Hiçbir Tesadüf Yoktur: CIA’nın Kurduğu Cemaat Düzeni
Bu gün, 11:14

II. Dünya Savaşı’nın ardından Türkiye, Batı blokunun ileri karakolu olarak konumlandırıldı. Truman Doktrini ve Marshall Yardımı ile başlayan süreç, NATO üyeliğiyle kurumsallaştı. Ancak bu üyelik yalnızca askeri ittifak değildi; CIA destekli antikomünist örgütlenmelerin Türkiye’de kök salmasının başlangıcıydı. Komünizmle Mücadele Derneği ve İlim Yayma Cemiyeti, devletin gölgesinde örgütlenerek ideolojik bir kalkan, toplumsal bir mobilizasyon aracı haline geldiler. Bu örgütlenmeler, yalnızca komünizme karşı değil, halkın muhalefetini bastırmak için de kullanıldı.
Tarihsel belgeler, bu cemiyetlerin CIA’nın yönlendirmesiyle kurulduğunu ve karşı‑gerilla operasyonlarının yerel taşıyıcıları olduğunu gösteriyor. 1960’lardan itibaren cemaatler devletle ittifak kurarak büyüdü. 1980 darbesi sonrası bu ittifak daha da güçlendi; Özal dönemiyle birlikte cemaatler ekonomik ve kültürel alanlarda meşruiyet kazandı. Gülen hareketi bu zeminde yükseldi, devletin damarlarına sızdı. Prof. Mete Tunçay ideolojik kutuplaşmanın kurumsallaşmasını, Prof. Feroz Ahmad ABD’nin siyasal nüfuzunu, Prof. İlber Ortaylı ise darbelerle vesayet sisteminin sürekliliğini ortaya koyarak bu zincirin günümüze uzanan halkalarını gösterir.
Ekonomik boyutta cemaatler yalnızca dini örgütlenmeler değil, aynı zamanda sermaye birikiminin yeni aktörleri oldular. Gülen hareketi TUSKON–MÜSİAD rekabetiyle güç kazandı. Tarikatların ticaret ve sermaye ağları, Uğur Mumcu’nun “Tarikat, Siyaset, Ticaret” çalışmasında ayrıntılı biçimde ortaya konur. Cemaatler üyelerine iş, evlilik ve sermaye transferi gibi alanlarda sosyal güvence sağladı. Prof. Yusuf Akdağ’ın din–kapitalizm ilişkisine dair çalışmaları, bu yükselişi teorik bir çerçeveye oturtur. Kapitalizmle uyumlu dini örgütlenmeler, Türkiye’de cemaatlerin ekonomik gücünü pekiştirdi.
Kurumsal araçlar da bu sürecin bir parçasıydı. ODTÜ ve Robert Koleji, ABD’nin kültürel nüfuz politikalarının taşıyıcıları olarak kuruldu. Eğitim kurumları “yumuşak güç” işlevi gördü, cemiyetlerle kesişerek İlim Yayma Cemiyeti, TKMD ve Gülen hareketi arasında bağlantılar kurdu. Prof. Şerif Mardin’in merkez–çevre yaklaşımı, bu kurumsal araçların toplumsal mobilizasyon üzerindeki etkisini açıklamaktadır.
Toplumsal hafıza ise bu mücadelenin en sert alanıdır. 15 Temmuz sonrası yayıncılık patlaması, ideolojik kutuplaşmanın kültürel üretime nasıl yansıdığını gösterdi. Gezi Parkı ile 15 Temmuz arasındaki hafıza savaşı, iki farklı ideolojik blokun toplumsal anlatılarını karşı karşıya getirdi. Devlet, medya üzerinden kendi anlatısını kurumsallaştırdı. Prof. Fahrettin Altun, 15 Temmuz’un toplumsal hafızada “demokrasi bayramı” olarak inşasını değerlendirir.
Bugün AKP–Gülen çatışması, bürokrasi, yargı ve polis içindeki güç mücadelesiyle şekillenmiştir. 17–25 Aralık süreci ve dershane krizi, cemaat–iktidar ilişkilerinin kırılma noktalarıdır. Tarikat–siyaset–ticaret üçgeninin bıraktığı miras hâlâ siyaseti ve toplumsal örgütlenmeleri belirlemektedir. Prof. Ahmet İnsel, cemaat–iktidar ilişkilerinin günümüzdeki kırılganlığını vurgular.
Sonuç açıktır: Türkiye’de cemaat–devlet–sermaye üçgeni, CIA destekli antikomünist ağların mirasıyla şekillenmiş ve günümüze kadar taşınmıştır. Hiçbir tesadüf yoktur. Tarihsel bağlam, ekonomik analiz, kurumsal araçlar ve kültürel hafıza bir araya geldiğinde görülen gerçek şudur: Bu örgütlenmeler yalnızca geçmişin bir parçası değil, bugünün siyasal ve toplumsal dinamiklerini belirleyen en kritik güçtür.
Murat Apay
TEREF

