ATTİLA HUNLARININ MƏNŞƏYİ
26-12-2025, 09:54

Avrupa'nın doğusunda, Eskiçağ'ın bilinen dünyasının uzak köşesinde Kimmerler, İskitler, Sarmatlar gibi büyük barbar kavimleri yanında, en eski tarihi zamanlardan itibaren irili ufaklı kabileler ve topluluklar birbiri arkasından ortaya çıkarlar; başlarında coğrafyacıların bulunduğu klasik yazarlar ise, ekseriya bunlar hakkında isimlerinden başka bir kayıt vermezler. Sislerin kapladığı uzak bölgelerde meydana çıkan bu kavimler çok defa kısa bir zaman sonra tekrar meçhul alemine çekilir ve nihayet Batılıların meraklı gözleri önünden yok olurlar. Çağdaşları bunların nereden gelip nereye gittiklerini araştırmamışlardır. Ara sıra ve bilhassa başlangıçta tehlikesiz gibi görünen bu topluluk ancak büyük bir göçebe kudreti halini aldığı zaman, acaba şu veya bu barbar kavmin giriştiği fetih yoluna nereden başlamıştır gibi bir sual ortaya çıkar. Lakin, tabiatıyla Eskiçağ veya İlk-Ortaçağ yazarı o zaman bu suale uygun bir cevap verememiştir. Alanları eski yerleşme yerlerinden süren ve Kavimler Göçünü doğuran büyük hareketten evvel de, Hun kabilelerinin Doğu Avrupa barbar kavimleri mıntıkasında yaşamış olmaları icap eder ve şüphesiz yaşamışlardır da. Daha sonra yazacağımız üzere, bu ihtimal sade bir sezişten daha fazla bir mana ifade etmektedir.
Bununla beraber, Hunlara karşı gösterilen alaka, Alanlarla vuku bulan ihtilaflarından sonra başlamış ve ancak Attila'nın şöhreti ve tehlikeli istilaları üzerine Batılıların korku ve nefretle karışık alakası, umumi bir hal almıştır. Ancak bu hadiseden sonra, Bizans tarihçileriyle Latin vakanüvisleri tarafından Hunlar kimdir? Daha önce nerelerde oturmuşlardır? Ve Avrupa'ya nasıl gelmişlerdir?• gibi sualler birbiri arkasından ileri sürülmüştür.
Doğu-Avrupa'nın coğrafi durumu hakkında dahi noksan ve yetersiz bilgilere sahip bulunan böyle bir devir tarihçilerinden, bu suallere tatminkar cevaplar almak, hele İç-Asya tarihi ve kavimlerinin hareketleri hakkında esaslı ve inanılır haberler beklemek elbette imkansızdır.
Klasik coğrafi ve tarihi gelenekleri benimseyen ve onları çok kere körü körüne takip eden Bizans tarihçilerinin ekseriya Hunları, Eskiçağın Herodot tarafından nakledilen kavimleriyle bir saymaları, daha doğrusu bunları bu kavimlerin ahfadı görmeleri kadar tabii bir şey olamaz. Bu isim değiştirme gittikçe boş bir kalıp halini almış ve artık tarihçi, bu suretle birbirine bağlanan kavimler arasında hakiki bir iç bağlılığı aramak zahmetinde dahi bulunmamıştır. Bu yüzden bir tarihi eserde belirli bir kavmin kaydı için bazen birbirinden farklı dört veya beş ayrı isim kullanıldığına dahi rastlamak mümkündür. Bunların en tanınmışı Theodoretos ve Priskos retor zamanından itibaren Bizans tarihçilerinin çok sık kullandıkları İskit adıdır.
