Konya’da Barut Kokulu Sabah.....
Bu gün, 09:04

Ensari Bülend Bey, 1898 (Rumi 1314)
29 Eylül 1920.Ensari Bülend Bey, tozlu bir tren yolculuğunun ardından Konya Garı’na adım attığında, şehri bekleyen fırtınadan habersizdi. Bağdat Oteli’ne yerleşip yorgunluğunu attıktan sonraki sabah, merdivenlerde "ay parçası" yüzlü, zeki bakışlı bir adamla karşılaştı. Bu zat, Konya Mıntıka Kumandanı Miralay Avni Bey’den başkası değildi.
Şehri gezmek için bindiği faytonda yeğeni Ziya ile karşılaşması, huzurlu havayı bir anda dağıttı. Ziya panik içindeydi:
"Ağabey, siz Ankara’da uyuyorsunuz! Konya için için kaynıyor. Herkes Yunanlıları bekliyor, 'Halife ordusu gelecek' diye fısıldaşıyorlar!"
Ensari Bey önce inanmak istemedi, ancak akşam otelde Avni Bey ile yemek yerken havadaki gerilim somutlaştı. Avni Bey, beline dördüncü tabancasını yerleştirirken acı gerçeği fısıldadı: "Kendi elimizle silahlandırdığımız Delibaş Mehmed isyan bayrağını açtı. Çumra düştü, sıra merkezde!"
Gece yarısı şehir bir cehennem çukuruna döndü. Ensari Bey, Avni Bey'in talimatıyla Jandarma Mektebi'ne sığınmak için karanlık ve çamurlu tarlalardan geçerek yola koyuldu. Yolda karşısına çıkan asilerle girdiği çatışmadan yaralı kurtularak mektebe ulaştı.
Mektepte sadece 25 acemi jandarma vardı. Alâeddin Tepesi'nde ise Vali, Şeyh Sunusi ve Çelebi Efendi kuşatma altındaydı. Delibaş'ın 400 süvarisi şehre dalmış, hapishaneyi ateşe verip 500 mahkumu silahlandırarak safına katmıştı.
3 Ekim sabahı, isyancılar Tayyare Parkı’na saldırdı. Ensari Bey ve Mülazım Mustafa Kemal Bey, mektebin pencerelerinden on saat boyunca mermi yağdırdı. Ancak cephane biterken asiler binayı ateşe verdi. Kapılar kırıldı; Ensari Bey ve arkadaşları çırılçıplak soyulup dipçik darbeleriyle esir alındı.
Asiler onları kurşuna dizmek üzereyken, bir "Efe" araya girdi: "Burada öldürmeyelim, halk görsün, ibret olsun diye asalım!" Ayaklarına ipler bağlanarak Piri Paşa Dergâhı’na kadar sürüklendiler. Ensari Bey, baygınlık ve acı içinde geçen saatlerin ardından kendini bir cami avlusunda, diğer çıplak esirlerin arasında buldu. 5 Ekim sabahı, ölüme götürülmek üzere şehirden çıkarıldılar. Ancak mucizevi bir an yaşandı; asilerin safındaki Saraç Kemal'in şefaatiyle serbest bırakılıp "cepeye" sürüldüler.
O sırada ufukta bir toz bulutu belirdi. Milli Mücadele'nin Tenkil Müfrezeleri şehre giriyordu. Top sesleri yükselince asiler darmadağın oldu. Delibaş, Kızıl Ören köyüne doğru kaçarken, Ensari Bey ve arkadaşları bir otele sığınarak kurtuluşu bekledi.
Üç gün sonra Konya sokaklarında artık hürriyet rüzgarları esiyordu. Kaçan Delibaş Mehmed, üç ay sonra kendi adamları tarafından öldürüldü. Bir zamanlar "Paşa" diye anılan hainin kesik başı, bir ibret vesikası olarak Konya Hükümet Konağı önünde teşhir edildi.
Ensari Bülend Bey, cebinde kırık bir kalem ve ruhunda derin yaralarla Ankara’ya dönerken şunu biliyordu: Vatan, sadece düşmana karşı değil, içteki karanlığa karşı da her an uyanık kalarak korunurdu.
Yaşar Saygılı
TEREF

