Antik Mısır'da Ölüm

Bu gün, 09:54           
Antik Mısır'da Ölüm
Antik Mısır'da ölüm, bir son değil, yeni bir varoluşa açılan kutsal bir geçiş olarak görülüyordu. Yaşam, tanrılar tarafından insanlara bahşedilen değerli bir armağandı, ancak bu armağanın asıl anlamı, ölümden sonraki sonsuz yaşam inancıyla tamamlanıyordu. Bu anlayış, Mısırlıların yalnızca dini yaşamını değil sanatını, mimarisini, cenaze geleneklerini ve ahlaki değerlerini de derinden şekillendirmiştir. Antik Mısırlılar için ölüm, neheh (sonsuz zaman) ve djet (ebedi varlık) kavramlarıyla bütünleşmişti. Yaşam ölümle sona ermez, aksine farklı bir varoluş biçimine dönüşürdü. Bu nedenle cenaze törenleri yalnızca ölen kişinin uğurlanması değil, ruhun öteki dünyadaki yolculuğuna hazırlanması olarak kabul edilirdi. Mezarlar, yalnızca bedenlerin gömüldüğü yerler değil, ölen kişinin sonsuz yaşamını sürdürebilmesi için gerekli eşyalar, yiyecekler ve kutsal nesnelerle donatılmış yaşam alanlarıydı. Firavunların görkemli piramitleri ise bu inancın mimariye yansımış en etkileyici örnekleridir.
Antik Mısır inancına göre insan yalnızca fiziksel bedenden oluşmuyordu. Her birey, ölümden sonra da varlığını sürdüren farklı ruhsal unsurların birleşimiydi. Bunların en önemlileri Ka, Ba ve Akh idi.
Ka – Yaşamsal Güç
Ka, insanın doğumuyla birlikte tanrılar tarafından verilen yaşam enerjisiydi. Ölümle birlikte bedenden ayrılır ancak varlığını sürdürürdü. Mezarlara bırakılan yiyecek ve içecek sunuları, Ka'nın beslenmesi için hazırlanırdı. Çünkü Ka'nın varlığını sürdürebilmesi, ölen kişinin öteki dünyadaki yaşamının devamı açısından büyük önem taşıyordu. Bu nedenle Ka, çoğu zaman kişinin manevi ikizi olarak tanımlanır.
Ba – Kişilik ve Bireysellik
Ba, insanın karakterini, duygularını ve kişiliğini temsil ederdi. Genellikle insan başlı bir kuş şeklinde tasvir edilen Ba'nın, mezardan ayrılarak yaşayanları ziyaret edebildiğine inanılırdı. Ancak her gece yeniden bedenine dönmesi gerekiyordu. Bu nedenle bedenin korunması büyük önem taşımaktaydı çünkü Ba bedenini bulamazsa ruhun sonsuz yaşama ulaşamayacağı düşünülürdü.
Akh – Yücelmiş Ruh
Akh ise ölüm sonrası yargılamayı başarıyla geçen ruhun ulaştığı en yüksek varoluş düzeyiydi. Akh'a dönüşen ruh, tanrılar arasında yer alır, yıldızlarla özdeşleşerek ölümsüzlüğe kavuşurdu. Ancak bu ayrıcalığa ulaşabilmek için kişinin yaşamı boyunca Maat'ın temsil ettiği doğruluk, adalet ve düzen ilkelerine uygun bir yaşam sürmesi gerekiyordu.
Bu çok katmanlı ruh anlayışı, Mısırlıların mumyalama geleneğinin temelini oluşturmuştur. Ruhun bedenini tanıyabilmesi ve ona geri dönebilmesi için bedenin bozulmadan korunması gerektiğine inanılırdı. Bu nedenle mumyalama işlemi büyük bir özenle gerçekleştirilir, mezar duvarlarına koruyucu büyüler yazılır ve ruhun öteki dünyadaki yolculuğuna rehberlik etmesi amacıyla Ölüler Kitabı gibi kutsal metinler mezarlara bırakılırdı.Sonsuz yaşam her ruh için garanti değildi. Antik Mısır inancına göre kişi, ölümden sonra yaptıklarından dolayı ilahi yargıya çıkarılırdı. Yaşamını Maat'ın düzenine uygun şekilde sürdürenler ödüllendirilirken, kötülük yapanlar cezalandırılırdı. Ruhun kaderini belirleyen en önemli an ise kalbin tartılması töreniydi. Bu törende kalp, doğruluk ve adaletin simgesi olan Maat'ın tüyüyle karşılaştırılır, yargılama ise Anubis'in gözetiminde gerçekleştirilirdi. "Kalbin tartılacak" düşüncesi, bireyleri dürüst, adil ve erdemli yaşamaya teşvik ediyordu.
Nesrin Ozan















Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru