Bazen devletler çöker, hanedanlar dağılır, başkentler işgal edilir. Fakat millet yaşadığı sürece devlet fikri yaşamaya devam eder.

25-05-2026, 00:03           
Bazen devletler çöker, hanedanlar dağılır, başkentler işgal edilir. Fakat millet yaşadığı sürece devlet fikri yaşamaya devam eder.
Ülke işgal edilmişti.
Başkent düşman kuvvetlerinin denetimi altındaydı.
Sultanın merkezi otoritesi çökmüş, hükümranlığı ise büyük ölçüde sembolik bir hâle gelmişti.
Çözülme başlamıştı.
Hanedanın hükmettiği topraklar birer birer elden çıkıyor, ülke sadece dış saldırılarla değil, içeriden ayrışmalarla da parçalanıyordu.
İşgalciler, siyasi ve askerî denetimi tamamen ele geçirmiş, devletin direnme kapasitesi yok edilmişti.
Saltanata bağlı kuvvetler silahsızlandırılmış, dağıtılmış, direniş olasılığı bırakılmamıştı.
Ne sarayın ne de ona bağlı askerî yapının işgale karşı bir başkaldırı gerçekleştirecek gücü yoktu. Kontrol işgalcilerin elindeydi.
İşgalcilerle iş birliği yaygınlaşmıştı.
Hanedana yakın çevreler, devlet adamları ve askerî unsurlar işgalcilerle hareket ediyor, kimi makamını korumaya, kimi canını kurtarmaya, kimi ise çöken düzen içinde kendisine yeni bir yer edinmeye çalışıyordu.
Bedeli halk ödüyordu.
İşgalin yükü, yağmayla, açlıkla, yoksullukla, tecavüzle, can ve mal kaybıyla doğrudan milletin omuzlarına binmişti. Umutlar tükeniyor, insanlar yarının ne getireceğini bilmeden yaşamaya çalışıyordu.
Tam da böyle bir zamanda, Türk tarihinin en eski refleksi yeniden ortaya çıkmış, uzakta bir yerde, yeni bir merkez filizlenmeye başlamıştı.
Bir yiğit, çökmekte olan devletin içinden yeni bir devlet çıkarmak için ayağa kalkmıştı. Artık işgal altındaki eski başkentin dışında, yeni bir merkez vardı.
Yeni bir irade…
Yeni bir siyasi odak…
Yeni bir istikbal doğuyordu.
Büyük mücadele başlamıştı. DEVLET-İ EBED- MÜDDET, yani ; Türk devlet geleneğinde devletin ve milletin bekasının, ebediyete kadar var olacağının vurgulandığı temel felsefe yine gerçekleşiyor, çökmekte olan bir Türk Devleti'nin içinden YİNE, yeni bir Türk Devleti doğuyordu. Türk tarihi boyunca defalarca yaşanmış bir hakikatti bu ve yine filizleniyordu.
Ne kadar tanıdık bir tarihî hadise değil mi?
İnsan okurken ister istemez Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarını, İstanbul’un işgalini, saltanatın çaresizliğini ve Ankara’da yükselen yeni iradeyi düşünüyor.
Ama hayır…
Yukarıda anlatılan olay, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu değildir.
Bu, Moğol ve İlhanlı baskısıyla çözülme sürecine giren II. Mesud dönemindeki Anadolu Selçuklu Devleti’nin hazin hikâyesidir.
Bu, çökmekte olan bir Türk devletinin içinden yeni bir Türk devleti çıkaran Osman Gazi’nin hikâyesidir.
Osman Gazi ile Mustafa Kemal’in Tarihsel Paralelliğidir bu.
Tarih bazen aynı hakikati farklı çağlarda yeniden üretir.
13. yüzyılın sonlarında Anadolu’da çöken yapı Anadolu Selçuklu Devletiydi.
20. yüzyılın başlarında ise dağılan yapı Osmanlı İmparatorluğu oldu.
İki dönemin arasında yaklaşık altı asır var.
Fakat dikkat çekici olan, tarihsel şartların ve ortaya çıkan liderlik modelinin birbirine şaşırtıcı ölçüde benzemesidir.
Birinde Selçuklu uç beyi Osman Gazi, çöken Selçuklu düzeninin enkazı içinden yeni bir siyasi irade oluşturdu.
Diğerinde ise Osmanlı paşası Mustafa Kemal, fiilen işgal edilmiş bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkardı.
Yeni bir şey değildi bu, tüm Türk tarihi boyunca yaşanmıştı ve belki gelecekte de yaşananacaktı.
Osman Bey, 1299’da yeni bir devlet kurmak için ayağa kalktığında, Selçuklu Sultanı II. Mesud, tıpkı Vahdettin gibi hâlâ tahtında oturuyordu. Ancak o taht Vahdettin de olduğu gibi, artık eski kudretini kaybetmişti. Selçuklu Devleti işgalin, baskının ve siyasi dağılmanın altında çözülüyordu.
Bu yönüyle tablo, son dönem Osmanlı manzarasını şaşırtıcı ölçüde andırır.
II. Mesud 1308’de öldüğünde, devletin merkezi Konya değil, Söğüt olmuştu.
Selçuklu Hanedanı dağılmış, tarih sahnesinden çekilmişti.
Selçuklu halkı yeni devlete yabancılık hissetmedi.
Çünkü dil aynıydı.
Din aynıydı.
Töre aynıydı.
Kültür, gelenek, devlet anlayışı aynıydı.
Bu nedenle insanlar kendilerini başka bir milletin hâkimiyetine girmiş gibi görmediler. Aksine, çöken devletin devamı olarak gördükleri yeni merkeze yöneldiler ve Osmanlı’yı kısa süre içinde büyük bir cihan devletine dönüştürdüler.
Bugün Osman Gazi’nin ne yaptığını tarihsel derinliğiyle anlayabilenler, Türk devlet geleneğinin nasıl işlediğini de kavrayabilirler.
Osman Gazi'yi bir nebze anlayabilseniz, ya da daha gerilere sarıp, yıkılan Türk devletlerini ve kurulan Türk devletlerinin hikayesinin hep aynı olduğunu görebilseniz. Bunun tarihin tekerrürü değil, Türk Devlet Geleneğinin, Türk Devlet aklının bir hamlesi olduğunu kavrayabilir, Atatürk'ü anlar, bizler gibi sizde onu baş tacı ederdiniz.
Unutmayın!
bazen devletler çöker, hanedanlar dağılır, başkentler işgal edilir.
Fakat millet yaşadığı sürece devlet fikri yaşamaya devam eder.
Türk tarihinde,
“DEVLET-İ EBED- MÜDDET”TİR.
Yani devlet yıkılmaz.
Sadece merkez değiştirir
Necdet Obalı
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru