13. yüzyılın ortasında Cengiz Han'ın torunları arasında kurulan Büyük Moğol Devleti,...
17-08-2026, 12:04

13. yüzyılın ortasında Cengiz Han'ın torunları arasında kurulan Büyük Moğol Devleti, artık sadece bir bozkır imparatorluğu değil, Türk cihan hakimiyeti ülküsünün yeryüzündeki en büyük teşkilatıydı. 1251 yılında büyük kağan seçilen Mengü Han, kardeşleri Kubilay'ı doğuya, Hülagü'yü ise batıya görevlendirdi. Mengü'nün emri açıktı: İran'da hala direnen Lurlar'a boyun eğdirmek, Alamut'taki Nizari İsmaili devletini yok etmek, Bağdat'taki Abbasi Halifeliği'ni itaat ettirmek veya ortadan kaldırmak, Şam'daki Eyyubileri ve nihayet Mısır'daki Memlükleri dize getirmek. Bu, Türk töresine göre kutun paylaşılması ve nizamın sağlanması demekti.
Bu büyük vazifeyi üstlenen Hülagü Han, sıradan bir Moğol noyanı değildi. Babası Tuluy, anası Kereyit Türkü Sorgaktani Beki, büyük eşi ise yine Türk olan Dokuz Hatun'du. Kaynaklar onun ordusunda çok sayıda Türk savaşçı ve komutan bulunduğunu özellikle kaydeder. Mengü Han'ın emriyle her on Moğol erkeğinden ikisi orduya alınmış, o güne kadar toplanmış en büyük Moğol ordusu teşekkül ettirilmişti. Modern araştırmalar bu ordunun çekirdeğinin Kıpçak, Kanglı, Uygur ve Oğuz Türklerinden oluştuğunu, Ermeni, Gürcü ve hatta Çinli mühendislerin sadece yardımcı kuvvet olduğunu gösterir. Yani Bağdat'a yürüyen ordu, ırk olarak Moğol damgalı olsa da ruh ve beden olarak bir Türk ordusuydu.
Hülagü'nün karşısındaki Bağdat ise 500 yıllık ihtişamını çoktan yitirmişti. Abbasi Halifeliği, 1055'ten beri Selçuklu Türklerinin kılıcıyla ayakta duran sembolik bir makam haline gelmişti. Halife el-Müstasım Billah, ne dirayetli bir devlet adamı ne de bir askerdi. Hazine dolu, ordu boştu. Sünni-Şii çekişmesi, vezir İbnü'l-Alkami ile Davatdar'ın iktidar kavgası şehri içeriden çökertmişti. Moğol akınları 1237'de Erbil'e, 1238'de Bağdat surlarına kadar dayanmış, halife ise ne surları tamir etmiş ne de orduyu ıslah etmişti. İslam dünyası paramparçaydı; Şam Eyyubileri ile Mısır Memlükleri birbirleriyle savaşmaktan Bağdat'a yardım edecek halde değildi.
Hülagü, işi şansa bırakmadı. 1253'te yola çıkıp 1256'da Alamut'u, 20 Kasım 1256'da Rükneddin Hürşah'ın teslimiyle Haşhaşi tehlikesini ortadan kaldırdı. Ardından Azerbaycan'ı üs seçti, 1257 yazını Hemedan ovasında ordusunu dinlendirerek geçirdi. Bağdat'a yürümeden önce son kez Türk töresinin gereği olan elçilik heyetini gönderdi, Halife'den Mengü Han'ın hakimiyetini tanımasını ve orduya asker yardımında bulunmasını istedi. Bu, bozkır hukukunda "yurçuluk" yani son ihtardı. Müstasım, Bağdat surlarına ve Allah'ın gazabına güvendiğini söyleyerek teklifi hakaretle reddetti. Hülagü bu reddi, Büyük Han'ın da emrine uygun olarak istila için meşru bahane olarak kullandı.
Askeri plan kusursuzdu. Hülagü yaklaşık 138.000 ila 300.000 kişilik ana kuvveti üç kola ayırdı. Sağ kanat Baycu Noyan komutasında Erbil-Musul üzerinden, sol kanat Ketboğa komutasında Luristan üzerinden, merkez ise bizzat Hülagü ve Çinli general Guo Kan komutasında ilerleyecekti. Bağdat'tan çıkan 20.000 kişilik Abbasi ordusu Düceyil'de karşılandı; Moğollar Düceyil Nehri'ndeki setleri yıkarak ovayı sular altında bıraktı ve Abbasi ordusunu tuzağa düşürüp imha etti. Bu zaferden sonra 22 Ocak 1258'de şehrin etrafı tamamen sarıldı ve 29/30 Ocak - 10 Şubat 1258 tarihli büyük kuşatma başladı.
Kuşatma, çağın en ileri harp tekniğinin gösterisiydi. 1000 kişilik Hitaylı mühendis alayı mancınıklar, koçbaşları ve kuşatma kuleleri kurdu, surların altına tüneller açıldı. Dicle üzerine dubalardan köprüler kurularak kaçış yolları kesildi. Çin barutu ve neftle atılan mancınık taşları surlarda gedikler açtı. 5 Şubat'ta surların bir bölümü düştü, 10 Şubat 1258'de şehir kayıtsız şartsız teslim oldu. Moğol töresine göre direnen şehir yağmaya açıktı; 13 Şubat'ta başlayan yağma yedi gün sürdü. Abartılı Arap kaynakları 800 bin ile 2 milyon ölüden bahsetse de Hülagü'nün bizzat Fransa Kralı IX. Louis'ye yazdığı mektuptaki rakam 200 bin civarındadır ve modern tarihçiler veba salgınını da hesaba katarak asıl rakamın bu civarda olduğunu kabul eder.
Halife Müstasım'ın akıbeti ise Türk töresinin en çarpıcı örneğidir. Sarayda hazineleriyle alaylı bir şekilde ağırlandıktan sonra, 20 Şubat'ta idam edildi. Moğollarda kutlu sayılan han kanının yere akıtılması uğursuzluk sayıldığından, son Abbasi halifesi ve oğulları bir halıya sarılarak atlar tarafından çiğnetilmek suretiyle öldürüldü. Bu, bir intikamdan çok, 500 yıllık dini saltanatın artık bittiğini cihana ilan eden sembolik bir törendi. Hülagü ardından şehre Ali Baatar adlı bir vali tayin etti, çarşıların açılmasını emretti ve Seyyidlere, alimlere, tüccarlara aman verdi.
Bağdat'ın fethinin neticeleri dünya tarihini değiştirdi. Birincisi, 762'den beri devam eden Abbasi Halifeliği yıkılarak İslam dünyasında Arap siyasi hakimiyeti kesin olarak sona erdi. İkincisi, Hülagü 1256-1265 arasında hüküm sürecek olan İlhanlı Devleti'ni kurdu ve Bağdat'ı hükümet merkezi olarak kullanmayı düşündü. Tebriz başkent oldu ama Bağdat, ikinci kez bir Türk başkenti olarak imar edildi. Nasiruddin Tusi gibi Türk alimleri himaye edildi, Cüveyni ailesi gibi İran'daki Türk bürokrasisi devletin omurgası oldu. Bağdat, yıkımdan kısa süre sonra ilim ve ticaret merkezi olarak yeniden canlandı; Marco Polo'nun anlattığı "hazine hücresi" hikayesinin bir halk efsanesi olduğu anlaşıldı.
Hülagü'nün Bağdat seferi, bir yıkım değil, bir devir teslim ve Türk cihan nizamının tecellisidir. Cengiz Han'ın "Gök gibi bir çadır altında bütün insanlığı birleştirme" vasiyeti, Türklerin kurduğu en disiplinli orduyla hayata geçmiştir. Arap tarihçilerin "İslam'ın altın çağının sonu" diye ağıt yaktığı hadise, aslında Türkistan'dan Anadolu'ya kadar bütün Türk dünyasını tek bir siyasi irade altında toplama hamlesinin zaruri adımıydı. Hülagü Han, Selçuklu mirasını koruyamayan, Türk kılıcına sığınmaktan başka çaresi kalmayan bir hilafeti ortadan kaldırarak, İslam'ın bayraktarlığını tamamen Türk milletine geçirmiştir. Bu yüzden Bağdat'ın fethi, Türk tarihinde bir fetretin değil, bir yükselişin, İlhanlılar yoluyla Anadolu ve Azerbaycan Türklüğünün teminat altına alınmasının adıdır.
Kaynakça:
Ata Melik Cüveyni, Tarih-i Cihan Güşa.
Reşideddin Fazlullah-ı Hemedani, Cami'üt-Tevarih.
Moğolların Gizli Tarihi (Yuan Chao Bi Shi).
İbnü'l-Esir, el-Kamil fi't-Tarih.
Bertold Spuler, İran Moğolları - İlhanlılar Tarihi.
René Grousset, Bozkır İmparatorluğu.
David Morgan, The Mongols.
Mustafa Kafalı, İlhanlılar ve Çağataylılar.
Zeki Velidi Togan, Umumi Türk Tarihine Giriş.
Faruk Sümer, Doğu Anadolu'da Türk Beylikleri ve İlhanlı Hakimiyeti.
Aksaray Üniversitesi, Hülagu Han'ın Bağdat'ı Fethi Makalesi, Açık Erişim.
Yakup Çetin

