"Cer-Kes" Fenomeni: Volga-Don Arasındaki Büyük Coğrafi Sınır Avrasya Kabilelerine ve Halklarına Nasıl İsim Verdi?
Bu gün, 11:04

Giriş
Modern tarih biliminde "Çerkes", "Çerkas", "Şerkeş" ve "Serkesut" etnonimleri genellikle birbirinden bağımsız olarak ele alınmakta, kesin sınırlarla ayrılmış günümüz etnik gruplarına veya dar coğrafi bölgelere indirgenmektedir. Ancak Büyük Bozkır tarihine daha geniş bir perspektiften bakıldığında, tüm bu isimlendirmelerin temelinde, Doğu Avrupa’nın ünik coğrafyası olan Volga-Don Kıstağı’ndan doğmuş ortak ve anıtsal bir Eski Türkçe kökün yattığı görülür.
Bu makale; Antik Çağ’daki Girgis Nehri’nden Kahire’nin Orta Çağ sultanlarına ve Don Kazaklarına uzanan, iki buçuk bin yıllık bir etnonim zincirinin kesintisiz bir yeniden kurgusunu (rekonstrüksiyonunu) sunmaktadır.
1. Toponimin Doğuşu: Herodot’un "Girgis"i ve "Cer-Kes" (Yeryüzü Sınırı)
MÖ 5. yüzyılda "Tarihin Babası" Herodot, dokuz ciltlik eserinin 4. kitabı olan "Melpomeni"de, Savromat bozkırlarından akıp Tanais’e (Don Nehri) dökülen büyük bir nehirden bahseder ve bu nehri Sirgis veya Girgis olarak adlandırır.
Tarihi coğrafya verileri, Antik Çağ’da "Aşağı Don - Severskiy Donets" hattının denizciler tarafından Tanais’in tek bir yatağı olarak algılandığını göstermektedir. Bu koordinat sisteminde Yukarı Don (sağ kolu olan Çir Nehri ile birlikte) tali bir kol olarak görülüyordu.
İşte bu su yolu, küresel bir geopolitik işlev üstlenmişti:
Avrupa (İskitya) ile Asya (Sarmatya) arasındaki resmi sınırı oluşturuyordu.
Bozkır göçebelerinin dilinde bu hendek benzeri coğrafi sınır, Cer-Kes (Jer-kes / Čir-kes) ismini doğurdu. Burada Cer/Çir "yer, toprak, mekân" anlamına gelirken, Kes ise "kesmek, yarmak, bölmek" fiil köküdür.
Islık ve şışırtılı seslere aşina olmayan Grek kulağı için Türkçe Cer-kes ("Yeri yaran" / "Yeryüzü sınırı") kelimesi Girgis veya Sirgis biçimine dönüştü. Bu kökün hafızası, Don Nehri’nin bir kolu olan Çir Nehri’nin adında günümüze kadar korunmuştur.
2. Saltovo-Mayats Kültürü ve Sarkel: Sınırın İlk Somutlaşması
MS 8.-9. yüzyıllarda Hazar Kağanlığı, Don ve Donets nehirleri arasındaki bölgeye yerleşik ve yarı göçebe bir Alan-Bulgar nüfusunu (Saltovo-Mayats kültürü) yerleştirdi. Hazarlar, Asya’dan gelecek yeni göçebe dalgalarına karşı bu "yer yarığını" fiziksel olarak kapatmak amacıyla kıstağın en dar noktasına tuğladan Sarkel (Beyaz Kale / Bela-Veja) Kalesi’ni inşa ettiler.
İşte bu dönemde coğrafi bir işaret olan Cerkes, bu sınır boyunu mesken tutan ve burayı koruyan insanların ismine dönüşmeye başladı. Yerel bozkır unsurlarını asimile eden Saltovo Alan-Bulgarları, "sınır insanı" statüsünün ilk taşıyıcıları oldular.
10. yüzyılda Peçenek darbeleriyle bu kültür yıkıldığında, onun halefleri bu ismi dört bir yana taşıdı:
Ön-Bulgarlar kuzeye çekilerek İdil Bulgarlarının ekonomik temelini atarken, kabilelerin bir kısmı ise güneye çekildi.
3. "Kendilerine Çerkas Denenler": Eski Rusya’nın Oğuz-Kıpçak Tampon Bölgesi
11.-12. yüzyıllarda Volga-Don bölgesine yeni Türk birlikleri hakim oldu:
Torklar (Oğuzlar), Berendiler, Kovuylar ve Kıpçaklar (Kumanlar). İç çatışmalardan kaçan bu grupların bir kısmı Kiev knezlerinin hizmetine girerek Ros Nehri boylarına (Porosye) yerleşti ve güçlü bir askeri sınır tamponu olan Kara-kalpaklılar (Çornıye Klobuki) birliğini oluşturdu.
15. yüzyıla ait Moskova Yıllığı’nda (Letopis), 1152 yılı olayları aktarılırken çok önemli bir şerh düşülmüştür:
"Kendilerine Çerkas denen tüm Karakalpaklılar..."
Geç Orta Çağ kronik yazarı, çağdaşlarının yakından tanıdığı Çerkas dış-etnonimini (egzonim), ataları Volga-Don’un o büyük "yarığından" gelmiş olan profesyonel askeri-sınır Türk nüfusunu tanımlamak için kullanmıştı.
4. Büyük Patlama: Moğollar ve Timur Sonrası "Sınır İnsanlarının" Dağılımı
13.-14. yüzyıllarda Büyük Bozkır tektonik değişimlere sahne oldu. Önce Batı Han’ın Moğol istilası (ki Reşîdüddîn’in vekayinamelerinde bozkır savaşçılarının gösterdiği çetin direnç Serkesutlar olarak kaydedilmiştir), ardından Aksak Timur’un yıkıcı seferleri monolitik Volga-Don merkezini tamamen havaya uçurdu.
"Yeryüzü Sınırı’nın insanları" (heterojen Oğuz-Kıpçak ve sınır kabileleri) dünyanın dört bir yanına dağılarak Çerkas/Çerkes savaşçı statüsünü Avrasya haritasına yaydı:
Etnonimik Dağılım Haritası
Bölge / Yön
Tarihsel Süreç ve Yapı:
1) Doğu tarafı - Kazakların Küçük Cüz’ünün en büyük ve savaşçı boylarından biri olan, Batı Kazakistan göçebeleri Şerkeşler.
2) Güney (Hazar Kıyısı) -
Rubruklu Guillaume’un aktardığına göre (13. yy) Girgisler/Kirgisler, Kumuk etnosunun bünyesine dahil oldular.
3) Güneybatı -
Kuban boylarındaki Türk süvari elitleri, Adığelerе boyun eğdirip beyleri olmuş ve onlarla karıştılar (T. Lapinski’ye göre). İsim bölgeye kalıcı olarak yerleşti.
4) Kuzeybatı - Karma Slav-Türk nüfusundan oluşan Çerkas Kazakları (Don ve Dinyeper Kazakları). Dinyeper’de Çerkasi, Don’da ise Novoçerkassk şehirlerini kurdular.
Bu etnonim o kadar geniş bir alana yayıldı ki, farklı dönemlerde Karaçayların bazı grupları (Karaçerkesler) ve Elabuga Tatarları gibi İdil Tatar grupları da "Çerkes" veya "Çerkas" olarak adlandırıldı; bu durum onların ortak Don kökenli menşelerini tescilliyordu.
5. Nil Kıyısındaki Zafer: Mısır’da "Carkas" Devleti
Bu ismin siyasi genişlemesinin zirve noktası Orta Doğu oldu. 14. yüzyılda, Azak (Tana) köle pazarları vasıtasıyla Volga-Don bölgesinin Oğuz-Kıpçak boylarına mensup gençleri kitlesel olarak Mısır’a getirildi ve burada Memlûk muhafız kıtalarının elitini oluşturdular. 1382 yılında ülkede yönetimi ele geçirerek "ed-Devletü't-Türkiyye" bünyesinde Burcî Memlûkleri hanedanını kurdular.
Carkas (جركص) kelimesi, Arap kronik yazarları (İbn Haldun, el-Makrizî) tarafından bu muhafızların kökenini belirtmek için bir marka gibi kullanıldı. Bu Carkas Memlûkleri:
Türkçe (Lisânü't-Türkî) konuşup yazıyorlardı. Yüzlerce eseri ana dilleri olan Oğuz-Kıpçak Türkçesine tercüme ettiler.
Özbeöz Türkçe isimler taşıyorlardı: Berkuk (Sert/Katı), Kayıtbay (Geri dönen bey/yiğit), Çakmak (Çakmak taşı/Ateşleyici), İnal (Prens/Soylu), Kaçmas (Geri adım atmayan) vb.
Kahire Kalesi’nin kulelerine (el-Burc) yerleşerek, Don boyundaki atalarının Beyaz Kule’de (Sarkel) konuşlanma peyzajını ve modelini birebir taklit ettiler.
Sonuç
Böylelikle tarihi hakikat, günümüzün etno-politik spekülasyonlarından arınmaktadır. "Çerkas / Çerkes / Carkas" kelimesi aslen belirli bir halkın dar ve kan bağına dayalı ismi değildir. Bu isim; Volga-Don Kıstağı coğrafyasından, yani Girgis (Çir / Cer-kes) nehrinden doğmuş bir "unvan-isim"dir.
Bu, mesleği savaşçılık, en belirgin vasfı ise kişisel özgürlük olan, "toprağın ayrım çizgisinde" doğmuş insanların adıdır. Orta Çağ’da yaşanan büyük tarihi patlamayla bu Oğuz-Kıpçak kökü dünyaya saçılmış; Kazak cüzlerinin, Kazakların (Kozakların), Kafkasya halklarının ve Doğu’nun büyük imparatorluklarının tarihinde silinmez bir iz bırakmıştır.
Kaynaklar:
1. Herodotos — "Tarih". IV. Kitap: Melpomeni
2. Guillaume de Rubruck — Doğu Ülkelerine Yolculuk
3. Reşîdüddîn — "Câmiu't-Tevârîh"
4. İbn Haldun — Memlükler Üzerine Çalışmalar (Kitâbü'l-İber'den)
5. Teofil Lapinski (Tevfik Bey) — Kafkas Dağlıları ve Onların Ruslara Karşı Bağımsızlık Mücadelesi (1863/1855)
6. N. M. Karamzin — Rus Devleti Tarihi
Альберт Гаджаулу
TEREF

