Söğüt’ün bağrından çıkan, Kayı boyunun asil kanıyla sulanan Osmanlı Devleti, başlangıçta özbeöz bir Türk devleti olarak tarih sahnesine adım atmıştır.

Bu gün, 10:54           
Söğüt’ün bağrından çıkan, Kayı boyunun asil kanıyla sulanan Osmanlı Devleti, başlangıçta özbeöz bir Türk devleti olarak tarih sahnesine adım atmıştır.
Söğüt’ün bağrından çıkan, Kayı boyunun asil kanıyla sulanan Osmanlı Devleti, başlangıçta özbeöz bir Türk devleti olarak tarih sahnesine adım atmıştır. Anadolu’nun yiğit alperenleri, gazileri ve Türkmen aşiretlerinin omuzlarında yükselen bu cihan devleti, ne yazık ki sınırları genişleyip bir imparatorluğa dönüştükçe, kendi öz evladını, yani devletin harcını karan Türkmenleri arka plana itmeye başlamıştır. Saray surları yükselip taht şehri İstanbul’a taşındıkça, bozkırın asil ve hür çocukları yönetim mekanizmalarından adım adım uzaklaştırılmıştır. Kuruluşun o saf, dinamik Türk ruhu, yerini zamanla kozmopolit bir saray zihniyetine bırakmış ve bu durum, yüzyıllar sürecek olan, Türk kimliğinin kendi kurduğu devlette adeta yabancılaşmasına yol açan derin bir sürecin ilk kıvılcımı olmuştur.
İstanbul’un fethinden sonra devlet kadrolarında yaşanan köklü değişim, Türk unsurunun yönetimdeki ağırlığına vurulan en büyük darbelerden biri olmuştur. Çandarlı Halil Paşa gibi köklü Türk ailelerinin yönetimden tasfiye edilmesiyle başlayan bu süreç, devletin zirvesini tamamen devşirme aristokrasisinin tekeline bırakmıştır. Sadrazamlıktan sancak beyliğine kadar en kritik askeri ve idari makamlar Türk olmayan unsurlara sunulurken; canını, kanını ve emeğini bu devlet için feda eden Türkler, yönetim mekanizmalarının tamamen dışına itilmiştir. Liyakat ve asalet sahibi Türk evlatları, kendi hanedanlarının idaresinde adeta üvey evlat muamelesi görmüş, devletin karar organları Türk’ün fıtratına ve çıkarlarına mesafeli bir yapıya bürünmüştür.
Bu dışlanma sadece yönetim kademelerinde kalmamış, ne yazık ki kültürel ve dilsel bir küçümsemeye de dönüşmüştür. Saray ve çevresindeki seçkinler grubu, Türkçenin o duru, asil ve yalın yapısını terk ederek yapay bir Osmanlıca üretirken, Anadolu’da saf Türkçe konuşan halkı hor gören bir bakış açısı geliştirmiştir. Dönemin saray tarihçileri, divan şairleri ve bürokratları, kaleme aldıkları eserlerde Türk milleti için "Etrak-ı bî-idrak" (anlayışsız, cahil Türkler), "kaba Türk" veya "hırsız Türk" gibi ağır, incitici ve kabul edilemez ifadeler kullanmaktan çekinmemişlerdir. Kendi öz yurdunda diliyle, kültürüyle ve kimliğiyle yabancılaştırılmak istenen Türk milleti, bizzat kendi kurduğu imparatorluğun elitleri tarafından entelektüel bir baskıya maruz bırakılmıştır.
Ekonomik ve askeri alanda ise Anadolu Türklüğü adeta bitmek bilmeyen bir sömürü çarkının dişlileri arasında sıkışmıştır. İstanbul’daki saray erkanı ve devşirme bürokrasi ihtişam içinde yaşarken, vergi yükünün en ağırı ve adaletsizi her zaman Anadolu’daki Türk köylüsünün sırtına bindirilmiştir. Savaş zamanı cepheye ilk sürülen, serhat boylarında şehit düşen, Yemen çöllerinden Balkan dağlarına kadar dünyanın dört bir yanında kanı sel gibi akan hep Türk gençleri olmuştur. Buna karşın, barış zamanı imar edilen, köprüler, medreseler ve saraylarla donatılan yerler hiçbir zaman Anadolu’nun bağrı olmamıştır; Türk halkı, devletin gözünde sadece bitmek bilmeyen savaşların asker deposu ve hazineyi dolduran bir vergi kaynağı olarak görülmüştür.
Bu amansız baskılara, ağır vergilere ve haksızlıklara karşı Anadolu’nun yiğit bağrından yükselen feryatlar, tarih sayfalarına Celali İsyanları olarak kazınmıştır. Ancak merkezi yönetim, kendi öz halkının bu haklı ve çaresiz feryadını anlamak, adaleti tesis etmek yerine, bu isyanları bastırmak için eşi benzeri görülmemiş bir şiddete başvurmuştur. Kuyucu Murat Paşa gibi devşirme kökenli devlet adamları, hak arayan, canı burnuna gelmiş on binlerce Anadolu Türkmen’ini acımasızca katledip diri diri kuyulara doldurarak Anadolu topraklarını adeta bir Türk mezarlığına çevirmiştir. Devletin ceza kılıcı, sınır boylarındaki yabancı unsurlara gösterdiği hoşgörü ve müsamahayı, ne yazık ki kendi öz vatandaşı olan Türk’e hiçbir zaman göstermemiştir.
İmparatorluğun konar-göçer Türkmen ve Yörük boylarına uyguladığı zorunlu iskan ve sürgün politikaları da bu baskıcı zihniyetin bir başka keskin yüzüdür. Devletin, bağımsızlıkçı, özgür ruhlu ve merkezi otoritenin adaletsizliğine boyun eğmeyen Türkmen aşiretlerini parçalamak amacıyla uyguladığı sürgünler, asırlık Türk yurtlarının ve aile bağlarının dağılmasına neden olmuştur. Kardeş kardeşten, oba obadan koparılarak zorla yerleşik hayata geçirilmiş, direnç gösterenler ise imparatorluğun en uzak köşelerine sürülerek cezalandırılmıştır. Bu sistemli politikalarla Türkmenlerin o asil, dirençli, teşkilatçı ve hürriyetine düşkün yapısı kırılmak istenmiş, Türk’ün demografik ve askeri gücü bilinçli bir şekilde zayıflatılmıştır.
Fakat her şeye rağmen unuttukları bir şey vardı: Türk’ün asil ruhu, ne kadar baskılanırsa baskılansın, küllerinden yeniden doğacak o kutlu ve ilahi kudrete her zaman sahipti. Yüzyıllar süren ihmale, aşağılanmaya, ağır zulümlere ve sömürüye rağmen, Anadolu’nun saf sinesinde çarpan Türk kalbi ve istiklal aşkı asla sönmedi. İmparatorluk çökerken ve tebaa olan diğer unsurlar birer birer sırt çevirirken, bu toprakları canı pahasına savunan ve küllerinden yepyeni, tam bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti kuran yine o "ihmal edilen" asil Türk milleti olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde şahlanan bu destansı uyanış, Türk’ün kendi öz yurdunda ebedi efendi olduğunu ve tarih sahnesinden asla silinemeyeceğini tüm cihana bir kez daha ilan etmiştir.
Yararlanılan Tarihi ve Bilimsel Kaynaklar
Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ (1300-1600) & Devlet-i 'Aliyye: Osmanlı İmparatorluğu Üzerine Araştırmalar
Mustafa Akdağ, Türkiye'nin İktisadi ve İçtimai Tarihi & Celali İsyanları: Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi (Özellikle Türk unsurları ve devşirmeler arasındaki mücadeleler üzerine analizleri)
Çetin Yetkin, Etnik Karakteriyle Osmanlı Tarihi & Türk Halkının Küstürülen Tarihi
Faruk Sümer, Oğuzlar (Türkmenler): Tarihleri, Boy Teşkilatı, Destanları
Yusuf Halaçoğlu, Anadolu'da Aşiretler, Cemaatler, Oymaklar (1453-1650) (Osmanlı iskan ve sürgün politikaları üzerine belgeler)
Gök Tanrı - Tengri













Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru