Çiçi Yabgu: Unutulan Bir Bağımsızlık Kahramanı.
Bu gün, 16:14

Türk tarihinde bağımsızlık uğruna verilen mücadelenin en çarpıcı sembollerinden ikisi olan Çiçi Yabgu ve Kürşat, aralarında yüzlerce yıl olmasına rağmen şaşırtıcı benzerlikler taşır.
Her ikisi de, milletlerinin esaret altında olduğu, umutların tükendiği anlarda ortaya çıkmış, sayıca kat kat üstün düşmanlara karşı son nefeslerine kadar direnmiş ve bu direnişleriyle Türk milletinin bağımsızlık ruhunu sonsuza dek yüceltmişlerdir.
Ortak Kader: Esarete Başkaldırı
Çiçi Yabgu (MÖ 1. yüzyıl), Büyük Hun İmparatorluğu'nun parçalanma sürecinde, ağabeyi Hohanyeh Şanyü'nün Çin egemenliğini kabul etmesine karşı çıkmıştır. Bağımsızlık ateşiyle yanan Çiçi,
"Ben ölürüm de bu hürriyeti bırakmam!" diyerek Batı'ya doğru tehlikeli bir yolculuğa çıkmış, az sayıdaki adamıyla kendi
Türk tarihinin derinliklerinde, ismi hak ettiği kadar anılmayan, ancak bağımsızlık ateşiyle yanan ve son nefesine kadar mücadele eden bir kahraman yatar: Çiçi Yabgu.
MÖ 1. yüzyılda yaşamış olan bu Hun beyi, Türk milletinin "bağımsızlık benim karakterimdir" ilkesinin adeta bir timsali gibidir.
Onun hikayesi, Atatürk'ün "Ya istiklal ya ölüm!" şiarının çok daha eski bir yankısıdır.bağımsız devletini kurma mücadelesi vermiştir.
Kürşat ise (MS 7. yüzyıl), Doğu Göktürk Kağanlığı'nın Çin esareti altında olduğu bir dönemde ortaya çıkmıştır.
Çin'in başkenti Çangan'da, imparatorun sarayını basarak esir düşen Türk Kağanı'nı kurtarma ve Göktürkleri yeniden bağımsızlığa kavuşturma cesaretini göstermiştir.
Bu, umutsuzluğun en derin olduğu anda bile bir başkaldırının mümkün olduğunu gösteren bir eylemdir.
Her iki kahraman da, milletlerinin esarete boyun eğmesini kabul etmemiş, sayıca az olmalarına rağmen kendi kaderlerini yazma cüretini göstermişlerdir.
Onlar için bağımsızlık, yaşamın kendisinden daha değerli bir ilke olmuştur.
Her iki kahraman da, eylemleriyle Türk milletinin genlerinde var olan bağımsızlık meşalesini yeniden tutuşturmuşlardır.
Çiçi Yabgu'nun son kalesindeki direnişi, adeta Türk'ün asla esareti kabul etmeyeceğinin bir manifestosu niteliğindedir.
Kürşat İhtilali ise, sayısal üstünlüğün her zaman galibiyeti getiremeyeceğini, bağımsızlık aşkının en büyük güç olduğunu kanıtlamıştır.
Onların trajik ama kahramanlık dolu sonları, sonraki nesiller için ilham kaynağı olmuştur. Göktürk Kağanlığı'nın yeniden kuruluşu ve daha sonraki Türk devletlerinin bağımsızlık mücadeleleri, bu kahramanların ruhunu taşımıştır.
Günümüzde de Çiçi Yabgu ve Kürşat, Türk gençliğine bağımsızlık ve özgürlük uğruna verilecek mücadelenin önemini hatırlatan, unutulmaması gereken milli kahramanlardır.
Zorlu Bir Dönem ve İkiye Bölünen Hunlar
Çiçi Yabgu'nun yaşadığı dönem, Büyük Hun İmparatorluğu'nun en çalkantılı zamanlarından biridir.
Çin'in uyguladığı böl-yönet politikaları, Hunlar arasında iç çekişmeleri körüklemiş ve sonunda imparatorluk, Doğu ve Batı Hunları olarak ikiye bölünmüştür.
Doğu Hunları'nın başında bulunan Hohanyeh Şanyü, Çin'e karşı direnişin faydasız olduğunu düşünerek Çin egemenliğini kabul etme eğilimine girmiştir.
İşte bu noktada, Çiçi Yabgu'nun bağımsızlıkçı ruhu devreye girer.Bağımsızlık Uğruna Tek Başına Mücadele
Çiçi Yabgu, ağabeyi Hohanyeh'in Çin'e tabi olma kararını asla kabul etmez.
O, Hun Türklerinin bağımsızlıklarını kaybetmemesi gerektiğini savunan tek ses olmuştur. "
Ben ölürüm de bu hürriyeti bırakmam!" diyerek, az sayıda adamıyla birlikte Batı'ya doğru göç etmeye başlar.
Bu göç, sadece coğrafi bir hareketlilik değil, aynı zamanda bağımsızlık idealinin peşinden gidilen destansı bir yolculuktur.
Batıya ilerlerken, yol üzerinde karşılaştığı diğer Türk ve Türk olmayan boyları kendi safına çekerek gücünü artırmaya çalışır.
Amacı, Çin'in tehdit edemeyeceği, bağımsız bir Türk devleti kurmaktır.
Orta Asya'nın engin bozkırlarında, Sibirya'nın sert iklim koşullarında, türlü zorluklara rağmen yoluna devam eder.
Çiçi, bu yolculukta sadece dış düşmanlarla değil, aynı zamanda açlık, hastalık ve ihanet gibi iç zorluklarla da mücadele etmek zorunda kalır.
Talas'taki Son Direniş: Cesaretin Sembolü
Çiçi Yabgu'nun bağımsızlık aşkı, onu sonunda günümüz Kırgızistan topraklarında, Talas Irmağı yakınlarına kadar getirir.
Burada, Çin'in sürekli takibine rağmen, kendisi için bir kale inşa etmeye başlar.
Ancak Çin, Hunların yeniden güçlenmesini asla istememektedir.
MÖ 36 yılında, Çinli komutan Gan Yen-shou komutasındaki büyük bir ordu, Talas'taki Çiçi Yabgu'nun kalesini kuşatır.
Çiçi Yabgu, kendisinden kat kat büyük Çin ordusuna karşı umutsuz bir direniş gösterir. Kuşatma günlerce sürer.
Hun savaşçıları, son mermilerine, son oklarına, son kılıç darbelerine kadar savaşırlar. Çiçi Yabgu, kahramanlık örneği göstererek ordusunun en önünde savaşır.
Nihayetinde, kalenin düşmesiyle birlikte Çiçi Yabgu da şehit düşer.
Unutulan Kahraman ve Bağımsızlık Mirası
Çiçi Yabgu'nun trajik sonu, bağımsızlık uğruna verilen mücadelenin ne denli çetin olabileceğinin bir göstergesidir.
O, sayıca az olmasına rağmen, esareti kabul etmeyerek milli onur ve haysiyetin en üst düzeyde tutulması gerektiğini tüm dünyaya göstermiştir.
Tarihte pek çok Türk devletinin bağımsızlıklarına olan düşkünlüğü, Çiçi Yabgu gibi kahramanların bıraktığı mirasın bir sonucudur.
Sizce de Çiçi Yabgu'nun hikayesi, genç nesillere aktarılması gereken önemli bir bağımsızlık dersi değil mi?
Orcun Alacam

