TÜRKÇE "TANRI" KAVRAMININ ETİMOLOJİK KÖKENİ
Bu gün, 00:05

"TANRI": Türkçe kökenli bir sözcük olup. İlk oluşu(yaratılışı) başlatan, Evreni döndüren tekil bir olan yaratıcı anlamına gelmektedir. Tanrı sözcüğü; Saka-Yakut dilinde Tangara veya Tanara;Türkmencede Tañry (Tangrı); Özbekçede Tingri; Uygurcada Teŋri veya Tengri; Bulgaristan Türklerinde Tangra; Kuman dilinde Tengre; Karaim dilinde Tangrı; Çuvaşçada Tura; Hakasçada Tigir; Tuvacada Deer; Kırgızca, Kazakça,Moğolca da Tengri; Tatar dilinde Tengre; Karaçay-Malkar dilinde Teyri; Azerbaycan Türkçesinde Tarı/Tanrı; Türkiye Türkçesinde Tanrı olarak telaffuz edilir. Tanrı sözcüğü Gök-Türk ve Yenisey Türkce Tamga yazılı Bengü Bitik Taş yazıtlarda; Tenri,Tengri olarak hem Gök hem de Yaratıcı anlamlarında geçmektedir.
Tanrı sözcüğü etimolojik anlamda Teng-Tengere (döndüren) anlamını taşır. Türklerin "Tanrı" sözcüğünü Gökyüzü anlamında kullanmalarının nedeni ise; Tanrı'nın Göğü döndürmesi, hareket ettirmesi nedeniyle Dönen Gök anlamında bu sözcük kullanılmıştır.
Türkler, Tanrıya alkış kılarken (dua ederken) ellerini Göğe kaldırarak bir Tanrı diyerek yakararak herşeyin yaratıcısı Ulu Tanrı'dan aracısız dilekte bulunmuşlardır. Bu da eski Türk inancında ruhbanlığın olmadığına işaret etmektedir.
"Tengri" kavramının etimolojik kökenide değerlendirmemize göre ilk oluş'u yani yaratılışı başlatan Uzay-Zaman döngüsünü çeviren yaratıcı güç anlamında yoktan var eden eşi ve benzeri olmayan tek olan Yaratıcıyı ifade açısından "Tengri" denilmiş olabilir. Nitekim eski Türkçede yün eğirtilen çıkrığa "Tengerek" denilmesi de sözcük anlamı Türkçenin ifade gücü açısından: ilk oluşu/yaratılışı başlatan evreni döndürerek genişleten uzay zaman döngüsünü çeviren yaratıcı gücü anlamamıza yardımcı olmaktadır. Anadolu'da Yörükler"DÖNDÜREN" herşey için TEN/G kökünü kullanılar:
Tengirek - ip eğiren
Tenğirmen - Değirmen gibi örnek çok
ve en ünlüsü TENGRİ yani TANRI "döndüren"
Türkler kainatı Evren kavramıyla tanımlamıştır. Evren kelimesi ise Gök-Türk yazıtlarında geçen "evir" kavramından türetilmiştir. Evir kelimesi ise dönmekte olan anlamına gelmektedir. Çevirmek (döndürmek) kavramıda "evir" kelimesinden türediği gibi Evren kelimesi ise dönmekte evrilmekte olan gökyüzü anlamına gelmektedir. Türkler bu bağı Gök-Çıkrığı, Gök-Çarkı olarak tabir etmişlerdir. Atomaltı parçacıklardan Atomlara, Gezegenlerden Galaksilere her şey bir döngü ile hareket eder. Türkler bu hareketi çıkrığın yün eğirirken dönüşüne benzetmişlerdir. Evrenin bu hareketi Uzay-Zaman Boyutunu sağlar. Türkler, buna; Gök-Çark'ı, Çarkı Felek demişlerdir.
Nitekim Kaşgarlı Mahmud Divanı Lügatit Türk adlı eserinde evrenin yani kainatın yaratılışı ve dönüşünü şu sözlerle ifade eder:
Tengri ajun turüttü: Tanrı Dünyayı/Evreni yarattı
Çığrı udhu tezginür : Gök-Çıkrığı/Çarkı-Felek uğurlu döner
Yıldızlar çerkeşip: Yıldızlar sıralanır
Tün kün üze yürkenir: Gece gündüzü örter.
Yine Yusuf Has Hacib Kutadgu Bilig adlı eserinde evrenin yani kainatın yaratılışı ve dönüşünü şu sözlerle ifade eder:
Bayat atı birle sözüg başladım,
törütgen igidgen keçürgen idim
Bir olan (Tanrı) adı ile söze başladım; o yaratan, yetiştiren ve göçüren rabbımdir.
Törütti tilek teg tüzü âlemığ,
yaruttı ajunka künüg hem ayığ
Bütün âlemi dilediği gibi yarattı; dünya için güneş ve ayı aydınlattı.
Yarattı kör evren tuçı evrilür,
anıŋ birle tezginç yeme tezginür
Bak, Evreni yarattı durmadan döner; onunla birlikte hayat da durmadan devreder.
Yaşıl kök yarattı öze yulduzı,
kara tün törütti yaruk kündüzi
Mâvî göğü ve üzerinde yıldızları yarattı; karanlık geceyi ve aydınlık gündüzü var etti.
Aşık Paşa ise Garibnamesinde şöyle der:
Gök içinde Cerh(çark) sergerdan döner
Daima Hay(hayat) durmadan döner
Yirde aksin gör anun ıy pür-hüner
Dün ve gündüz durmadan daim döner.
Bu döngü ve hareket; Uzay-Zaman Boyutta kaderi meydana getirir. Türklerin kadercilik anlayışında Tanrı, Evreni yaratmış (fizik,doğa ve Evren)yasalarını koymuş her oluş bu yasalar çerçevesinde ölçü ile hareket eder.
Tanrı/Tengri sözcüğünün ayrıca Denge/Tenge dengeyi ve düzeni sağlayan Denk/Teng yani ölçü ölçüyü ayarlayan anlamı da bulunmaktadır.
Altay Türk Atasözünde söylendiği üzere:"Her şeyin; bir zamanı, ölçüsü ve anlamı vardır.""Oncho kereke boyynyҥ ӧyi, kemi, uchury bar."
Türk inancına göre; Tanrı önce maddenin özünü yani "ışığı" (atomaltı parçacık veya kuantum) karanlıktan yararak var etmiştir. Işık evrile Evrile Evreni oluşturmuştur. Türkler buna "Yaruk" demiştir. Nasıl ki hücreler bölünerek çoğalır, tohum yarılarak filiz verir aynen öyle ilk oluş olan maddenin başlangıcı yarılarak başlamıştır. Bu nedenle Türkler ilk oluş yaratılışı var eden başlangıçı yaruk (aydınlık) sözcüğü ile açıklamış ilk yaratılışta karanlık madde yarılarak aydınlık (büyük patlama) var olmuştur. Tengri-Yaruk tamgası olarak ifade edilen ve "dam" olarak okunan Göğün damı/çatısı yaratılışın/yarılmanın başlangıç noktasını betimleyen daire içerisindeki + artı bu ilk yaratılışı yarılmayı ifade eder.
Hun Türkleri ışığa Totur Teyri (Tanrı enerjisi/parçacığı) demişlerdir.
Her şeyin özünde bu Tanrısal enerjinin bulunduğuna inanmışlardır.Biz buna Tanrısal öz bilinç demekteyiz.
Hun Türkleri dua ederken şöyle derler:
(Tengri) Teyri ongartsın
(Tengri) Teyri angartsın
Toturdan ülüş atsın...
Yani günümüz Türkçesiyle ifade edersek:
" Tanrı iyi yapsın
Tanrı kendine getirsin
Enerjiden ikram etsin"
Bu gün fizikteki sicim teorisi atomaltı parçacıkların bir merkez kuvete olan bağ ile döndüğünü yine bu günkü astronomik gözlemlerde gezegenler ve yıldızların yörüngelerinde döngülerinin merkez kuvvetle döndürülen spiral bağla döngüsel hareket ettiklerini ispat etmiştir, yine kuantum dolanıklıkta her bir parçacığın birbiri ile bağlı olduğunu ispat etmektedir.
Atomaltı parçacıklardan Atomlara, Gezegenlerden Galaksilere her şey bir döngü ile hareket eder. Türkler bu hareketi çıkrığın yün eğirirken dönüşüne benzetmiş Atomlardan Galaksilere değin var olan bu merkezi kuvvet (Tanrısal öz bilinçtir.) Bu sipiral döngüsel bağ matematikte kendini Altın oranla göstermiştir. Atomlardan, su ve kar moleküllerine, DNA sarmalından, insan bedenine, ağaçlarda, bitkilerde, galatik spiral bağlarda altın oran adı verilen 1.618... sayısı kullanılmıştır.
Türk Bilge Erenlerde Işık kavramını sıklıkla kullanmış yaratılan her eşya ve canlıda Ulu Tanrı'nın bahşettiği bir öz olduğunu eserlerinde ifade etmişlerdir.
Kaygusuz Abdāl eserinde şöyle der:
İmdi ey 'azîz sen bu haberün hakîkatine bir nazar eyle gör ki; 'gör ki cümle nesnede Tanrı mevcûddur. Senün ile olsa onsuz nesne olmaya. Çün cümle nesne anun ile ulaşıkdur.
‘Işkile ‘âlem müdevver (daire,yuvarlak,evrilme,evren) oldı
‘Işkile cihân münevver(aydınlık)oldı
‘Işkile döner bu çerh-i çenber (Gök-Çarkı, Çarkı-Felek, Uzay-Zaman-Boyutu)
‘Işkile yazıldı cümle defter
‘Işkile ‘âlem zuhûra geldi
Yunus Emre şiirinde konuyu şu sözlerle anlatmaktadır:
Ne var eger Yûnus dahı ‘ışk içinde zerreyise
‘Işk odıyla kâyım durur yirile gök çarh-ı felek
Saka-Yakut Türk Kam ve Şamanlar Tanrıya yakarırken şöyle derler:
Ürün Ayıı (Yaratıcı Tanrı)/Ayıı Tanara
Sen Dünyayı yarattın
Her ne varsa canlı ve cansız hepsi senin varlığındır.
Saxa Yakut Türkçesi ile:
Ürün Ayıı
En aan doydunu aybıtın
Üüner-üösküür barıta en ayıın
Yine Saka Yakut Türkleri Tanrı öğretisine göre, Tanrının Evreni yaratışını şu sözlerle ifade etmektedirler:
İlk önce Ürün Ayıı Tanara buyurmuştur.
Onun buyruğuyla 9 katlı Tanrı Göğü yaratılmıştır.
Onun buyruğuyla ilk Dünya yaratılmıştır, orta Dünya oluşmuştur.
Onun buyruğuyla hayvanlar yaratılmıştır, bitkiler yetişmiştir.
Onun buyruğuyla Tanrı insanı var olmuştur.
Hun Türklerinin kadim Atası sayılan İskit/Saka Türk devleti döneminde yaşayan Filozof Logomakhos İskitlerle yaptığı söyleşide İskit Türkü, Filozof Logomakhos'a Tek Tanrıya inandıklarını ifade etmiştir.
Son olarak Cengiz Han'ın söylediği:‘‘Yeri ve göğü yaratan, ölümü, hayatı, serveti, fakirliği istediği gibi dağıtan, herşeyde mutlaka hükmünü yürüten bir tek Tanrı’nın varlığına iman etmenizi emrederim.’’ sözü bile konuyu özetlemeye yeter.
Fatih Mehmet Yiğit




