İPLİKÇİ CAMİİ'Nİ KİM YAPTI?

Bu gün, 15:04           
İPLİKÇİ CAMİİ'Nİ KİM YAPTI?
1431 yılında Konya Darülmülkünde hükümran olan Karamanoğlu Sultan 2. İbrahim bey zamanında Turgutoğlu Ahmet Bey tarafından yaptırıldığı, aşağıda tamamını çevirdiğim vakfiyesinden çok net olarak anlaşılıyor.
Araştırıcılara ve değerli akademisyen kardeşlerimize vakfiyenin günümüz Türkçesiyle tam çevirisi aşağıdadır. İsteyen kardeşlerimize Aslı da tarafımda saklı olup verilebilir. Sevgi ve saygılarımla
İplikçi Camii Turgutoğlu Ahmet Bey Vakfiyesi
834 H. yılı zilkade başı / Temmuz 1431
Rahman ve rahim olan Allah’ın adıyla
Konya kadısı Zihni Zade Hacı Mehmet Emin / Allah onu bağışlasın!
Bütün övgüler: her şeyin aslına ilmi ulaşan, her hale aşina olup zamandan ve mekândan münezzeh olan Allaha olsun! Allah cc, hiçbir aklın hayal ettiği ngibi değildir, Allah’ın kemal sıfatlarına erişmenin imkânı yoktur, onun yarattıklarının şaşılacak durumlarını düşünen itaatle emredilmiştir.
Allah cc, kendisine zarar bulaşanın duasını kabul eder, kendisinden sakınanlara ve takvayı azık edinenlere cenneti vaat etmiştir, kendisine inanmayanı rezil ve sefil yapar, şükür ve iman eden için ise artırır. Yarınlarda ne olacağını kendisinden başka bilenin olmadığı Allah’ı her türlü eksiklikten tenzih ederiz. Her canlının rızık hususunda kefili odur.
Allahtan başka ilah olmadığına ve hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselamın onun kulu ve peygamberi olduğuna tanıklık ederim. Allah birdir ve asla ortağı yoktur, bu tanıklığıma ruhlar da katılır. Hazreti Muhammed Mustafa aleyhisselamın tatlı suyu bizi ölmemizden sonra yeniden diriltir ve unutma ve gafletten uzak tutar. Onun eserini takip eden tertemiz arkadaşlarına ve hane halkına da selam olsun!
Şimdi: her aklı düzgün işleyen ve “Şüphesiz ki bunda aklı olan ve hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.” (Kaf 37) Ayetine uygun gönlü olanlar için çok açık bir gerçektir ki: dünya bir çoğalma yeri olup içindekiler istisnasız geçicidir. Ahiret ve içindekiler ise kalıcıdır. Nitekim yaratıcı ve sahibimiz olan Allahü Teâla şöyle buyurur:
“Sizin yanınızdaki (dünya malı) tükenir, Allah katındakiler ise bâkidir. Elbette sabırlı davrananlara yapmakta olduklarının en güzeliyle mükâfatlarını vereceğiz.” (Nahl 96)
Bu durumda dünyayı ve ondakileri dayanak kabul eden için kurtuluş imkânsızdır. Batılın yok olacağına iman eden, dünyanın kandırıcı, adi, kötü ve acıtıcı bir ganimet olduğunu da bilmelidir. Ahiretin ise arsası geniş, sonsuz, bahçeleri hoşnutluk veren yerler olarak ebedidir.
Ahiret mertebeleri farklı ve çeşitlidir, gölgeleri geniş nimetleri sonsuzdur, cennet nasıl ebedi ise içindekiler de ebedidir. Gerçek hayat oradadır, cennette fena geçersizdir, orada beka hakimdir. Dünya ahiretin ekenek yeri olarak azığını uzun yola hazırlayıp önündeki tehlikelere karşı tedbir alabileceği geçici bir konaktır. Bunun bilincinde olan kulları Mennan / iyilik yapıcı ve Melik / evrenin sahibi ve maliki olan Allah cc, hayır ve iyilik işlerine yönlendirir, bu yolda adım atanları başarıya eriştirir. Onları:
“Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor. “ (İbrahim 42)
Ayetinde ifadesini bulan çetin günde yalnız bırakmayacaktır. Çünkü bu günde dehşetten kurtuluş kolay değildir.