5. asrın 2. yarısında Zosimos, Hunları (daha doğrusu belki Hunların bir kısmını) Kral İskitleri diye adlandırıyor ve aynı müellif Herodot'un sigunnai tabirini de kullanıyor. Tıpkı bunun gibi Prokopios'ta da (550 sıralarında) Hunların adı bazen Kimmerioi ve bazan da Massagetai şeklinde görülür ve anlaşıldığına göre, bu ikilik şurada burada coğrafi sebeplerle izah edilebilir. Mesela Kimmerioi adı Hazar denizinin doğusunda oturan Hunları ve daha muahhar olan Massagetai ise Maeotis'in güney doğuşunda oturan Hunları ifade etmektedir.
Bu sadece kitap kokan ve tarihi bakımdan çıkarılan değersiz sonuçlar yanında, başka daha ciddi denemelere de rastlıyoruz. Bunlara göre Hunlar, aslında Maeotis bataklıklarının ötesinde Buzlu Okyanus (glacialis oceanus) yanında oturmuşlardır. Şu halde, burada rastladığımız isim bugünkü manasıyla Aysa kıt'ası değil, fakat Doğu-Avrupa'dır. Alanlara saldırmadan önce, Hunların kuzeyden güneye doğru cereyan eden ufak çaptaki göçleri bu sahada vuku bulmuş görülüyor. Bununla beraber bu kayıtlarda da Hunların ana yurdundan ziyade, çağdaş coğrafi bilgilerin nihai hudutlarına dair malumatın hatırasını görmek mümkündür. Kronoloji bakımından büyük Hun göçünün (375) az öncesine ait bulunan ve daha uzaktaki bir sahaya işaret eden bu malumat, tedricen ikinci planda kalıyor ve 5. asırdan başlayarak Hunların ana yurdu mevkiini Kafkasya'dan Azak denizine kadar uzanan arazi alıyor.
Ana yurdun batıya doğru kayması keyfiyeti, zahir Kiessling'in de ima ettiği üzere, bu sırada daha batıya doğru ilerleyen Hun merkezi iktidarına yardım maksadıyla, bu sahalardan yeni kuvvetlerin gelmiş olmasıyla izah edilebilir.
Hunların menşelerine ve göçlerine dair efsaneler hakkında malumat aradığımız zaman kaynaklarımız, coğrafi ve tarihi malumattan çok daha zengin ve çeşitli malzeme verirler. Sandor Eckhardt, kitabımızın başka bir bölümünde bu ilginç mesele ile eraflı bir surette meşgul olduğu için biz, bunlar arasında en önemlisi olan sihirli geyik efsanesine kısaca temas etmekle yetineceğiz.
Bilindiği gibi, aslında menşe meselesiyle bağlı bulunan bu efsaneye göre Hunların ecdadına, Maeotis geçitlerinde sihirli bir geyik yol göstermektedir. Rivayete göre Hunların istila hamleleri de, bu olağanüstü hadiseden sonra başlamıştır. Efsanenin menşei hakkındaki fikirler birbirinden oldukça farklıdır. Gyula Moravcsik'e göre, sihirli geyik efsanesi, aynı suretle Antik çağdan neşet eden iki kısımdan teşekkül etmiş ve uzun zaman süren bir göçten sonra bu hale dönüşmüştür. Buna karşılık başkaları, Bizans kaynaklarının muhafaza ettiği bu kayıtlarda, bizzat Hunların kendi menşe efsanesini görmeye taraftardırlar.
Zannederiz ki efsanenin kaleme alınmasında ve kesin şeklini almasında, Bizanslıların hissesini bundan böyle de tamamen inkar etmek mümkün değildir. Bununla beraber bu efsanenin gene de barbar aleminden, neşet etmiş olması muhakkak gibi görünmektedir. Efsane unsurları Hunlar arasında da yaşamış olabilirse de, menşeini daha önceki zamanlarda ve başka kavimlerde aramamız gerekir. Bizans sihirli geyik efsanesinin, bir zamanlar Avrupa ve Asya hudutlarını ifade eden Kimmeria'nın Bosphorus mıntıkasına bağlanması gariptir. Bu saha, çok eski zamanlardan beri Yunanlılarca malum bulunan bir yerdi. Bu sahanın hatta bütün Güney-Rusya eski İskit sakinlerinin nazarında, geyiğin özel bir önemi bulunmuş olması icap eder. Nitekim İskit san'atı ve ilk sırada küçük plastik eserler arasında geyik tasvirlerinin çok fazla olmasından da, bunu anlayabiliriz. Güney-Rusya İskit san'atının ulaşabildiği her yerde: Macaristan'dan Sibirya'ya, Moğolistan'a ve hatta Kuzey Çin'e kadar uzanan sahalarda bu geyik tasvirlerini pek çeşitli üsluplarla ve son derece değişik malzemeden yapılmış olarak buluyoruz. Yunanlıların, daha Eskiçağda da, Karadeniz boyundaki müstemlekeleri ve İskitler arasında çalışan san'atkarlan vasıtasıyla, Güney Rusya'nın bu gevik motifi kültü ve muhtmıelen buna bağlı takdis ayinleri hakkında malumat edinmiş olmalarının mümkün olduğuna işaret etmelidir.
Özellikle Hunlar etrafında oluşan efsaneler gittikçe büyüyerek gelişmiş ve yavaş yavaş menşeleri ve gelişleri hakkındaki zayıf tarihi malumatı içermekle kalmayarak en mühim hadiseleri ve başta tabiatıy la Attila olmak üzere, en seçkin şahısları dahi kaplamıştır. Sandar Eckhardt'ın az önce zikrettiğimiz tetkikinden, Batı kroniklerinde Ortaçağ Hun efsaneleri deryası içerisinde Attila'nın nasıl kana susamış ve gaddar bir barbar, kavminin de hayvani bir sürü haline geldiğini layıkı veçhile görebiliriz. Aynı zamanda Macarlar arasında ise kavmi ile birlikte Attila idealleştirilmiş ve Yurt işgal eden Macarlar veya Arpad ailesinin ecdadı, cesaret ve yiğitliğin örneği olmuştur. Lakin, Hunların eski tarihi ve menşei üzerine çöken sis beklenmedik bir tarzda açıJmağa başlamış, efsaneler alemi durmuş ve bunun yerine bu zamana kadar farkına varılamayan tarihi kaynak lar, meselenin tetkikine yeni bir kuvvet vermiştir.
ı 8. asır ortaların da, Batı ilim aleminin dikkati, o zamana kadar bilinmeyen ve uzun zaman anlaşılmayan Çin kaynaklarına yöneldikten az sonra, Fransız sinoloğu Deguignes, birçok ciltten oluşan büyük eserinde fevkalade zengin eski Çin kaynaklannda, Orta-Asya'nın çeşitli göçebe kavimlerinin tarihine dair bulduğu bütün malumatı ana hatlarıyla tanıtmıştır. Deguignes, sadece Çin tarihçilerinin kayıtlarını ortaya koymakla kalmamış, derhal Asya veya Avrupa'nın bazı büyük göçebe kavimleri arasında da bir münasebet aramıştır. Fikrine göre, Avrupa'da o kadar büyük hareketler icra eden fatih kavimler hiç yoktan meydana gelmemişler, fakat çok daha evvel" devlet kurma ve cengaverlik hususundaki kabiliyetlerini ispat etmişlerdir. Daha Asya'da sonradan Bizans'la olduğu gibi, daimi surette harp halinde bulundukları Çin İmparatorluğu nezdinde de, isimlerini tanıtmışlardır.
