Pont kralı Mitridat, eramızdan əvvəl I əsrdə yaşamış Pont imperiyasının ən güclü hökmdarlarından biri idi.
28-02-2026, 09:24

Mithridates, küçük yaşta babasının hileli bir şekilde öldürülüşünü görür ve kendisinin de öldürüleceğinden korkarak Pontus Dağları'na (Kuzeydoğu Karadeniz Bölgesi) kaçar. Bu dağlarda yedi sene yaşayan Mithridates, Doğu Karadeniz'in yabani zehirli bitkileri hakkında bilgiler edinir ve ilaçlar yapmayı öğrenir. Mithridates, zehirlere karşı dayanıklı olmak için bir panzehir geliştirir. Bu ilaç Pontus Kralı olduktan sonra onu düşmanlarının suikast girişimlerine karşı korumaya yardımcı olur.
Mithridates'in geliştirdiği bu panzehir "Mihtridaticum" olarak adlandırılır. İlacın terkibinde 48 drog bulunur ve bu buluş eczacılığın temel taşlarından birini oluşturur. "Mitridatizm" insan bedeninin zehirlere karşı dayanıklı olmasını sağlamak için küçük ve az miktarda zehir almak anlamına gelir.
Mithridaticum, edebiyat tarihinde Kutadgu Bilig'de çıkar karşımıza. Türk edebiyatının en önemli yapıtlarından biri olan bu manzum eser, Türk devlet geleneğinin ve kültürünün önemli bir yansımasıdır. Türkçenin gelişiminde de önemli bir rol oynar.
Kutadgu Bilig'in 1064 ve 1065. beyitlerinde şunlar yazılıdır:
"İster şelise kat ister tiryak yap
İster matridus (mithridaticum) karıştır ister müshil ver
İster otacı getir, ister kam;
Ölmekte olana hiçbir ilaç fayda vermez."
İbni Sina ve diğer İslâm hekimlerinin eserlerinde, Osmanlı tıp kitaplarında Mithridaticum'un yer aldığını görürüz. Bazı tıp tarihçileri zamanla kelimenin değişim geçirmesi nedeniyle "mesir" sözcüğüne dönüştüğünü ileri sürmektedirler. Osmanlı halk kültüründe mesir geleneği 1539 yılında, Manisa'daki Darülşifa'nın başhekimi Merkez Efendi tarafından başlatılır. Merkez Efendi mesiri, dönemin padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın hasta olan annesi Hafsa Sultan'ı sağlığına kavuşturmak için yapar. Sonrasındaysa bununla da kalmaz, sağlıklı olmaları için insanlara da dağıtır.
Mithridaticum formülünün Avrupa'ya yayılıp ünlenmesinin yol haritası ise şöyledir: Karadeniz Krallığı'nın kalelerini ele geçiren Romalıların Mithridates'in kütüphanesinin bir kısmını Roma'ya götürmeleri ve eserleri Latinceye çevirmeleri sonunda, 49 drogdan oluşan ünlü panzehrin sırrı da böylelikle çözülmüş olur. Romalı hekimler terkipte bazı değişiklikler yaparak yeni formüller üretirler. İmparator Neron'un hekimi Andromatik (Theriaca Andromachi) formülün içine engerek eti, adasoğanı ve afyon katarak ilacı hazırlar. Bu şekilde panzehir "Theriac" adını alır. Bu karışımın terkibinde de zamanla değişiklikler olur.

Ülkemize Avrupa'dan getirilen "tiryak", Mısır Çarşısı'nda aktarlarda satılmakla birlikte, ordunun eczanelerinde de hazır bulundurulur.
Her zaman aranan, tarihin en eski ilaçlarından olan tiryakların zamanla formülündeki etken maddelerin azaltılıp değiştirildiğine dikkat çekelim. Usulüne göre yapılmaması nedeniyle en son 1866 tarihli Fransız kodeksinde karşımıza çıkan tiryak formülüne daha sonra hazırlanan kodekslerde yer verilmez..
Tiryak sözcüğü günümüz Türkçesinde "tiryaki" olarak varlığını sürdürmektedir. Tiryak, Farsçada afyon anlamına gelir ki ilacın formülünde afyon mevcuttur. Tiryaki kelimesi, bu nedenle afyon içmeye alışmış, ona bağımlı olmuş kişileri ifade eder. Türkçede tiryaki sözcüğüne ilk olarak 13. yüzyılda rastlarız. Zamanla tiryaki sözcüğü tütün, kahve, çay gibi diğer keyif verici maddelere alışmış kişileri de ifade eder hâle gelir..
(SİNEM US, "Eczanedeki Kırmızı Dolap", Remzi Kitabevi, 2025)
Not Defterimden
TEREF

