"TÜRK İSMININ ORTAYA ÇIKIŞI "

10-06-2026, 17:04           
"TÜRK İSMININ ORTAYA ÇIKIŞI "
Türk nedir ?
Türk Milleti’nin tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. “Türk” sözü tarihin en eski çağlarından beri kullanılıyordu ve belirli bir kavmin ya da kavimler birliğinin adı olarak mevcuttu.
Türklerin köklü ve çok zengin bir tarihe ve kültüre sahip olması nedeniyle birçok bilim adamı “Türk” adının nereden geldiği hakkında araştırmalar yapmış, bu araştırmalar neticesi de Türk adı ilk defa M
Ö. XIV. yy’da “Tik” veya “Tikler” adıyla geçmeye başlamıştır.
Diğer bir görüşe göre ise Türk adı MÖ. XIV. yy’dan öncede var olduğudur. Zira Türk ırkının tarihi insanlığın tarihi kadar eskidir. Bu gerçeği kavmi ve milli mitolojilerde ve tarihi oluşumlarda izah eden eski kayıtlarda görmek mümkün olmaktadır.
Türk ırkının çok eski olması nedeniyle Türk adının nerden geldiği hakkında birçok iddia ve görüşler ileriye sürmüşlerdir. Buna göre,
— Heredotos’un doğu kavimleri arasında zikrettiği TARGİTAB’lar.
— İskit topraklarında doğdukları söylenen TYRKAE’ler
— Tevratta adı geçen Togarma’lar.
— Eski Hint kaynaklarında tesadüf edilen TURUKHA’lar veya THRAK’lar
— Eski Ön Asya çivili metinlerinde görülen TURUKKU’lar.
— Çin Kaynaklarında MÖ. I.yy’da rol oynadıkları belirtilen TİK veya Dİ’ler
Bizzat “Türk” adını taşıyan Türk kavimleri olarak gösterilmektedir.
İslam kaynaklarında yer alan İran menşeli “Zend – Avesta” rivayetleri ile İsrail menşeli “Tevrat” rivayetlerinde Nuh Peygamber’in torunu olan Yafes‘in oğlu “Türk” ile İran rivayetlerindeki Feridun’un oğlu “Türac” veya “Tur“un soyu Türk adını taşıyan ilk kavim olarak gösterilmek istenmiştir.”Avesta”da yer alan “Ebül Beşer”den ,Cemil ve oğu Ferdiun’dan bahsedilmektedir. “Ferdidun ülkesi Salm, Irak ve Turak (Türk) ismindeki üç oğlu arasında pay etmiştir. Salmala bugünkü İran ve havalisi, Irak’a bugünkü Irak ve havalisi ,Turak’a ise Orta Asya ve Çin havalisi düşmüştür. Feridun ölünce Irak, Salm’a saldırarak İran ve havalisini almış, daha sonra Turak’a saldırmıştır. Irak, Turak’ı yenememiş, savaş bunların torunlarına uzanan dek senelerce sürmüştür. Sonunda Turak’ın torunu “Afrasyap” Irak torunun “Muncihir”i mağlup ederek Ceyhun nehri sınır kabul edilen bir anlaşma yapmıştır. Bu tarihten sonra ceyhun nehri doğusunda “TURAN“, batısına da “İRAN” denmiştir.
Tevrat rivayetleri de ise Nuh tufanından sonra Nuh peygamber dünyayı üç oğlu arasında pay etmiş. Yafes’e Orta Asya ve Çin ülkeleri düşmüş, Yafes ölürken tahtını sekiz oğullarından biri olan “TÜRK” e bırakmıştır.
Görülmektedir ki Hz. Adem devrine yakın zamanlarda Turak (Türk)’den İran-Turan savaşlarından ve Alp Er Tunga gibi büyük bir Türk Başbuğundan ve Saka İmparatorluğu Kağa’nından bahsedilmektedir. Yukarıda mitoloji ve tarihi kayıtlar içerisinde yer alan “Türk” kelimelerinden,Türk adının ne kadar eski olduğu ortaya çıkmaktadır. MÖ XIV. yy’da yer alan “Tik”ler ile dünyada mevcut olan medeniyetlerin en eskisi olan MÖ. VII. yy. da Orta Asya’da kurulan “Anav” medeniyeti de Türkler tarafından kurulmuştu. O halde Türkler MÖ. XIV. yy’da Tik’ler, MÖ. VII. yy’da Anavlar, MÖ IV yy’da Sakalar ile tarih kayıtlarında yer almaktadır.
Türk kelimesinin yazılı olarak kullanılması ilk defa MÖ 1328 yılında Çin tarihide “Tu-Kiu” şeklinde görülmektedir. MÖ. I yy’da Roma’lı yazarlardan biri olan Pompeius Meala’nın Azak Denizi kuzeyinde yaşayan halktan “Turcae” olarak bahsetmesi ile ilk defa yazılı olarak karşılaşıyoruz. Türk adının tarih sahnesine çıkışı MS VI yy’da kurulan Kök-Türk Devleti ile olmuştur. Orhun kitabelerinde yer alan “Türk” adı daha çok “Türük” şeklide gösterilmektedir. Bundan dolayı Türk kelimesini Türk Devleti’nin ilk defa resmi olarak kullanılan siyasi teşekkülün Kök-Türk imparatorluğu olduğu bilinmektedir. Kök-Türklerin ilk dönemlerinde Türk sözü bir devlet adı olarak kullanılmışken, sonrada Türk milletini ifade etmek için kullanılmaya başlanmıştır.
MS. 585 yılında Çin İmparatoru’nun KÖK-TÜRK Kağanı İşbara’ya yazdığı mektupta “Büyük Türk Kağanı” diye hitap etmesi, İşbara Kağan’ın ise Çin İmparatoruna verdiği cevabi mektupta “Türk Devleti’nin Tanrı tarafından kuruluşundan bu yana 50 yıl geçti” hitapları Türk adını resmileştirmiştir. Kök-Türk yazıtlarında Türk sözü daha çok “Türk Budun” şeklide geçmektedir. Türk Budun’un ise Türk Milleti olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla Türk adı bu dönemlerde bir topluluğun veya kavmin isminden ziyade, siyasi bir mensubiyeti belirleyen bir kelime olarak görülmektedir. Yani Türk soyuna mensup olan bütün boyları ve toplulukları ifade etmek üzere milli bir isim haline gelmiştir.
Kaynak: Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU
Prof.Dr.Yusuf Halaçoğlu:
Bakmayın siz yankilerin, conilerin uyduruk kürdistan haritalarına, eski haritalara baktığımızda Hakkari bile "Türkomania" diye geçiyor.

Zaten Hakkari'de MÖ 1200 lere ait taş baba ve balballar bulduk.
Doğu Anadolu Bölgesinde bin civarında Kurgan ve Taş baba yani Türk mezarları keşfedildi.

Bir İskit gerçeği var.
Ankara Güdül'deki İskit petroglifleri 5 bin yıla kadar geri gidiyor. Frig mezarları da Roma'dan farklıdır.

Ben buradaydım demek için anıt, kitabe, yazıt, yazılı belge türünde kanıtların olması gerekiyor...Anadolu tarih boyunca Türklerindir.
Bu ülkenin sınırları şehit kanları ile çizilmiştir, elin yankileri, conileri
Türkiye hakkında konuşamaz.
TÜRK ADI
Türklerin kadim bir millet olması, tarihçileri ve farklı disiplinlerden bilim insanlarını, Türk adının ilk olarak nerede ve hangi kaynaklarda kullanıldığı üzerine düşündürmüştür. Türk isminin ilk kullanımı ve anlamı hakkında çeşitli teoriler ve tartışmalar ortaya atılmıştır.
Türk adı, Çin kaynaklarında iki heceli "T'u-chüeh" (Tujue) olarak geçmektedir. Günümüzdeki bizleri diğer Türk devlet ve topluluklarından ayırt etmek için, Göktürk olarak adlandırılan bu topluluk ve devlete "Kök-Türk" denmiştir. Ancak Orhun Yazıtları'nda kendisini "göksel Türk" ("Kök Tengri'de bolmuş Türk" - Gökte yaratılmış Türk) olarak tanıtır. 1896'da Wilhelm Thomsen'in "Kök-Türk" formunu önermesinden bu yana Göktürkler bu adla anılmaktadır.
Türk adıyla ilk kez Orhun Yazıtları'nda "Türk" ve "Türük" olarak karşılaşırız. Bu yazıtlardan, Bilge Tonyukuk anıtının (720) batı yüzünde kelimenin "Türk" formunda yazıldığı, ancak Kültigin (732) ve Bilge Kağan (735) anıtlarının diğer yüzlerinde "Türük" veya "Türk" olarak yazıldığı anlaşılmaktadır. Her iki yazımın sonunda da "halk, millet" anlamına gelen "budun" kelimesi kullanıldığı için, aradaki farkın iki farklı kelimeden değil, aynı kelimenin farklı yazılış biçimlerinden kaynaklandığı açıktır.
V. V. Barthold, bu ismin yayılmasını, karşılaştıkları tüm göçebelere bu adı veren Müslüman yazarlara bağlar. Türk budunu ile ilgili olarak, von Le Coq ve Gabain, Radloff'un aynı dönemdeki Uygur-Manici belgelerinde "bu Türk budunu" (tüm bu Türk halkı) ve "Türk başlık" (özel bir Türk ilahisi) ifadelerini gönderdiklerini belirtir.
Göktürk yazıtlarında, etnik ve politik bir anlam yükleyen başka bir kullanım daha vardır: Aşina Teğin yazıtında "Kök Türk idi" (haksız ve devletsiz kök) ifadesi geçer. Türkçede "kök" kelimesi "gök, sema, gökyüzü" anlamına gelir. Türk renk sisteminde mavi (gök) doğuyu temsil eder. Bu nedenle "Kök Türk", "Doğu Türkleri" anlamına gelmektedir.
Geçen yüzyıldan beri birçok bilim insanı tarafından ortaya atılan görüşe göre, Herodot'ta (M.Ö. V. yy) doğu kabileleri arasında bahsedilen Targitalar, İskit topraklarında yaşadığı söylenen Tyrcae (Jyrkae), Tevrat'ta adı geçen Yafes'in torunu Togarma, antik Hint kaynaklarında geçen Turukha (Turushka), eski Asur çivi yazılı metinlerinde görülen Turukku (Turushka), Çin kaynaklarında M.Ö. 2. bin yılda görüldüğü iddia edilen Tik halkı ve hatta Truvalıların bizzat Türk adını taşıyan bir Türk halkı olduğu düşünülmüştür.
Günümüzde bilim dünyasında, Türk adının M.S. VI. yüzyılda kurulan Göktürk Devleti (552-744) ile ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Buna göre, Türk adı ilk kez Çin yıllığı Chou-shu'da, 542 yılında Göktürk birliğini belirtmek ve 545'te Wei İmparatoru Tai-tsu'nun Göktürk başbuğuna bir elçi gönderdiğinde görülmüştür.
Tatar bilgini Mirfatik Zahiev, Türklerin ve Tatarların kökeni üzerine yaptığı kapsamlı araştırmasında Türk etnoniminin fonetik durumu ve semantiği hakkında detaylı bilgi vermiştir. Bu bağlamda Zahiev, Türk etnonimi ve Türkçe konuşan halkları beş grupta ele alır: Birinci grup, aslında bu adı kullanan ve Türk adını ortak bir etnonim olarak benimseyen halklardır. İkinci grup doğrudan Türk adını kullanmayan ama Türkçe konuşan Kumuklar gibi halklardır. Üçüncü grup, Kaşgarlı Mahmud'un da belirttiği gibi doğrudan Türk dili konuşan halklar ve kabilelerdir. Dördüncü grup, Kaşgarlı'nın listesine girmeyen ama Türk hanlıklarının yıkılmasından sonra günümüze ulaşamamış Akkoyunlu ve Baraba gibi halklardır. Beşinci grup, Türk etnoniminin popülerleşmesinden önce yaşamış Türkçe konuşan kabileler ve halklardır. Böylece Türk etnonimi, birçok Türkçe konuşan halkın ortak adı olmadan önce, 6. yüzyılda ortaya çıkmıştır.
Bu bağlamda söylenenlere bakıldığında, Türklerin Asya kıtasının birçok bölgesinde ve dolayısıyla Avrasya'da oldukça farklı coğrafyalara yayıldığını söylemek tarihsel bir gerçeklik olacaktır.
Türk adının çok eski zamanlardan beri var olduğu görüşünün hakim olduğu bir dönemde, bu ismi aramak için Çin kaynakları bir anlam ifade etmiş, böylece Çin yıllıklarında M.Ö. 2. bin yılın ortalarından itibaren görüldüğü söylenen Tik halkının adının, telaffuz açısından "Türk"e yakınlığı nedeniyle Türk kelimesinin ilk formu olduğu ileri sürülmüştür. Bu fikir bazı Türk tarihçilerine çekici gelmiştir. Ancak Tik-Türk ilişkisi daha önce W. Koppers, P. Pelliot, A. von Gabain ve W. Eberhard gibi kişiler tarafından şüpheyle karşılanmış ve yapılan analizler Tik'in Türk ile ilgisinin olmadığını göstermiştir.
Ayrıca, İslami kaynaklarda ayrıntılı olarak anlatılan İran kökenli Zend-Avesta hikayelerinde ve İsrailoğulları kökenli Tevrat anlatılarında, Türk adının Nuh'un torununun (Yafes'in oğlu) adı olduğu (Taberî, Mes'ûdî, İbnü'l-Esîr, İbn Hurdâdbih, Gerdîzî, Kaşgarlı Mahmud vb.) veya İran hükümdarı Feridun'un (Traetaona) oğlu Tur/Turac veya Türak'ın, Türk adını taşıyan ilk halk olduğu ileri sürülmüştür.
Türk adı ve etnisitesi üzerine yapılan araştırmalarda, daha sağlıklı sonuçlara ulaşmak için dil ve etnonim çalışmalarını bir noktada birleştirmek gerekmiştir. Buna göre, Altay dil akrabalığına dayalı bazı teoriler ortaya atılmış, ancak ileri bir aşamadan söz edilemeyeceği anlaşılmıştır.
Türkçe, Altay dil ailesinin bir üyesi olarak Ural-Altay ve Altay dil birlikleri içinde yer alır. Ayrıca Nostratik dil teorisi çerçevesinde Türk halklarının etnik ve dini çalışmaları yapılmaktadır.
Altay, Ural-Altay ve Nostratik dil aileleri çerçevesinde, genel olarak proto-Türk etnisitesini genetik bir ortaklık içinde bulabiliriz.
Bu genetik ortaklığın tarihsel olarak Türk dili konuşan ve etnik olarak Türk olan halklarla ilgili olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Türk adını incelerken, sadece bir adada takılıp kalmak aslında bizim için zaman kaybıdır. Bu bağlamda, Türk adı hakkındaki en sağlıklı verilere yine kültürel unsurlar aracılığıyla ulaşılabileceğini de söyleyebiliriz. Bu konuda Osman Çataloluk, Türkiye'nin genetik tarihini incelerken, yerli ve yabancı tarihçilerin araştırmalarını her zaman Türkiye etrafında yürüttüklerini, oysa onun adının aslında bir tören ve kültür yarattığını söylemektedir.
