklarında bunun gibi üzerinde çok bariz sembolik işaretlerimiz olduğu hâlde, varlığını fark etmediğimiz veya bildiğimiz ama terk ettiğimiz, pek çok arkeolojik kalıntımız var. Coğrafya Almanya ile ilgili olunca çok önemli bir başka kalıntıdan daha burada bahsetmemiz lazım. 1920’lerde Almanya, Bremen’de Weser Irmağında yapılan çalışmalarda bir dizi kemik bulunuyor. Ancak kemiklerin üzerinde hem resim hem tamga hem de runik yazılar olduğu için Bremen Üniversitesi tarafından kazı alanından kıymetli bulunarak alınmışlar.

Üzerinde yazı olduğu için C14 karbon analizi ile kalıntıların yaşları tespit ediliyor. Hayvan avlama sahnesi olan kemik MÖ 4000’e tarihleniyor. Yani Avrupalı dostlar bronz çağına girerken bir Avrupa’ya girmişiz. Üzerinde yazı olan kemikler ise MÖ 2720’e tarihleniyor. Burada kullanılan geometrik tamga, beşli balık motifine sahip, bizim açımızdan sırf bu tek başına olay çıkaracak bir parça. Ancak onun kadar önemli bir parça daha var, o da üzerinde yelkenli tasviri olan bir parça. Yani bu Türkçe runik harflerle yazanlar geometriyi sadece şekiller için değil aynı zamanda mühendislik için de kullandıklarının çok güçlü bir kanıtını sunuyorlar. Aynı zamanda üzerinde Türkçe harflerle yazılması da en eski Türkçe yazılı örneklerden birisini oluşturuyor. Ancak bu parçalar 1920’de bulunduğu halde ve altı bin yıllık bir geçmişe işaret ettiği hâlde Alman bilim dünyası sessizce bu parçaları saklamış. Tabi günümüzden altı bin yıl önce o topraklarda ne Yunanca ne de Fenike lisanı yokken, bir de üstüne yazılı halde Türkçe’nin açıklamasını yapamıyorlar. Bizim buradan gerçekten anlamamız gereken nokta, aslında bu açıklama özellikle yapılmak istenmiyor!
Ancak bu kemiklerin özünden yola çıkarsak bunlar tek başına ‘sim’ dir. İkisi bir araya geldiğinde simbol olur. Şimdi sembol kelimesinin orijinalinin Yunanca olduğunu iddia edenleri gözümüzün önüne getirelim. Ne diyorlardı; etimolojik olarak Sembol kelimesi, ilk anlamı ‘tanınma işareti’ dir. Eski Mısır dilindeki ‘symbolon’ dan geldiği yazar. Grekçe de geçmiş zaman hâli olan ‘symballein’ fiili olarak görürüz. ‘İşaret’ veya ‘parola’ anlamındadır.
‘Syn’ (– beraber) kökü ile ‘bole’ (atılmış/kırılmış)‘ın birleşimidir. Yunanca ‘Kırık tabletler’ diye bir hikayesi de vardır. “Çocukları kendisinden alınan anne, boynundaki kolyeyi ikiye böler ve büyüdüklerinde belki birbirlerini tanırlar diye ümit ederek çocukların boyunlarına asar”, diye anlatılır eski bir hikayede. ‘İki anlamı olan söz’ diye de tercümesi vardır. Yunanca’da, herhangi bir şeyin gerçek olup olmadığının karşılaştırılmasında kullanılmış.
Maalesef bunlar akademik onay almış açıklamalardır. Çünkü tariflere başlı başına yanlış demek mümkün değil ama ana kaynağı gizledikleri kesindir. Ama bilmezler ki, Türklerdeki göç öyle bir kerelik bir iş değildir. Bildirdiğimiz ortalama her on bin yılda bir yapılan göçler büyük göçlerdir. Bu göçlerin öncüleri ve ardılları da vardır yani büyük grup gittikten sonra daha küçük gruplar da bu göçe katılırlar ama artı eksi yüz yıla yayılan bir saçılım gösterir. Ana gruba vardıkları vakit kendilerinin ne olduğunun ispatı ve katılınacak grubun asli grup olup olmadığı işte bu simlerle belli olur. Bir pasaport gibidir. Aynı merkezden yola çıkan aynı insanların aradan geçen belki yüzyıla yakın farka rağmen onların yabancı bir coğrafyadaki buluşmasıdır. Sim’lerin yepyeni bir coğrafyada belki yola çıkanlarla takipçilerinin hepsinin öldüğü ancak torunlarının buluşmasıdır bu ve tabi ki bolluk manasını taşır! İki sim buluşur ve simbolu oluşturunca, kutlanır! İşte Weser’de bulunan kemiklerin önemi budur.
Ama buradaki buluntuları gerçek manasına kavuşturmalıyız. Sadece üstünde Türkçe yazılar olan kemikler değildir bunlar. Bu göç eden ana grubun hedefsiz gitmediğinin ve takipçilerin o tarihlerde yollarını yıldızlar vasıtasıyla bulabildikleri ve belki 70-80 sene sonra yola çıkan daha küçük gruplarında aynı beceriyi gösterecek kadar gelişmiş bir sistematikleri olduğunu ortaya koyar. Bu hem onların aidiyetlerini aradıklarını hem uzun süreli hedef odaklı çalışabildiklerini hem de bunun daha önce yaşanmış bir olgu olması sebebiyle birbirini bulma noktasında o zamanın yüksek teknolojileri ile bir çözüm ürettiklerini gösterir.
Avrupalıların göçer diye aşağıladığı bir medeniyetin, aynı zaman aralığı için kendi atalarından kat be kat üzerinde olmasının kanıtlarıdır. Büyük ihtimalle Bronz çağını Avrupa’da başlatanlar da bu atalarımızdır. Alın işte tarihi arkeoloji elle tutulur kanıt!...
Tabi Avrupa’daki diğer tüm kanıtları da burada sıralamak istersek bu kitabın sayfaları yetmez. Bu örneği aldık, diğerlerinin de sakince raflarda bekletildiğini bilelim.
KADİM TÜRK EZOTERİZMİ ve ÖTE ALEM