Bu büyük Asya kavimlerini, uğradıkları ağır siyasi mağlubiyetler eski yurtlarını terk ederek batıya doğru ilerlemeğe sevk etmiştir. Hadiselerin bu esasında isabetli temyizi, Deguignes'i bazı Asya ve Avrupa göçebelerinin hüviyetlerini tespite sevketmiştir. Çin'in kuzeyinde, bugünkü Moğolistan'da atman ve bilhassa M.Ö. 3• asır dan itibaren büyük bir siyasi ehemmiyet kazanan Hiung-nu adındaki kavmin, Kavimler Göçünü harekete getiren Avrupa Hunlarıyla vukubulan birleştirilmesi ve bundan başka sonradan hemen hemen aynı sahada yaşayan Juan-Juan'larm Avrupa Avarlarına bağlanması keyfiyeti en mühim ve bugüne kadar kabul edilen faraziyeleri arasında bulunur.
Deguignes'in eseri ilim aleminde genel bir ilgi uyandırmış ve vardığı neticeler' hemen şiddetli bir münakaşanın başlamasına sebep olmuştur. Özellikle Asya Hiung-nu kavminin Hunlarla birleştirilmesi etrafında büyük bir gürültü kopmuştur. Birçokları ihtiyati bir kayda lüzum görmeden ona iltihak etmişlerdir; fakat bu yeni faraziyeyi şüphe ile karşılayanlar yahut da buna karşı açık cephe alanlar da mühim bir yekun tutmuştur. Karşıtlarının fikrine göre, Hiung-nu ve Hun adlarının takribi ayniyeti, iki kavim tarihinde görülen ve tamamıyla tatminkar olmayan kronolojik bağ asla, bunun gibi şumulü bakımından büyük bir meselenin hallinde ağır basabilecek kudrette birer delil addedilemez. Muhalifler safhında Klaproth ve Schlözer gibi tanınmış isimlere de tesadüf edilmektedir.
Attila Hunlarının Asya ve Uzak Doğudaki menşeini münakaşa eden ve Asya'daki faaliyetleri devrini M.Ö. ki zamanlarda arayan yabancı memleketlerdeki bu tetkiklerin, Macaristan'da ne derece bir akis bulduğu kolayca tahmin edilebilir. Deguignes'nin eserinin yayımından az sonra György Pray, yeni nazariyeyi hiçbir ihtiyata lüzum görmeden ve Fransız sinoloğunun bütün fikirlerini kabul ederek hacimli bir eserde tanıtmıştır. Pray, Joakim Szeker, Gabhardi'yi takip eden Josef Hegyi, Peter Horvath v.s. leri gibi daha az önemli bir takım yandaşlar bulmuş, fakat tabiatİyle bunlar, mesele etrafında gözüken güçlükleri tanıyacak yahut da bunların bertaraf edilmesine yarayan herhangi bir denemede bulunacak dereceye dahi ulaşamamışlardır.
Hunların mazisi ve şöhretinin ebedileştirilmesi, bir çoklarının milli gururunu gözle görebilecek derecede okşamış ve bunların ruhunda her nevi tenkit tecrübesi uygun bir zemin bulamamıştır. Buna rağmen, Macaristan'da da Deguignes'in nazariyesine itiraz edenler çıkmıştır; Desericzky, Cetto ve daha sonra György Fejer gibi alimler, Deguignes'in fikirlerini şiddetle reddetmekte hiçbir hususta yabancı tenkitçilerden daha geri kalmamışlardır. Fakat objektif hareket etmek istersek, kaydetmeliyiz ki bu muhalefet durumu, daha ilmi kanaatten ileri gelmedikten başka, tenkit ruhunun zorlaması neticesi de olmamış, fakat çok defa şahsi görüşler bu harekete etkili olarak, yahut da birleştirme ile uzlaştırılamayan herhangi bir faraziye buna engel teşkil ettiğinden, muhalifler safından birisinin taraftarlar safına geçmesi neticesini vermiştir.
Yazan: Lajos LİGETİ
file:///C:/Users/HP/Documents/Atilla%20ve%20Hunlar%C4%B1%20-%20Gyula%20Nemeth.pdf