Yukarıdaki görüşlere göre, Türk adının kökeni çok eskilere dayanmakta ve ilk olarak Çin belgelerinde yazılı olarak geçmektedir. Bu önermeden, Türklerin bir halk olarak tarihin en eski zamanlarından beri var olduğu sonucuna varıyoruz.
Türk İsminin Anlamı
Türk isminin hangi anlama geldiği sıklıkla tartışma konusu olmuştur. Bazı belgelerde bu ismin bir Türk hükümdarının adı olduğu belirtilmiştir.
Zeki Velidi Togan, Türk kelimesini dilbilimsel bağlamda ele alırken şu ifadeyi kullanır: Türk adı sadece Türk lehçeleri konuşan halklar için kullanılmalıdır. Mirfatik Zahiev, Türk fonetiği ve semantiği hakkında şu sözleri aktarır: Rusçada muhtemelen Tatar dilinin etkisiyle, "Türk" kelimesinin fonetik bir varyantı olarak ilk kez "türkiy" şeklinde sıfat olarak kullanılmıştır. Ancak Moğol-Tatar istilalarından sonra Rus kaynaklarında Türk halklarının adı "Tatarlar", sıfat olarak da "Tatarskiy" şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. 1923'te A. N. Samoyloviç, Türklerden bahsedildiğinde "Türk" ve tüm Türk halklarından bahsedildiğinde "Türkî" sıfatlarının kullanılması gerektiğini öne sürmüştür.
Yine, Türk adının "güç, kuvvet" anlamına gelen Türkçe kelime ve bir Türk halkının adı olarak ilk kez örtüştüğünü von Le Coq sayfasında önermiştir. Thomsen, "Kül Tigin" ve "Bilge Kağan" yazıtlarını ve "Tonyukuk" yazıtlarını çevirirken, "Türk adının bahsettiği halk hakkında ilk kez söylendiği (Türk veya Türük aslında 'güç' anlamına gelir ve başlangıçta bir kabile veya belki de egemen bir kuşağın adıydı). Bizler yüzyılın ortalarındayız" demiştir.
Yine, Türk yazıtlarında Türk kelimesinin sadece bir halk anlamında değil, başka anlamlarda da kullanıldığı yerler gösterilebilir. Türk adı hem kaynaklarda hem de araştırmalarda şu şekilde verilmiştir: Tu-küe (Türk) = miğfer; Trk (Türk) = terkedilmiş; Türk = olgunluk çağı; Takiye = deniz kenarında oturan adam; türemek vb. Geçen yüzyılda A. Vambery (1879), "türemek" (töre?) fikrine ilk adımı atan fikre göre, Türk kelimesi "türe-" fiilinden türemiştir. J. Deny (1939) da buna katılır. Z. Gökalp (1923) onu "töre ve düzen sahibi" olarak adlandırmıştır. W. Barthold'un (1927) düşüncesi de buna yakındır. Bu kelimenin Türkçe bir formda gelişmesini mümkün görmeyen ve bunun bir kabile adı olmadığını iddia eden G. Doerfer'e (1965) göre, Orhun yazıtlarındaki "Türk" ifadesi daha çok "devletin ana halkı olan millet" anlamına gelmektedir. Ancak bu, 1911'de bulunan eski bir Türk pasaportundan, Türk kelimesinin bir boy adı olarak "güç-kuvvet" anlamına geldiği anlaşılmıştır.
Bu bağlamda, Türk adının farklı anlamlara sahip olduğu açıktır. Türk adının farklı anlamlara sahip olması, aslında Türklerin çok geniş bir coğrafyaya yayılması ve tarihsel kadimliği ile olayların gelişimiyle bağlantılıdır.
Kaynaklar:
· Barthold, V.V., Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2006.
· Rásonyi, L., Tarihte Türklük, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1971.
· Ligeti, L., Bilinmeyen İç Asya, Çev.: Sadettin Karatay, Ankara: Türk Tarih Kurumu, 1986.
· Ögel, Bahaeddin, Türk Kültür Tarihi, Ankara: Türk Tarih Kurumu.
Aydın Kalyoncu
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru