Kuşbaşı Doğranıp Satılan Osmanlı Sadrazamı
13-04-2026, 16:05

Başlıyoruz...
HAP GİBİ ANLATIM....
Yüzlerce yıl önce Osmanlı devlet adamlarının söylediği ve günümüzde hâlâ kullanılan bir söz vardır: "Kelle koltukta gezmek" Bu söz, devlet işleriyle ilgili yapacakları bir hata karşılığında her an idam edilebilecek olan yüksek mevkiideki kişiler tarafından söylenirdi.
Sebebiyse Müslüman kimselerin idam edildikten sonra kesilen başının koltuk altına koyulmasıydı. Osmanlı tarihinde nice vezirler ve sadrazamlar, cellatların elinde bu hazin sonu yaşamış ve kellesini koltuğunun altına almıştır.
Ancak içlerinde bir tanesi var ki sadece kellesinden olmamış, bütün vücudu lokma lokma doğranarak Osmanlı halkına şifalı vezir eti diyerek satılmıştır. İşte bu garip olaydan ötürü lakabı "1001 Parça Ahmet Paşa"ya çıkan Osmanlı sadrazamının hikayesi...
Ahmet Paşa, 1590'lı yıllarda İstanbul'da bir sipahinin oğlu olarak dünyaya geldi. Herhangi bir özel eğitim almamasına rağmen çocukluğundan beri çok hızlı ve çok güzel yazı yazmaktaydı. Bu yeteneğinden ötürü küçük yaşlarda Maliye Kalemliğine girdi.
Yaklaşık 40 yaşında kadar bu görevde kaldıktan sonra bir basamak yükselerek tezkireci oldu. Ancak Ahmet Paşa hırslı biriydi ve devlet içerisinde yükselmek için pek sabrı kalmamıştı. Bu nedenle Sadrazam Sultanzade Mehmet Paşa'ya rüşvet vererek önce mevkufatçı, ardından defter emini oldu.
Paranın her kapıyı açtığını gören Ahmet Paşa, birkaç yıl sonra da vezirlik rütbesiyle defterdarlığa getirildi. Lakin Ahmet Paşa'nın durmaya niyeti yoktu.
Rivayetlere göre çevirdiği entrikalarla Deli İbrahim olarak bilinen Sultan I. İbrahim'e 300.000 kuruş vererek kendini sadrazam olarak ilan ettirdi. Bu da yetmedi Sultan I. İbrahim'in henüz 2 yaşındaki kızı Beyhan Sultanla sözlendirilerek Osmanlı ailesine damat oldu.
Alalade bir sipahinin oğlu olarak dünyaya gelen bu kişi, şimdi padişahın kızıyla evli bir Osmanlı Sadrazamı olmuştu. Önceki mesleğinden dolayı devlet içinde Tezkireci Ahmet Paşa olarak bilinen sadrazam 1647 yılında göreve geldiğinde Osmanlı Devleti, Venedikle savaş halindeydi.
Üstelik Venedikliler 60 gemilik bir filoyla Çanakkale Boğazı'nı kapatmış, Osmalı Donanmasının çıkmasına ve denizden yardım götürmesine izin vermiyorlar, Girit Adası ve Bosna kıyılarına şiddetli saldırılar gerçekleştiriyorlardı.
Tezkireci Ahmet Paşa, sadrazamlık makamını kaybetmemek için buralardan gelen kötü haberleri, Çanakkale Boğazı'nın kapatıldığını ve toprak kayıplarını Sultan I. İbrahim'e söylemiyordu. Hatta o kadar ki cepheden gelip padişahın huzuruna çıkan Fazlı Paşa, durumun kötüye gittiğini söyleyince Sadrazam Ahmet Paşa onu rüşvet almak ve yalan söylemekle suçlamış ve hapse attırmıştı.
Sultan I. İbrahim ise Tezkireci Ahmet Paşa'ya güvendiği için Fazlı Paşa'ya inanmamıştı. Sultanı elinde oyuncak eden Ahmet Paşa, savaş devam ederken padişah I. İbrahim'in garip isteklerini karşılamakla meşguldü.
Padişaha haremindeki cariyelerinden biri bir masal anlatmıştı. Bu masala göre sarayın her yerini samur kürküyle kaplarsa padişah ölümsüz olacaktı. Bu masala inanan Sultan I. İbrahim, bütün Osmanlı topraklarındaki samur kürklerini almaya başladı.
Tezkireci Ahmet Paşa da bu garip istek doğrultusunda halka samur vergisi adı altında ağır vergiler koydu. Bunun yanında Sadrazam Ahmet Paşa, padişahın gözüne girmek için hazineden aldığı parayla her tarafı kıymetli taşlarla süslü çok maliyetli bir saltanat kayığı yaptırıyordu.
Ayrıca Tezkireci Ahmet Paşa, devletin önemli memurluklarını ve görevlerini açık artırmayla satarak büyük servetler elde ediyordu. Bosna ve Girit'teki Osmanlı askerleri zor durumda yardım beklerken İstanbul'da durum bu şekildeydi.
Elbette bu basiretsiz yönetim kısa zamanda ulemadan ve yeniçerilerden tepki görmeye başladı. Bir yeniçeri ağası olan Kara Murad Ağa, sadrazama uyarı niteliğinde bir mektup gönderdi. Ahmet Paşa ise bu tehdit mektubu karşılığında makamını korumak için bir plan hazırlayarak başta Kara Murad Ağa olmak üzere diğer yeniçeri ağalarını oğlunun düğününe davet etti.
Fakat gerçek niyeti yeniçeri ağalarını tuzağa düşürerek düğünde hepsini topluca katletmekti. Bu haber Kara Murad Ağa'ya sızdırıldı, yeniçeri ağaları bu tuzaktan son anda kurtuldular. Artık iki tarafta da kılıçlar çekilmişti.
Yeniçeriler ve sipahiler Fatih Camii'nde toplarak kazan kaldırdı ve Tezkireci Ahmet Paşa'nın kellesini istediklerini padişaha bildirdiler. Padişah çok sevdiği ve damadı olan Tezkireci Ahmet Paşa'yı isyancılara teslim etmeyince olaylar büyüdü ve çıkan isyanda Sultan I. İbrahim devrilerek saltanatını kaybetti.
Hal böyle olunca Tezkireci Ahmet Paşa yalnız kaldı ve saklanacak delik aramaya başladı. Kılık değiştirerek bir bir İstanbul'daki tanıdıklarının kapısına giden eski sadrazamı kimse kabul etmedi.
En sonunda da Hacı Behram isimli bir tanıdığı tarafından saklandığı yer yeniçerilere ihbar edildi ve Tezkireci Ahmet Paşa yakalanarak Şeyhülislam fetvasıyla idam edildi. İşte ne olduysa bundan sonra oldu.
Tarihçi Reşat Ekrem Koçu, "Tarihimizdeki Garip Vakalar" adlı kitabında olanları şöyle anlatıyor:
"Kendisinin yeniçeri ocağı ağalarıyla iyi geçinmemesi hatta ocak ağalarına karşı bir suikast hazırlaması İstanbul'da bir askeri hükümet darbesine sebep olmuş. Sadrazam idam edilmiş, padişah da evvela tahtından indirilip birkaç gün sonra boğdurulmuştu. Ahmet Paşa şişman bir zattı.
İdamından sonra cesedi ana doğması soyularak cellatlar tarafından bir hamal beygirine çarprazvari atılmış ve götürülüp At Meydanı'na bırakılmıştı.
İhtilalci yeniçerilerden birkaç hunhar, fırsatı ganimet bilip cahil halkın batıl itikatlarınden istifade ederek insan yağı, romatizma ağrı ve sızılarına devadır diye Ahmet Paşa'nın etlerini lokma lokma doğrayarak beşer onar akçeye satmışlardı.
İstanbul'da da bu kadar korkunç, tüyler ürpertici devayı satın alarak kollarına bacaklarına sürüp bağlayabilecek o kadar çok katı yürekli insan çıkmıştı ki paşanın iri yapılı vücudu hemen bir iskelet halinde kalmıştı. Ölümünden ve naaşının bu feci akıbetinden sonra kendisine Hazerpare yani Binbir parça Ahmet Paşa lakabı verilmişti."
Okuduğunuz için teşekkürler.
Başka olaylar da görüşmek üzere....
Yamaç Erdoğan Havadis
TEREF