“O gün, ne mal fayda verir ne de evlât.” (Şüara 88) Ayetinde beyan edildiği gibi o gün mal ve çocukların bile faydası olmayacaktır.
“Allah’a arınmış bir kalp ile gelen başka.” (Şüara 89) Ayetinde açıklandığı gibi o gün ancak sağlam ve hastalıksız bir kalple gelenler müstesna tutulur.
Bütün bunların şuuruyla donanmış bulunan: kıymetli emir, büyük ve şerefli bey, Allah’ın lütuf ve kerem ayetlerine mazhar olan, ilim ve hikmet ehlinin yardımcısı, sancak ve tuğra sahiplerinin mürebbisi, kılıç ve kalem sahiplerinin mercii, bütün dallarıyla yükselme fenlerinin koruyanı, halkın her işinin kefili, inancı ve bağlılığı tam, Allah’ın yardımına sığınan, Abdurrazzak oğlu Ebu’l-fazl Mehmet olarak tanınan Turgut Bey oğlu Ahmet Bey:
Takvanın ve ihlasın en iyi katık olduğu bir yolculukta, kesin olarak iman etti ki:
“Yeryüzünde bulunan her canlı yok olacak. Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zâtı bâki kalacak.” (Rahman 26-27) Ayetlerinin beyan ettiği hakikatle karşılaşılacağı kesindir. Her konuda nefsini muhasebeye çekerek:
“… Kendiniz için önceden ne iyilik gönderirseniz, onu Allah katında daha üstün bir iyilik ve daha büyük mükâfat olarak bulursunuz. Allah’tan bağışlama dileyin. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.” (Müzzemmil 20) Ayetinde tavsiye edilen önceden hayır hasenat yaparak hazırlanmanın lüzumuna karar verdi ve Allah’ın ayetleri, peygamberin hadisleri ışığında Allah yolunda öz mallarından sadece onun rızasını kazanmak ve cemaliyle müşerref olmak maksadıyla harekete geçti.
Önce korunmuş Konya şehrinde bulunan Sultan Alâeddin türbesine konulmuş Mushafların okunması sırasında şansıma hangi ayet çıkacak, maksadıyla rast gele bir sayfa açınca, Allahtan sakınanlar için vaat edilen güzel gelecek vaat eden:
“İşte bu, bir hatırlatmadır. Doğrusu Allah'a karşı gelmekten sakınanlara güzel bir gelecek vardır.” (Sad 49) Ayetini ve iyi amel işleyenler için sonsuz nimetler vaat eden:
“Şüphesiz iman edip iyi iş yapanlar için tükenmeyen bir mükâfat vardır.” (Fussilet 😎 Ayetini gördü ve okudu.
Sonra farklı bir sayfa daha açınca ise: “İman edip iyi davranışlarda bulunanlara gelince, onlar için makam olarak Firdevs cennetleri vardır.” (Kehf 107) Ayeti çıktı. Bunun üzerine kalbi heyecanla oynamaya başladı, kendi kendisine; öyle bir amel işleyeyim ki sevabı artarak ve yenilenerek bana yazılsın, diye yola koyuldu.
Önce İplikçi Medresesi olarak tanınan Altunba medresesi bitişiğine bir cami inşa etti. Buraya üç Mushaf koydurup bunu, her şeyden haberdar ve her şeyi bilen Allah’ın izniyle, hatibin, imamın, kayyumun, devirhanın aşağıdaki şekilde okumaları için vakfetti.
Sonra her işin durumuna vakıf olan ve her şeyden haberi olan Habir olan Allah’ın lütuf ve ihsanlarından fazlasıyla nasibini almak için niyazda bulundu. Ve vakıf sahibi, en yararlı olanın, hem ahirette ve hem de dünyada sahibine bir fayda sağlayan şey olduğunu anladı. Bu bakımdan devamlı maddi ve manevi getirisi olacak bir iyilik düşünmeye başladı.
Bu konuda: “Günahkârlar simalarından tanınır, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.” (Rahman 41) Bu ayetle dehşeti ifade edilen kıyamet gününde asi kulların şefaatçisi olan peygamberimizin (sav) şu hadis-i şerifini gördü:
“insanoğlu ölünce ameli biter ancak üç şeyde ameli devam eder: faydalanılan bir ilim, kendisine dua eden hayırlı bir evlat ve sürekli bir sadaka.)
Bu sadaka-i cariyenin vakıflar olduğunu anladı, bir vakıf kurarak mallarından en önemlilerini vakfetti, sebil, etti ve ebedi olarak kamu yararına takdim etti. Bunda sadece ihlasla Allah’ın rızasını kazanmayı hedefledi. Vakıf koyanın amacı yalnızca özünde de sözünde de işinde de tercümansız ve aracısız olarak Allah’ın velilerine vaat ettiği cennet ve cemaline erişmeyi ve Allah’ın azap ve cezasından kurtulmayı arzuladı.
Vakıf sahibi bu hususta: “Bugün herkese kazandığının karşılığı verilir. Bugün asla zulüm yoktur. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.” (Mümin 17) Ayetini adeta ilahi bir kefalet olarak addediyordu.
Bunun üzerine kendi tasarruf mülkiyetinde yer alan ve Sultani Defter kayıtlarında da geçen mülklerinden şunları tescil ettirdi:
Bir: Konya’ya bağlı Kadınhanı ilçesine tabi Absarı (şimdi Değirmenli) köyünün tamamı ki bu köyün dört yandan sınırları şöyledir: Kuzey sınırı, Yenicekaya (şimdi Sarayönü’ne bağlı) köyü, Çeltik suyuna kadar, mermer köprü. Doğudan sınırı, bütünüyle Çeltik köyü olup Sarıtaş’a kadar, … , köşk sınırı, kaşlı öz, coşan su ve kızılca? sınırı. Kıble tarafından sınırı, bütünüyle Zengi (Bakırpınarı) köyü, Kantarcı yolu diye bilinen Büyük Ferik, Taşköprü, Böcekli dere, Homaklı değirmeni, … bilinen taş. Doğudan sınırı: bütünüyle Kâfir Değirmeni, Sarıtaş’a çıkan Zengi köyü yolu.
İki: Zengicek (şimdi Koçyaka köyü) ilçesine bağlı (bugün Altınekin’in Yenice adlı mahallesi olan) Maydus köyü bütünüyle vakfedilmiş olup dört tarafından sınırları şöyledir:
Birinci sınırı kıble yanından Suvarık (Altınekin) Aksaray kasaba yolu. İkinci sınırı: doğudan Eskil Kaş olarak bilinen kaşın üzerinde bulunan Hoca Ali adlı kişinin tarlasının bittiği yerden aynı kaşın üzerinden Koca çakıllı olarak tanınan Kuru çaya varıp Hatırşah kuyusundan Kösdek adlı yere dayanır. Üçüncü sınırı kuzeyden: İsrail ve Hacı Şahali adlı yerden genel yola çıkar. Dördüncü sınırı doğudan Suvarık / Altınekin sınırına dayanır.
Adı geçen, hududu verilen, Absarı ve Maydus köyleri: bütün arazileri, yaylaları, harmanları, bağları, meraları, bağlıları, alacakları, borçları, leh ve aleyhlerinde olan hukuku ve her şeyleriyle yukarıda adı geçen İplikçi Camiine aittir. Bu iki köyün bütün mahsullerinin öşürleri vakfın mütevellisince toplanarak fakirlerin yararına kullanılacaktır. Bu vakfın gelirlerinin tevzi edileceği fakirlerden en başta camide görevli imam, hatip, kayyum, ser mahfil görevlisi, devir han, müezzin ve muarrif / tarif eden, tanıtım elemanı, görevlilere yol gösteren kişi gelir.
Vakıf sahibi – Allah amacına ulaşmasını nasip etsin- adı geçen camide vazifeli olanlara şu şekilde ücret verilmesini şart koştu:
Devir han (ölenlerin altını – üstünü devir yoluyla ıskat edenler) iki kişi olacak, hafız ve kıraat uzmanı olacak, halk arasında mazbut, güvenilir ve sözü dinlenir kişilerden olacaklar. Eğer hafız bulunmazsa Kur’an’ı tecvit ve tertil üzere okuyabilenlerden seçilecekler, vakfın tayinlerini hak ederek çalışmaları sağlanacaktır. Devirhanlara ayda onar dirhem verilecektir.
İmam ve hatip en yaşlılardan ve en fazla ilim ve takva sahiplerinden olacaktır. İmam ve hatibe yılda yüzer dirhem verilecektir.
Kayyum: caminin demirbaşlarını koruyacak ve sahip çıkacaktır. Camiye vakfedilen Mushafları muhafaza edecek ve düzenli okunmalarını sağlayacaktır. Kayyum ayrıca Mushaf cüzlerini okuyanlara dağıtıp toplamakla dsa görevli olup senede 200 dirthem alacaktır.
Ser mahfile ayda elli dirhem tahsis edilecektir.
Müezzin ile Muarrif’e / tarifçiye günlük birer dirhem ödenecektir.
Rakabe yani vakfın mülklerine ait giderler hepsinin başında gelir, mütevelli vakfın bakım tamir gibi bir gideri varsa önce onları tasfiye eder.
Vakıftan geçinen (murtezika) kişilerin her türlü ihtiyacı mütevelli tarafından öncelikle karşılanır, murtezika ve vazifeliler bir kusurlarından dolayı azli hak etmedikçe görevden alınmazlar. Görevden alma görevi de kadıya aittir.
Bütün kayda alınan şart ve belgeleriyle bu vakıf: İslam’a uygun, yasalara mutabık, mahkemece: seçkin bir tanık topluluğu ve bilginler önünde imzalanmış ve yürürlüğe konmuştur. Zamanın geçmesi onu yürürlükten kaldıramaz, ayların ve yılların geçmesi onu bozamaz. Bu durum:
“Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti.” (Enbiya 89) Ayetinde işaret edilen, Allah yeryüzünü boşaltıp miras alıncaya kadar devam edecektir.
Allah, ahirete, meleklere, peygamberlere iman eden hiçbir sultan, kadı, hâkim, devlet adamı, vali, imam, müftü, şeyh, vergi memuru ve benzeri hiçbir yetkili bu vakfı kaldırmaya, bozmaya ve değiştirmeye yeltenemez. Vakıf sahibinin şartlarından bir noktayı bile yerinden kıpırdatmaya, hükümlerini zoraki yorumlarla aslından kaydırmaya kimsenin hakkı olamaz.
Kim böyle bir suça teşebbüs eder, vakfı ebedi şartlarından uzaklaştırmaya ve tahrifat ve tahribata başlarsa onun cevabı:
“O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Lânet de onlaradır, kötü yurt da onlaradır.” (Mümin 52) Ayet-i kerimesidir.
Bu vakfiyedeki şartları uygulayarak yoksullara faydalı olan mütevelliler ve vakıf hasılatını şartnameye göre dağıtan mutasarrıflar Allah tarafından makbul ve saadete erenlerden sayılarak:
“Kim Allah’a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah’ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, Sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır.” (Nisa 69) Ayetinde de vaat edildiği gibi onlarla birlikte diriltilecek ve arkadaş olarak cennete sevk edileceklerdir.
Bu vakfı kuranları, bu vakfiyeyi yazanları, imzalayan hâkimleri, kadıları, şahitlik edenleri ve noksansız uygulayanları Allah diledikleri şeye ulaştırsın.
Yazılış tarihi: 834 hicri yılı zilkade ayı başlarıdır. Temmuz 1431
Şahitler: Şemseddin Ahmet Ali bin Mahmut, …, Seydi Mimar bin Abdurrahman, Seyit Lütfullah Hacı Mehmet bin Mustafa, İlyas mümin paşa bin Ahmet, Dirazoğlu olarak bilinen Ahmet bin Hamza, Karadağlı oğlu olarak bilinen Hişam oğlu celal, Hafız Hasan bin Abdurrahman, İshak bin Ahmet, Şuri oğlu diye bilinen Hüseyin oğlu Ahmet, Abdurrahman Beşe, Ramazan oğlu Mustafa, Katib Bali ve diğerleri
(Ana kaynak: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanlık Vakıflar Genel Müdürlüğü kültür ve tescil dairesi başkanlığı 1967 nolu defterin 78. sayfasında kayıtlı Ebulfazl Ahmet Vakfı 834 / 1431 tarihli Arapça vakfiye)
Vermek istediğimiz mesaj şudur; dindarlık ve İslam medeniyetine hizmet bakımından Selçuklu Karamanoğlu ve Osmanlı arasında bir fark yoktur. Bir eseri bu üç medeniyetimizden hangisinin yaptığının eğer bir önemi yok diyorsanız o zaman kimin yaptığını bilmemiz yeterlidir en azından doğru yazılması bakımından.
Kaynak: Karamanoğulları Devleti / Tarihi Kitabeleri İtibarı adlı basılacak eserimizden.
Mükremin Kızılca












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru