Yakın tarihte tarih yapan etkin görünmezler-43

Bu gün, 10:34           
Yakın tarihte tarih yapan etkin görünmezler-43
Ferik (Korgeneral) Hasan Tahsin Paşa (Mesare, 1845-1918).
Arnavutluk Yanyalı Hasan Tahsin Paşa
Osmanlı Devleti’nin en trajik kırılma noktalarından biri olan I. Balkan Savaşı (1912) sırasında Selanik’i korumakla görevli 8. Müretteb Kolordu Komutanı olan ve şehri tek kurşun atmadan Yunan ordusuna teslim eden kişi.
Yanyalı Hasan Tahsin Paşa, Osmanlı Devleti’nin Selanik’i tek kurşun atmadan Yunanistan’a teslim etmesi (26 Ekim 1912) sebebiyle Türk tarih yazımında uzun süre "vatan haini" olarak etiketlenmiş, Yunan ve uluslararası tarih yazımında ise şehri yıkımdan kurtaran "öngörülü bir diplomat-general" olarak görülmüş bir asker.
Literatürde sıkça birbirine karıştırılan, iki farklı Hasan Tahsin Paşa mevcut.
Bu isimlerden ilki, Sultan II. Abdülhamid Han'ın Yıldız Sarayı’nda bürokrasinin zirvesine çıkan Başmabeyinci Hasan Tahsin Paşa; ikincisi ise I. Balkan Harbi'nde Selanik’i korumakla görevlendirilen ancak şehri savaşsız bir şekilde Yunan ordusuna devreden Ferik (Korgeneral) Hasan Tahsin Paşa'dır (Mesare).
Biz burada Ferik (Korgeneral) Hasan Tahsin Paşa'yı ele alacağız.
Hasan Tahsin Paşa, bugün Arnavutluk ile Yunanistan sınırında yer alan Epir bölgesindeki Messare (Mesoraca) köyünde, köklü ve Osmanlı idarî hiyerarşisinde nüfuz sahibi Arnavut bir aristokrat ailesinin evladı olarak 1845'te doğmuş.
Hasan Tahsin Paşa’yı akranı olan diğer Osmanlı subaylarından ayıran en radikal yönü eğitim altyapısı olmuş.
Klasik bir medrese veya geleneksel Osmanlı askerî idadisi yerine, Yanya’da bulunan, Yunan milliyetçi elitlerinin ve Aydınlanma felsefesinin kuluçka merkezi sayılan seküler Rum Zosimaia Okulu’nda (Zosimaea School) eğitim görmüş.
Burada iyi derecede antik ve modern Yunanca öğrenmiş.
Anadili Arnavutçanın yanı sıra devlet dili Türkçeyi ve uluslararası diplomasi dili Fransızcayı üst düzeyde öğrenmiş.
Zosimaia'nın ardından askerî eğitimini tamamlamak üzere İstanbul'a yönelmiş.
Askerî kariyerine yaklaşık 1870 yılında Katerin’de jandarma olarak başlayan Arnavut kökenli Hasan Tahsin, doğrudan sahanın içinden yetişmiş.
Düzenli orduda subaylığa yükselerek 1881’de Yanya Osmanlı Jandarma Komutanlığı’na getirilmiş.
Etnik milliyetçi isyanların bastırılmasında pragmatik ve dengeli bir asayiş stratejisi izlemiş.
1897 Osmanlı-Yunan Savaşı’nda 6. Trabzon Fırkası'na komuta ederek rüştünü ispatlamış ve 1900’lerin başında Selanik Garnizon Komutanlığı’na atanmış.
Kariyerinin en parlak dönemini ise Yemen'de geçirmiş. Bölgedeki İmam Yahya isyanlarının kontrol altına alınmasında gösterdiği idarî ve askerî başarılar neticesinde Mirlivalığa (Tuğgeneral) ve ardından Ferikliğe (Tümgeneral/Korgeneral) terfi ettirilmiş.
Bir dönem üstlendiği Yemen Valiliği, ona kabile asayişi ve sömürge idaresi konularında uluslararası düzeyde bir tecrübe kazandırmış.
1908 yılında Jön Türk Devrimi ve II. Meşrutiyet’in ilanı, paşanın konumunu da derinden sarsmış. İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) radikal kadroları ordu ve saray içinde büyük bir temizlik başlatmış.
Yemen görevinden sonra Selanik'teki III. Kolordu bünyesinde görev yapan General Hasan Tahsin Paşa, ordu içindeki yoğun siyasileşmeye ve İttihatçı subayların tahakkümüne karşı mesafeli bir askerî bürokrat çizgisi benimsemiş.
1912 başında kısa bir süre emekliye ayrılsa da Balkanlar’daki jeopolitik fırtınanın yaklaşması üzerine önce Yanya Valiliği’ne, ardından kritik öneme sahip Selanik merkezli 8. Geçici Kolordu Komutanlığı’na getirilmiş.
Bu atama, İttihatçılarla siyasî rekabet halindeki Hürriyet ve İtilaf Fırkası’na yakın Harbiye Nazırı Nazım Paşa tarafından, İttihatçı subayların yoğun olduğu bölgeyi kontrol altında tutmak maksadıyla yapılmış.
Kolordunun kurmay heyetinde, Trablusgarp’tan yeni dönen Kurmay Binbaşı Mustafa Kemal gibi dönemin siyaseten hareketli genç subayları bulunmaktaydı.
1912 Ekim ayında Balkan İttifakı'nın (Yunanistan, Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ) Osmanlı Devleti’ne savaş ilan etmesiyle Rumeli toprakları süratle çökmüş.
General Hasan Tahsin Paşa komutasındaki 8. Kolordu, taze ikmal hatlarından yoksun, moralsiz ve sayıca zayıf unsurlardan ibaret kalmış.
Sarantaporo ve Yenice-i Vardar (Giannitsa) muharebelerinde Yunan ordusuna karşı alınan ağır yenilgilerin ardından Osmanlı birlikleri Selanik surlarına çekilmiş.
Bu esnada lojistik tamamen çökmüş. Şehirde 25.000’i aşkın asker bulunmasına rağmen arkadan bir destek dalgası gelmesi imkansız olmuş.
Güneyden Veliaht Prens Konstantin komutasındaki Yunan Teselya Ordusu, kuzeydoğudan ise General Georgi Todorov idaresindeki Bulgar 7. Tümeni Selanik’e ulaşmak için âdeta bir zaman yarışına girişmiş.
Şehirde yüz binlerce Yahudi, Müslüman ve Hristiyan sivilin yaşadığını göz önünde bulunduran General Hasan Tahsin Paşa, Batı Cephesi Başkomutanı Müşir Ali Rıza Paşa’nın kesin "direniş" emirlerine rağmen inisiyatif alarak askerî bir karardan ziyade jeopolitik bir tercihe yönelmiş.
Şehrin Bulgarların eline geçmesi durumunda büyük bir Müslüman katliamı yaşanacağından endişe eden paşa, aynı zamanda Rum Zosimaia Okulu’nda aldığı eğitimin etkisiyle, kültürel olarak daha disiplinli ve "medeni" gördüğü Yunan ordusuna teslim olmayı tercih etmiş.
İyi derecede Yunanca konuşan oğlu ve yaveri Kenan Messare'yi diplomatik arabulucu olarak görevlendirerek Veliaht Prens Konstantin ile müzakereleri başlatmış.
8 Kasım 1912 gecesi, bugün müze olan Topsin (Gefyra) Osmanlı Konağı’nda teslim protokolü imzalanmış.
Tahsin Paşa, yaklaşık 26.000 askeri, 70 topu, Selanik Limanı'nda bulunan Feth-i Bülend zırhlısını ve tüm mühimmatı savaşmaksızın Yunanistan’a devretmiş.
Saatler sonra kente giren Bulgar General Todorov, Selanik’in çoktan bir Yunan şehrine dönüştüğünü görerek jeopolitik bir şok yaşamış.
Selanik’i işgal eden Yunanlılar, 2-3 gün içinde pek çok Müslümanı katletmiş. Şehri ele geçirdikten sonra yıllar içinde tarihî osmanlı eserleri ve camiler yok edilmiş.
Hasan Tahsin Paşa’nın Osmanlı'nın kadim şehri Selanik'i trajik teslim kararı, 482 yıllık bir Osmanlı metropolünün hızla bir Yunan şehrine dönüşmesine yol açacak Osmanlı Devleti’nin Avrupa'daki varlığının fiilen bitişini simgeleyen en büyük domino taşı olmuş.
Uluslararası askerî tarih disiplini (Richard Hall, Edward Erickson vb.) ve arşiv belgeleri ışığında, Hasan Tahsin Paşa’nın teslim kararı ve paşanın nihaî kaderi üzerinde popüler iddialar ve analizler yapılmış.
1. İddia: "General Tahsin Paşa, İttihatçılara olan siyasî düşmanlığı sebebiyle Selanik’i kasıtlı olarak sattı."
Paşa, İTC’nin radikal askerî doktrinine ve ordunun siyasallaşmasına karşı olan eski rejim ekolünden muhafazakar bir subaydı. Ancak kararın arkasında siyasî bir sabotajdan ziyade, bir askerî çaresizlik bulunduğu görülüyor.
Çevresi tamamen sarılmış, lojistiği kesilmiş bir cephede, "askerî onur" uğruna on binlerce askerin ve sivilin yok edilmesini manasız bulan hümanist-pragmatik bir çaresizlik söz konusu olduğu görülüyor. Cihad ve şehâdet yerine şehri teslim edip Yunanlılarla hayatta kalmayı tercih etmiş.
2. İddia: "Yunan krallığı, Selanik’i kurşun atmadan devralmak için paşaya tonlarca altın rüşvet verdi; hatta paşa zaten bir masondu."
Türkiye popüler tarih anlatımlarında sıkça yinelenen rüşvet veya masonluk iddialarına dair Osmanlı, Yunan, İngiliz ya da Fransız resmî askerî arşivlerinde müşahhas bir belge, para kaydı veya yazışma bulunmamış.
Karar, askerî ve kültürel durum sınırları içinde, bir teslimiyet arayışının neticesi olmuş.
3. İddia: "Hasan Tahsin Paşa sürgünde hatıralarını yazdı ve kemikleri İstanbul'daki aile mezarlığındadır."
Bu nokta, iki Tahsin Paşa’nın biyografisinin en yoğun karıştığı yer olmuş. İstanbul'da kalan, yargılanıp paşalık unvanı sökülen, Sultan II. Abdülhamid Han dönemine ait saray hayatını ve bürokratik çelişkileri anlatan kıymetli hatıratı kaleme alan ve 1918'de İstanbul'da vefat edip aile kabristanına gömülen kişi Başmabeyinci Hasan Tahsin Paşa'dır.
Selanik'i teslim eden General Hasan Tahsin Paşa ise Türkiye'ye hiç dönememiş, sürgünde ölmüş ve cesedi Yunanistan'a taşınmış.
Osmanlı'nın 482 yıllık kadim şehri
Selanik’in tek kurşun atılmadan kaybedilmesi Osmanlı kamuoyunda ve payitahtta büyük bir infiale yol açmış. Paşa bu öfkenin hedefi olmuş:
İttihatçıların kontrolündeki Osmanlı Askeri Mahkemesi, Selanik’i teslim eden Tahsin Paşa’yı gıyabında yargılayarak "vatan hainliği" suçundan idam cezasına çarptırmış.
Rütbeleri ve nişanları sökülmüş. Atina ve Pire’deki kısa esaretinin ardından Osmanlı topraklarına dönemeyen HasanTahsin, Yunan hükümetinin ve kraliyetinin özel himayesi altına girmiş.
Can güvenliği gerekçesiyle müttefik ağlarının korumasında önce Fransa’nın güneyindeki Menton kentine, ardından sağlık meseleleri sebebiyle İsviçre’nin Lozan şehrine yerleşmiş.
Hayat masrafları uluslararası çevrelerce desteklenen Hasan Tahsin, 1918 yılında Lozan'da sürgünde ölmüş ve orada gömülmüş.
Paşanın naaşı üzerindeki hafıza savaşı, 21. yüzyıla kadar uzanmış.
1918'de Lozan'da toprağa verilen cenazesi, 1937 yılında Selanik’teki Arnavut mezarlığına nakledilmiş.
2002 (ve nihai düzenlemeyle 2006) yılında ise Yunanistan Cumhuriyeti, kendi tarihi açısından "savaşsız zafer kazandıran stratejik bir aktör" olarak gördüğü paşanın ve oğlu Kenan Messare’nin kemiklerini devlet erkanının katıldığı askerî bir törenle, Selanik’i teslim ettiği Topsin’deki (Gefyra) Balkan Savaşları Müzesi bahçesinde inşa edilen anıt mezara nakletmiş.
Hasan Tahsin Paşa, Türk millî hafızasında Rumeli’nin kaybının trajik bir sorumlusu, Yunan resmî tarihinde ise şehri yıkımdan kurtaran rasyonel bir muhatap olarak, tarihin en keskin sınır çizgilerinde yer alan dramatik bir şahıs olmaya devam etmektedir.
Görülüyor ki, Selanik şehrinin teslimiyle oluşan
bu radikal kırılma, paşanın cenazesinin serüveninde ve çocuklarının hayatında da kendini göstermiş.
Paşanın yedi çocuğundan üçü hayatta kalmış ve aile iki farklı ulusal kimliğe bölünmüş: Teslim sürecinde babasının yanında olan ve Yunancaya hakimiyetiyle protokolü yürüten oğlu Kenan Messare, Yunan vatandaşı olmuş ve özellikle Balkan Savaşları sahnelerini resmeden, Yunanistan saray yaverliğine kadar yükselen dünyaca meşhur bir Yunan ressamı haline gelmiş.
Diğer oğlu Kemal Messare ise Arnavutluk’a göç ederek Kral Zog döneminde üst düzey görevler almış ve Arnavutluk’un Yunanistan Büyükelçisi olarak diplomatik kariyer yapmış.
***
Alan meraklıları için yayayınlar hakkında açıklama:
Hasan Tahsin Paşa’nın yazılı mirası araştırılırken dijital kütüphanelerde ve akademik kaynaklarda en sık düşülen hata, dönemdaşı olan diğer "Tahsin Paşa"lar ile karıştırılmasıdır. Bu isimleri birbirinden ayırmak kritik önem taşır:
Başkâtip Tahsin Paşa (1859-1930): Sultan II. Abdülhamid Han'ın en yakınındaki isim olan ve popüler kültürde de sıkça canlandırılan saray bürokratıdır. Piyasada çok satan "Abdülhamid ve Yıldız Hatıraları" eseri bu paşaya aittir.
Selanik'i teslim eden general ile hiçbir ilgisi yoktur; ancak isim benzerliğinden dolayı iki hatırat sıkça birbirine karıştırılır.
Mersinli Hasan Tahsin Paşa (1878-1939):
I. Dünya Savaşı'nda görev yapmış ve sonradan TBMM'de milletvekilliği yapmış bir Türk generalidir.
Hasan Tahsin (Osman Nevres/1888-1919):
İzmir'de Yunan işgaline ilk kurşunu attığı iddia edilen gazetecidir. "Paşa" unvanı yoktur.
Yanyalı Hasan Tahsin Paşa (1845-1918):
Bizim mevzumuz olan, Selanik’i Yunanistan Veliaht Prensi Konstantin’e teslim eden Arnavut kökenli Osmanlı generalidir.
"İzhâr-ı Hakîkat", ana eseri ve kendini savunma metnidir.
Selanik’i teslim ettikten sonra Osmanlı Hükümeti tarafından gıyabında yargılanıp "vatan haini" ilan edilen ve idam cezasına çarptırılan Hasan Tahsin Paşa, hayatının geri kalanını Fransa ve İsviçre'de sürgünde geçirmiş.
Paşa, üzerindeki bu ağır "itham"ı temizlemek ve kamuoyuna Selanik'in neden düştüğünü anlatmak maksadıyla sürgündeyken bir savunma/hatırat kaleme almış.
Eserin esas ismi "İzhâr-ı Hakîkat: Selanik'in esbâb-ı sükûtu hakkında vesaik ve müretteb sekizinci Kolordunun esbâb-ı inhizâmı" (Hakikatin Ortaya Çarılması: Selanik'in Düşüş Sebepleri Hakkında Belgeler ve 8. Kolordu'nun Bozgun Sebepleri) şeklindedir.
Bu metin klasik, edebi bir günlük veya otobiyografi değildir. Tamamen askerî raporlara, telgraf kayıtlarına ve taktiksel belgelere dayanan hukukî/tarihî bir savunma kitabıdır.
Hasan Tahsin Paşa, bu yazılı eserinde ve Londra ile Paris arşivlerine de yansıyan resmî raporlarında teslim kararının arkasındaki askerî durumu şu argümanlarla savunmuş:
Raporlarında, elindeki 26 bin ila 30 bin civarındaki yorgun, moralsiz ve mühimmatsız askere karşılık; şehri kuşatan modern teçhizatlı Yunan ordusunun 70 bin kişi olduğunu, üstelik kuzeydoğudan da Bulgar ordusunun ilerlediğini belirtmiş.
Paşa, eğer direnseydi Selanik'in bombalanacağını, tarihi şehrin yok olacağını ve on binlerce Müslüman ve Yahudi sivilin katledileceğini yazmış. Yazışmalarında, "Şehri değil, insanı (Müslümanları ve Yahudileri) korumayı seçtim" fikrini savunmuş.
Kitabında, Yunan makamlarıyla imzaladığı teslim protokolünün tam metnine yer vermiş. Bu protokolün maddelerinde Osmanlı askerlerinin silahlarını savaş bittikten sonra geri alması şartı yer almış.
Hasan Tahsin Paşa’nın bu tarihî savunması ve operasyonel raporları günümüzde uluslararası kütüphanelerde (Stanford Üniversitesi, Internet Archive, Yunan Ulusal Tarih Müzesi) dijital ortamlarda korunmuş.
Türkiye’de ise bu metin, askeri tarihçi Mustafa Balcı tarafından titizlikle incelenmiş ve Osmanlı Türkçesinden günümüz diline çevrilerek "Selanik Düştü: Selanik'in Kaybediliş Öyküsü ve Hasan Tahsin Paşa'nın Savunması / İzhâr-ı Hakîkat" başlığıyla kitaplaştırılmış.
Ayrıca paşanın emir subaylığını yapan oğlu ressam Kenan Mesare’nin (Savaş sahnelerini resmetmiştir) ve diğer oğlu diplomat Kemal Mesare’nin aile arşivlerindeki mektuplar da Balkan Savaşı üzerine yazılan uluslararası akademik makalelerin birincil kaynakları arasında yer almış.
Paşa hakkında yazılmış uluslararası kitaplar, akademik eserler, bu trajik paşanın tek boyutlu bir biyografinin ötesinde, küresel bir tarihî satranç kişisi olarak ele alındığını göstermektedir.
Yunan tarih yazımında "Kurtarıcı" bir imaj ortaya konmuş.
Uluslararası literatürde Hasan Tahsin Paşa hakkında en çok yayının yapıldığı ve ona âdeta dolaylı biyografilerin ithaf edildiği yer Yunanistan olmuş.
Yunan askerî ve şehir tarihi kitaplarında Paşa, Selanik’in "kan dökülmeden kurtarılmasını" sağlayan trajik bir kahraman olarak işlenmiş.
Yunan Genelkurmayı Askeri Tarih Dairesi (GES/DIS) tarafından yayımlanan resmî harp tarihi serilerinde ve “The Liberation of Thessaloniki 1912” (Selanik'in Kurtuluşu 1912) başlığını taşıyan tematik kitaplarda, Hasan Tahsin Paşa ile Veliaht Prens Konstantin arasındaki protokol görüşmeleri saat saat anlatılmış.
Bu kitaplarda Paşa, Osmanlı Hükümeti'nin askerî acziyetini kabul eden ama şehrin sivil halkını korumaya çalışan "şerefli bir düşman subayı" olarak resmedilmiş.
Mesare ailesine mensup Hasan Tahsin Paşa’nın oğulları Kenan ve Kemal Mesare (Yunanistan'da Missires olarak bilinirler) üzerinden yazılmış aile monografileri mektuplarla doludur.
Ressam olan oğlu Kenan Mesare’nin hayatını ve Balkan Savaşı tablolarını ele alan Yunan sanat tarihi kitaplarında, babası Hasan Tahsin Paşa’nın sürgün yılları ve psikolojik çöküşü birinci el aile belgeleriyle kitaplaştırılmış.
Batılı askerî tarihçiler, Hasan Tahsin Paşa'yı şahsî bir hainlik anlatımından çıkarıp lojistik ve askerî gerçekler ışığında masaya yatırmışlar.
Amerikalı askerî tarihçi Edward J. Erickson'ın Osmanlı ordusunun Balkan Savaşları'ndaki çöküşünü anlatan hatıravârî eseri "Defeat in Detail: The Ottoman Army in the Balkans, 1912-1913", Hasan Tahsin Paşa hakkında nesnel bir uluslararası kitap olmuş.
Erickson, Paşa’nın komuta ettiği 8. Müretteb Kolordu’nun askerî gücünü, mühimmat eksikliğini ve takviye yollarının kesilmesini tamamen askerî verilerle analiz etmiş.
Tarihçi Richard C. Hall’un "The Balkan Wars 1912-1913: Prelude to the First World War" isimli kitabında, Tahsin Paşa’nın teslim kararı küresel diplomasi perspektifinden incelenmiş.
Kitap, Paşa'nın şehri Bulgarlara değil de Yunanlara teslim etme tercihinin arkasındaki rasyonel ve jeopolitik sebepleri yazmış.
Hasan Tahsin Paşa hakkında yazılmış popüler tarih kitaplarında (özellikle internet kaynaklı veya yerli yayınlarda) dolaşan "Yunanistan’dan rüşvet/altın alarak şehri sattı"ğına dair yazılar mevcut.
Yunan, İngiliz ve Fransız arşivlerinde yapılan araştırmalarda Paşa'ya yapılmış herhangi bir finansal ödeme izine müşahhas olarak rastlanmamış.
"Şehri hiç savaşmadan, korkaklığından teslim etti" yönünde yazılar mevcut.
Kitaplar ve askerî raporlar, Selanik öncesindeki Yenice (Giannitsa) Muharebesi'nde Osmanlı ordusunun ağır kayıplar verdiğini ve tamamen çözüldüğünü göstermiş. Teslim kararı, bu durum sebep gösterilerek alınmış.
"Bulgarlara düşman olduğu için şehri Yunanlara verdi" yazıları mevcut.
Bu noktada, Paşa, arkadan gelen Bulgar ordusunun Selanik’e girmesi halinde Müslüman ve Yahudi nüfusa yönelik bir katliam yapılacağından korktuğu için, şehri daha düzenli bir orduya sahip olan Yunanlara teslim etmeyi stratejik olarak seçmiş yönünde vurgular yabancı tarih yazımında ön plana çıkmış.
Türkiye’de Cumhuriyet’in ilk döneminde yayımlanan genel askerî tarih kitaplarında (Genelkurmay ATASE yayınları) Hasan Tahsin Paşa sert bir dille eleştirilirken, son 20 yılda yayımlanan akademik kitaplarda bu dil dengeli kullanılmış.
Akademisyenler ve araştırmacılar tarafından kaleme alınan bir kısım Balkan Savaşı incelemelerinde, Paşa’nın gıyabında idam kararı veren İstanbul’daki İttihatçı yönetimin kendi lojistik hatalarını örtmek için onu günah keçisi ilan ettiği tezi ağırlık kazanmış.
Bugün Türk tarih yazımındaki araştırmalar, incelemeler, yorumlar ve analizler, Hasan Tahsin Paşa bir "hain" mi, yoksa çöken bir devletin en büyük lojistik ve stratejik kaosunun ortasında kalmış "trajik bir kurbanı" mı yönünde devam etmektedir.
Mustafa Bıyklı






















Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru