ÇOK İLERİ GİDİLDİ, NE YAPMALIYIZ?
Bu gün, 08:54

Bu yazıyı hangi ruhla yazdım;
Türk köylüsünün, bir saat kadar kısa bir zaman içinde yüzlerce genç zeytin ağaçlarının buldozerlerle yerlerinden sökülerek parçalandığını görünce, önce buldozerleri Yunan, İsrâil, İngiliz işgâl ordularının ağır tankları sandım lâkin maden şirketlerinin olduğunu anlayınca bir anda;
''Ya Rabbi!
Bu masum ve çaresiz Türk köylüsüne sen acı. Bu zeytin ağaçları şayet o bölgenin köylülerini aşsız, işsiz bırakıp bölgeden göçe zorlamak için kasten ve de büyük bir intikam duygusuyla kesiliyorsa, Türk milletini en kısa zamanda bu zihniyetin şerrinden ve yağmasından kurtar" diye niyazda bulundum.
İçinde bulunduğumuz durum, bakanlar için komedi, düşünen, akleden, hisseden, milli ruh, akıl, iman ve vicdan sahipleri içinse fâciadır.
Verilen 380 Bin civarında Maden İşletme Ruhsatıyla pek kısa bir zaman sonra Anadolu ırmaksız, çaysız, susuz, ağaçsız, bağsız ve bahçesiz bir çöle dönecektir.
Sanki birileri;
''Malâzgirt'te elimizden aldığınız Anadoluyu geri almak için geldik lâkin Çanakkale, Sakarya, Dumlupınar'da boyumuzun ölçüsünü verdiniz, büyük kayıplarla geri çekildik ama sonunda işin kolayını da bulduk. Bundan sonra Anadolu'yu alacağımız Maden Arama Ruhsatları sayesinde işgâl edeceğiz. Hem kazanacağız, hem vatanınızı yaşanamaz bir çöl haline getireceğiz'' der gibiler.
Bazı İllerimiz için verilen maden arama ruhsat sahası o İlin % 80- 85 ini kapsamaktadır. 29 İlimizin ise % 70 kadarı maden arama sahası olarak ruhsatlandırıldı.
Maden İşletme Ruhsatlarıyla Türk köylüsü atadan kalma toprağından, yerinden, yurdundan edilmektedir ki bu durum bir Milli Güvenlik meselesidir. ''Bu bir örtülü işgâldir, adı konmamış bir istilâ hareketidir'' demek abartılı mı olur?
Bir grup insan, Anadolu'nun yağmalanmasını, havası, suyu, toprağı kirletilip ormanları yok edilerek yaşanmaz hale getirilmek istenişini, ruhsuz ve hissiz bir şekilde komediymiş gibi seyrederken, düşünüp hisseden fâzilet ve ahlâk sahibi biz vatanseverler ise gelecek nesillerimiz adına büyük endişelerle yanıp kavrulmaktayız.
Koca bir millet, bir avuç azınlığın, üç beş kemirgen şirketin pençesinde inim inim inlerken, bizler ise büyük bir çaresizlik içinde sadece iç çekip sızlanmaktayız.
BU BÖYLE DEVAM EDEMEZ.
İlk iş olarak, Yavuz Ağıralioğlu'ndan kesinlikle uzak durmak kaydıyla, Ümit Özdağ, Musavat Dervişoğlu, Yusuf Halaçoğlu gibi kendi fikriyatımıza yakın parti Genel Başkanlarının yakalarına yapışarak onları bir siyâsi çatı altında toplanmaya çağırmalıyız. Bu çağrımız, emir şeklinde, yeri geldiğinde en sert bir biçimde olmalıdır.
Bu üç lidere karşı, nezaket budalalağının zamanı değil.
Giden 86 Milyonluk Türk milletinin vatanı, devleti ve çiğnenmek istenen namusudur.
Bir araya gelmekten imtina edenleri öyle bir tersleyip tepelemeliyiz ki, feleğini şaşırmalı, anasından emdiği süt fitil fitil burunlarından getirilmeli ve bir daha toplum içine çıkamamalı.
Vakit geçmekte.
Ümitler tükenmekte.
Davranma zamanı bugün değilse ne zaman?
Mevcut ittifakı en kısa zamanda iktidardan alaşağı etmek artık dini bir vecibe, gelecek nesillerimize karşı namus borcu haline gelmiştir.
19 Nisan 2026
ORHAN KILIÇOĞLU

