Emel Sayın'ın Aşık Veysel Hikayesi..
Bu gün, 12:04

Sivas Şarkışla'da bir kış sabahında, Toprak Mahsulleri Ofisi'nin baş memurunun evinde bir kız dünyaya geldi.
Makedonya'dan kopup gelen bir ailenin en büyük kızıydı. Kök tutmak zorunda kalmışlardı bu topraklarda — öyle ya, başka nereye gideceklerdi ki.
O küçük kızın sesinden kimsenin haberi yoktu henüz.
O yılların Şarkışla'sında memur evi sadeydi. Soba borusunun geceleri çıkardığı tıkırtı, akşam radyosunun cızırtısı... Devlet memuru babalar böyle büyütürdü çocuklarını: az söz, çok iş, hiç şikâyet yok.
Yıllar geçti. O küçük kız Türkiye'nin en büyük sahnelerine çıktı.
Ve bir gün, zirvedeyken, tozlu Şarkışla yollarını yeniden aştı. Aynı ilçenin çocuğu olan ozanı ziyarete gitti — Sivrialan'a, Aşık Veysel'in kapısına dayandı.
Veysel onu kapıda karşıladı. Görmeden tanıdı — sesinden, adımlarından. Elini tuttu ve o meşhur nüktesiyle dedi:
"Kızım, sesin çok güzel. Ama yüzün sesinden de güzelmiş, öyle diyorlar."
Emel Sayın o gün ağlamış.
Makedonya'dan gelip Şarkışla'ya tutunmuş bir ailenin kızı, o günden bu yana Türkiye'nin "kadife sesi" diye anılıyor. 🇹🇷
Bazı sesler topraktan çıkar. Bazıları memurun evindeki eski radyodan, sobanın ışığında büyüyerek.
Şarkışla bu ülkeye neler vermedi ki...
TC Mustafa Pirik
TEREF

