Sarayın Günəşi, Qafqazın Qürurlu Qızı: Mahidevran Sultan və Kabardin sülaləsinin naməlum hekayəsi
9-06-2026, 15:04

Osmanlı saray tarihinin en trajik figürlerinden biri olan, Kanuni Sultan Süleyman’ın hasekisi ve Şehzade Mustafa’nın annesi Mahidevran Sultan, yüzyıllardır sadece harem içi mücadeleleriyle değil, asil kökeniyle de tarihçilerin ve araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Resmî Osmanlı arşivlerinde cariye kökenli padişah annelerinin babaları için genellikle kullanılan "Abdullah" (Allah'ın kulu) ibaresi yer alsa da, tarihsel veriler, sözlü gelenekler ve şecere çalışmaları Mahidevran Sultan’ın Kafkasya’nın soylu Çerkes hanedanlarına uzanan kökenini güçlü bir şekilde desteklemektedir.
Kabardey Hanedanı ve İdar Ailesi ile Bağları
Tarihçilerin ve Kafkas şecere uzmanlarının üzerinde durduğu en güçlü teorilerden biri, Mahidevran Sultan’ın Kafkasya’da hüküm süren Çerkes prens ailelerine (Pshi) mensup olduğudur. Kafkasya ve Osmanlı şecerelerini inceleyen araştırmacılara göre, Mahidevran Sultan’ın saraya girmeden önceki adının Malhurub (veya Bahar, Gülbahar) olduğu, babasının ise Çerkes prensi Haydar Bey (veya Mirza Haydar Temruk) olduğu belirtilir. Bu soy ağacı, onu doğrudan Kafkasya’nın en kudretli oluşumlarından biri olan Kabardey hanedanına (İdar ailesine) bağlamaktadır.
16. Yüzyılda Kabardey Hanedanı’nın İnanç Yapısı
Mahidevran Sultan’ın kökeniyle ilgili en çok karıştırılan ve gri alanları olan konulardan biri, o dönemki Çerkeslerin dini aidiyetidir. Tarihsel gerçeklik şudur ki; Mahidevran Sultan’ın saraya geldiği ve mensubu olduğu Kabardey hanedanının hüküm sürdüğü 16. yüzyılın ilk yarısında, bu hanedan henüz Müslüman değildi.
O dönemde Kabardey Çerkesleri arasında senkretik (inançların birbirine karıştığı) bir dini yapı egemendi. Bizans ve Gürcü etkisiyle Orta Çağ'da bölgeye giren Hristiyanlık ile Çerkeslerin kadim geleneksel inancı olan Khabze / Thashkho (Geleneksel Çerkes Paganizmi/Monoteizmi) iç içe geçmişti. İslamiyet ise Karadeniz limanlarındaki ticaret ve Kırım Hanlığı vasıtasıyla bölgede bilinse de, 1500'lü yıllarda Müslümanlar Çerkesya’da henüz belirgin bir azınlık durumundaydı.
Rus Çariçesi Maria Temrukovna ile Akrabalık ve İnanç Paradoksu
Mahidevran Sultan’ın bağlı olduğu Kabardey hanedanının o dönem henüz Müslüman olmadığının en büyük kanıtı, dönemin küresel jeopolitiğindeki evlilik ittifaklarıdır. Mahidevran Sultan’ın akrabası olan Kabardey ulu prensi İdar Bey'in oğlu Prens Temruk, kızı Goşeney’i Rus Çarı IV. İvan (Korkunç İvan) ile evlendirmiştir.
Şayet o dönemde bu hanedan Müslüman olsaydı, şer'i hukuk ve İslam gelenekleri gereği bir Müslüman hükümdarın kızını Hristiyan bir çarla evlendirmesi kesinlikle mümkün olamazdı. Rus sarayına giden Prenses Goşeney, orada vaftiz edilerek Maria Temrukovna adını almıştır. Bu soy bağı doğru kabul edildiğinde, 16. yüzyılın ortalarında aynı Çerkes hanedanının kadınları, dönemin birbirine rakip iki büyük imparatorluğunun (Osmanlı İmparatorluğu ve Rus Çarlığı) saraylarında en tepe noktalarda (biri padişahın eşi ve veliaht annesi, diğeri çarın eşi ve çariçe olarak) yer almıştır.
Sarayda "Abdullah" İsminin Sırrı ve İslamlaşma
Kabardey Prensliği’nin resmi ve kitlesel olarak İslamiyet’e geçişi, Kanuni Sultan Süleyman’ın ölümünden ve hatta Mahidevran Sultan’ın Bursa’daki vefatından (1581) kısa bir süre önce, 1578 yılında gerçekleşmiştir.
Mahidevran Sultan ise muhtemelen 1510'lu yılların başında, henüz Müslüman olmayan Çerkes prens ailelerinin Kırım Hanlığı ile kurduğu diplomatik ağlar vasıtasıyla Osmanlı sarayına bir gayrimüslim/pagan prenses olarak gelmiştir. Sarayın harem dairesine adım attıktan sonra, her yabancı hanedan kızı gibi katı bir İslam ve Osmanlı saray eğitiminden geçirilmiş, Müslüman olmuş ve kendisine "Mahidevran" adı verilmiştir. İşte bu yüzden, İslam hukukuna uygun olarak, Bursa’daki mezar taşında ve kurduğu vakıfların kayıtlarında babasının adı sonradan Müslüman olanlar için kullanılan "Abdullah" (Allah'ın kulu) olarak kaydedilmiştir.
Saray dedikodularını ve elçi raporlarını inceleyen tarihçiler, Mahidevran Sultan’ın Hürrem Sultan ile olan rekabetinde, kendi soylu (prenses) kökenini her zaman bir gurur vesilesi yaptığını ve Hürrem’in köle kökenli olmasına karşı bu Kafkas asaletini öne sürdüğünü belirtir.
Kaynakça
1.Öztuna, Yılmaz (2016). Devletler ve Hanedanlar: Türkiye (1074-1990). Cilt 2, Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları.
2.Clot, André (1992). Muhteşem Süleyman. (Çev. Nedim Kula), İstanbul: Milliyet Yayınları.
3.Uluçay, M. Çağatay (2011). Padişahların Kadınları ve Kızları. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları
Tanay Yücel
TEREF

