KÜLTÜREL MÎRÂS SEFERBERLİĞİ VE YEREL YÖNETİMLER...

Bu gün, 07:34           
KÜLTÜREL MÎRÂS SEFERBERLİĞİ VE YEREL YÖNETİMLER...
Belediyeyi Hizmet Binasından Halkın Evi’ne Dönüştürmek...
Bir şehrin kaderi, yalnız belediye başkanının makam odasında belirlenmemelidir.
Çünkü şehir; başkanın değil, o şehirde yaşayan herkesin evidir.
Sokakta oynayan çocuğun da…
Dükkânını sabah erkenden açan esnafın da…
Tarlasına giden çiftçinin de…
Yıllardır bir sanatı, bir zanaatı, bir türküyü, bir duâyı taşıyan ustanın da…
Mahallesindeki çeşmenin suyunu, çınarın gölgesini, eski evin hatırasını korumaya çalışan insanın da şehridir.
Kültürel Mîrâs Seferberliği, belediyeyi yalnız asfalt döken, çöp toplayan, bina yapan yahut etkinlik düzenleyen bir kurum olarak görmez.
Bunların hepsi elbette belediyenin vazifesidir.
Fakat belediyecilik, bunlardan ibaret değildir.
Asıl mesele; insanın yaşadığı yere aidiyet duymasıdır.
Mahallesine sahip çıkmasıdır.
Köyünün suyunu, toprağını, ağacını, mezarlığını, çeşmesini, okulunu, meydanını ve hatırasını kendi emaneti bilmesidir.
Bir şehirde yurttaş yalnız seçim günü hatırlanıyorsa, orada demokrasi eksik kalır.
Bir mahallede insanlar yalnız şikâyet etmek için bir araya geliyorsa, orada ortak hayat henüz kurulmamıştır.
Bir kentte kültür yalnız festival afişlerine, açılış kürsülerine ve birkaç günlük gösteriye sıkışıyorsa, orada mîrâs yaşatılmıyor; yalnız sergileniyordur.
Bizim ihtiyacımız olan şey; seyirci yurttaş değil, sorumluluk sahibi yurttaştır.
Belediye, Halktan Ayrı Bir Makam Değildir...
Belediye başkanı hizmet üretmelidir.
Yol yapılacaksa yapılmalıdır.
Su akacaksa akmalıdır.
Ulaşım, temizlik, altyapı, sosyal destek ve şehir düzeni elbette ihmal edilmemelidir.
Fakat bir belediye başkanının asıl gücü, her kararı tek başına verebilmesinde değildir.
Asıl güç; doğru insanları dinleyebilmesinde, yetkiyi paylaşabilmesinde ve halkın aklını yönetime katabilmesindedir.
Bir şehir, bir kişinin bilgisiyle yönetilemeyecek kadar büyük bir emanettir.
Çünkü şehir yalnız binalardan meydana gelmez.
Şehir; hatıradan, emekten, gelenekten, ihtiyaçtan, korkudan, ümidden ve insan ilişkilerinden meydana gelir.
Bu sebeple yerel yönetimlerde güçlü başkan anlayışının yerini, güçlü meclis ve güçlü mahalle anlayışı almalıdır.
Belediye meclisleri gerçek anlamda yerel meclis hâline gelmelidir.
Yalnız imar maddelerine el kaldıran, bütçe kalemlerini görüşen dar yapılar olmaktan çıkmalıdır.
Kentin geçmişini, bugününü ve yarınını konuşan; denetleyen, araştıran, dinleyen, karar alan canlı kurumlar olmalıdır.
Kültürel Mîrâs, Bir Müdürlük Meselesi Değildir...
Bugün birçok belediyede kültür işleri, etkinlik takvimi hazırlayan bir birim gibi düşünülmektedir.
Bir konser…
Bir sergi…
Bir festival…
Bir şölen…
Elbette bunlar kıymetlidir.
Fakat kültür, yalnız sahneye çıkan sanatçı değildir.
Kültür; yaşlı bir kadının ekmek yapma usûlüdür.
Bir ustanın çırak yetiştirme ahlâkıdır.
Bir köyde imeceyle onarılan çeşmedir.
Bir mahallede çocukların oynadığı sokaktır.
Bir zeytinliğin, bir bağın, bir yaylanın, bir pazaryerinin hafızasıdır.
Kültürel Mîrâs Seferberliği’nin belediyelere söylediği söz;
kültürü bir müdürlüğün dar alanına hapsetmeyin.
Kültürü; imar, çevre, tarım, eğitim, gençlik, kadın, sosyal hizmet, turizm, ulaşım ve mahalle hayatının içine yerleştirin.
Çünkü kültür hayatın dışındaki bir süs değildir.
Kültür, hayatın nasıl yaşanacağını belirleyen ana terbiyedir.
Mahalleden Başlayan Demokrasi...
Yerel demokrasinin ilk durağı belediye binası değil, mahalledir.
Her mahallede düzenli toplanan Mahalle Meclisleri kurulmalıdır.
Bu meclislerde yalnız muhtar ve birkaç tanıdık sima değil; kadınlar, gençler, engelliler, emekliler, esnaf, öğretmenler, sanatçılar, çiftçiler ve mahallede yaşayan herkes temsil edilmelidir.
Mahallenin suyu yeterli mi?
Çocukların güvenle oynayacağı alan var mı?
Yaşlıların oturacağı, dinleneceği meydan var mı?
Sokaklar erişilebilir mi?
Mahallede işsiz gençler ne yapıyor?
Eski yapılar korunuyor mu?
Çeşmeler akıyor mu?
Ağaçlar, dereler, tarlalar ve ortak alanlar korunuyor mu?
Mahallede unutulmak üzere olan bir sanat, bir yemek, bir türkü, bir hikâye var mı?
Bu sorular belediye binasının içinde değil, hayatın içinde cevap bulur.
Mahalle Meclisleri, yalnız talep ileten yapılar olmamalıdır.
Mahallenin kendi imkânını harekete geçiren; imeceyi, dayanışmayı, gönüllülüğü ve yerel bilgiyi örgütleyen meclisler olmalıdır.
Kültürel Mîrâs Meclisleri Kurulmalıdır...
Her belediyede, siyasî tartışmaların ve günlük çekişmelerin üstünde duran bir Kültürel Mîrâs Meclisi kurulmalıdır.
Bu mecliste;
Yaşayan İnsan Hazineleri…
Halk ozanları…
Zanaatkârlar…
Yerel tarih araştırmacıları…
Öğretmenler…
Mimarlar…
Arkeologlar…
Çiftçiler…
Kadın üretici kooperatifleri…
Gençler…
Engelli yurttaşlar…
Mahalle temsilcileri
ve sivil toplum kuruluşları yer almalıdır.
Bu meclisin görevi yalnız etkinlik önerisi yapmak değildir.
Şehrin kültürel envanterini çıkarmaktır.
Kaybolan değerleri kayda almaktır.
Ustaları çıraklarla buluşturmaktır.
Tarihî yapıları, sokakları, mezarlıkları, köprüleri, çeşmeleri ve pazar yerlerini koruma programına almaktır.
Köylerdeki üretim bilgisini, yemek kültürünü, geleneksel mimârîyi ve sözlü hafızayı yaşatacak yollar bulmaktır.
Bir şehir, kendi hafızasını bilmeden geleceğini doğru kuramaz.
Katılımcı Bütçe, Ortak Emanettir
Belediye bütçesi, halktan toplanan imkânın yeniden halka dönmesidir.
Bu sebeple bütçenin belirli bir bölümü doğrudan mahallelerin, köylerin ve yurttaşların teklifleriyle şekillenmelidir.
Bir mahalle çocuk parkı istiyorsa…
Bir köy kadınların üretim yapacağı ortak fırın kurmak istiyorsa…
Bir semt eski çeşmesini, pazar yerini yahut meydanını ihyâ etmek istiyorsa…
Bir grup genç mahalle kütüphanesi, sanat atölyesi ya da oyun alanı teklif ediyorsa…
Bunlar bütçe görüşmelerinin dışında kalmamalıdır.
Katılımcı bütçe, yalnız para dağıtmak değildir.
Yurttaşa şu sözü vermektir:
“Bu şehir senin. Bu imkân senin. Kararda senin sözün var.”
Bu söz verildiğinde insan yalnız talep eden değil, sorumluluk alan yurttaşa dönüşür.
Şeffaflık, Güvenin Temelidir
Şehirde güven yoksa, ortaklık da kurulmaz.
Bu nedenle belediyeler bütçelerini, projelerini, ihale süreçlerini, imar kararlarını, çevre raporlarını ve uygulama takvimlerini açık biçimde halkla paylaşmalıdır.
Yurttaş, kendi şehrinde ne yapıldığını öğrenmek için kapı kapı dolaşmamalıdır.
Bilgi, kapalı odalarda saklanan bir imtiyaz olmamalıdır.
Açık, anlaşılır ve erişilebilir olmalıdır.
Fakat şeffaflık yalnız belge yayımlamak da değildir.
Yöneticinin halkın karşısına çıkıp hesap vermesidir.
Yapılanı anlatmasıdır.
Yapılamayanı dürüstçe söylemesidir.
Eleştiriyi düşmanlık saymamasıdır.
Çünkü eleştiri, şehre duyulan ilginin işaretidir.
Anadolu’nun Belediyecilik Dili...
Anadolu’nun şehir anlayışında meydan vardır.
Çeşme vardır.
Köprü vardır.
Pazar vardır.
Cami avlusu vardır.
Kahve vardır.
Köy odası vardır.
İmece vardır.
Komşuluk vardır.
Birbirinin derdiyle dertlenmek vardır.
Kültürel Mîrâs Seferberliği, işte bu kadîm şehir terbiyesini bugünün şartları içinde yeniden diriltmek ister.
Bu, geçmişe dönmek değildir.
Geçmişin içindeki hikmeti geleceğin imkânlarıyla buluşturmaktır.
Dijital katılım platformları kurulmalıdır.
Gençler şehir planlamasına, kültür çalışmalarına ve çevre projelerine doğrudan katılmalıdır.
Her şehir kendi kültürel mîrâs haritasını oluşturmalıdır.
Her köyün, her mahallenin unutulan bilgisi kayıt altına alınmalıdır.
Fakat bütün bunlar yapılırken insanın insana yakınlığı kaybedilmemelidir.
Çünkü ekran üzerinden katılım kıymetlidir; ama meydanda yüz yüze konuşmanın yerini tutmaz.
Kültürel Mîrâs Seferberliği için yerel yönetim meselesi, yalnız idarî bir düzenleme değildir.
Bu, insanın yaşadığı yere yeniden bağlanma meselesidir.
Bir şehirde çocuk kendini emniyette hissediyorsa…
Yaşlı hürmet görüyorsa…
Kadın üretebiliyor ve yönetime katılabiliyorsa…
Gençler kendi şehrinde hayal kurabiliyorsa…
Ustalar bilgilerini aktarabiliyorsa…
Köyün suyu, toprağı ve ağacı korunuyorsa…
Meydanlar insanları birleştiriyorsa…
Orada gerçek belediyecilik başlamış demektir.
Güçlü başkanlar değil…
Güçlü meclisler…
Güçlü kurumlar değil yalnız…
Güçlü mahalleler…
Ve hepsinden önce;
Yaşadığı yere sahip çıkan güçlü yurttaşlar…
Çünkü katılım olmadan atılım olmaz.
Mîrâsına sahip çıkmayan şehir, geleceğini başkasının eline bırakır.
Ve Anadolu’nun şehirleri, artık yalnız yönetilen yerler değil; birlikte kurulan, birlikte korunan, birlikte diriltilen Güneş Yurtları olmalıdır...
Kültürel Miras Seferberliği
Sefer Yağcızeybek












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru