ELAZİZ adının ELAZIĞ olduğu gece...
Bu gün, 15:54

1937 senesinin bahar aylarından biri. Bütün şehir
büyük bir coşku ve heyecan ile sokaklara dökülmüş.
Elazığ Mustafa Kemal’i bekliyor.
Dördüncü Umum Müfettişliği Umum Kumandanı
General Abdullah Alpdoğan ve Komşu vilâyetlerin
kumandanları, valiler, müşavirler askerî törenle Mustafa
Kemal’i trenden alıyorlar. Okullar, öğretmenler,
memurlar, halk, bütün Elazığ sevgi dolu kalpleriyle
yollara dökülmüşler, Atatürk, şereflendirdiği Elazığlıları
derin bir samimiyetle selâmlayarak kumandanlığa
gidiyor.
Eşim Kültür Müşaviri, ben de öğretmen olarak gece
Halkevinde verilecek yemeğe davetliyiz. Atatürk’ü
yakından görmek en büyük şansım ve gururum
oldu. Elâzığ Halkevi Türkiye’nin seçkin ve çok verimli
bir çalışma merkezi idi. Konferans salonu o gece
ulaşabileceği bahtiyarlığın büyüklüğüne uygun bir
şekilde hazırlanmıştı. Duvarlar yıllarca özene özene
seçilen Ata’ya ait tablolar ile doluydu.
Erkenden gitmiştik. Sabırsızlıkla Atatürk’ü
bekliyorduk. Birden kapı açıldı ve bir ışık dalgası
gözlerimizi kamaştırdı. Atatürk binayı sarsan alkışlar ile
içeri girdi. Yavaş yavaş duvardaki tabloları inceleyerek
dolaştılar. Kendilerine ayrılan masaya oturmadılar.
Merakla kendilerini takip ediyorduk. Biraz sonra gördük
ki büyük bir titizlikle hazırlanan masa yerinden kalktı,
giriş kapısının hemen solundaki duvarda bulunan
tablonun tam karşısına kondu. Bu tablo karlar üstünde
kaputuna sarılmış yatan Ata’nın vatan bekçiliği yaptığı
tablodur. Atatürk ile beraber, devrin başvekili Sayın Celâl
Bayar, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya, Kâzım Orbay, Elazığ
milletvekili şair Fazıl Ahmet Aykaç, şair İsmail Müştak,
yaverleri ve şimdi ismini hatırlayamadığım milletvekilleri
ve seçkin kimseler vardı. Herkes oturduktan sonra Celâl
Bayar ortaya çıktı, bütün salona hitap ederek:
Düşman vatanın bağrına dayamış hançerini,
Kurtaracak yok mudur bahtı kara maderini,
Düşman dayasın vatanın bağrına hançerini,
Kurtaracak bulunur elbet bahtı kara maderini.
diyen vatan evlâdı aramızdadır diyerek toplantıyı
açtı. Atatürki biraz rahatsızdı. Başı ile her köşeyi ayrı ayrı
selâmladı.
Her toplantıda milleti için yaratıcı kararlar alan
Ulu Önder, Fazıl Aykaç’ı yanlarına çağırarak: “Bu
geceden itibaren Elaziz, Elazığ olacaktır” demiş ve
sebebini şöyle açıklamıştır:
“Şehirlerimizi şahıs isimleri ile adlandırmak yerine,
şehirlerin kendilerine has nitelikleri ile adlandırılmasını
istiyorum. Elazığ çok verimli bir diyardır. Halkı mert
ve çalışkandır. Türklerde bir âdet vardır, çalışmaya
gidenlerin yanına azık koyarlar. Türkçemizde son
gelen (k) sesi yumuşar ve (g) olur. Onun için Elaziz,
Elazığ olacaktır. Bunları buradaki topluma iyice
açıklayın” dediler.
Fazıl Ahmet bu tarihî değer taşıyan açıklamayı
Elazığ salonlarından bütün yurda yapmış oldu.
Salondakiler yolumuza ışık tutan Ata’nın bildirisini
coşkuyla alkışlayıp minnetlerini ifade ettiler. Yemek,
biraz müzik, daha sonra da Ata’nın isteği ile şiirler
okundu. İsmail Müştak, Tevfık Fikret’in “95’e Doğru”,
Fazıl Ahmet Aykaç kendisinin yazdığı “gözümle
gördüm” şiirini okudular. Atatürk, Abdullah Paşa’ya:
“Hep benim misafirlerim okudular, ev sahiplerinden
de bir şeyler bekliyoruz.” dedi. Abdullah Paşa’nın
ayağa kalkarak: “Cemile Hanım” dediğini duydum.
Şaşırdım, ellerim ayaklarım titremeye başladı. Ancak
bu, hayatımın en mutlu daveti idi. Kalktım, Atatürk’ün
huzuruna doğru yürüdük. Aklıma bir şey gelmiyordu.
Atatürk ilkelerini canla başla benimseyen bir
öğretmen olarak 1934’te Ankara Kız Lisesi’nde
öğretmenken, halkevinde yaptığımız bir müsamerede
okumak üzere, “yürüyoruz” adlı bir parça yazmıştım.
Ezberimde olduğu için, etrafındakileri görmeden
bütün samimiyetimle ve gücümle bu parçayı okudum.
Ben okurken, Atatürk her cümlesini başları ile tasdik
etmişler.
Bitirdiğim zaman, Şükrü Kaya Bey, beni Atatürk’ün
yanına götürdü. Atatürk bana: “Cemile Hanım, en
büyük gururum sîzlersiniz, böyle kadınları olan bir
millet ebediyen yaşayacaktır. Vatan sizlere emanettir”
dedi. Gözyaşlarımla mukabele ettiğimi hatırlıyorum.
Biraz sonra, bütün salon generallerimizle beraber
Harp Okulu marşını okuyorduk. Bu muhteşem gece
böylece sona eriyordu...
*** Merhume Öğretmen Cemile Aytaç
Harput Yollarında

