OĞUZLAR

30-07-2026, 07:04           
OĞUZLAR
Türkmenlerin etnik kimliği son dönemlerde tartışılır hale geldiği için Türklerin ilk yazılı kitabına müracaat ettim. Burada yazılanları aktarıyorum.
Kaşgarlı Mahmud'un "Divânü lugâti't Türk" isimli kitabının 353-354-355’nci sayfalarında devamla; OĞUZ-OĞUZLAR maddesi;
Bir Türk kavmi; TÜRKMEN. Her biri hayvanlarına vurdukları ayırt edici bir damgaya sahip yirmi iki koldan oluşur. Bu kollar birbirlerinin hayvanlarını bu damgalarla tanırlar. Bunların şefi Kınıklardır. Şimdiki hakanlarımızda bu koldandır. Bu kollar sırasıyla;
1-qınıq’lar (Kınık)
2-qayıg’lar (Kayı)
3-Bâyundur’lar (Bayındır)
4-Eve’ler, bunlara yewe de denir. (Yiva)
5-Salgur’lar (Salur)
6-Afşar’lar (Avşar)
7-Begtili’ler (Beğdili)
8-Büğdüz’ler (Büğdüz)
9-Bayât’lar (Bayat)
10-Yazgır’lar (Yazır)
11-Eymür’ler (Eğmir)
12-qara bölük’ler (Kara evli)
13-Alqa bölük’ler (Alka evli)
14-İgdir’ler (İğdir)
15-Üregir’ler, bunlara Yüregir de denir. (Yüreğir)
16-Tütırga’lar (Dodurga)
17-Üla yondlug’lar (Alayunt)
18-Tôger’ler (Döğer)
19-Beçenek’ler (Peçenek)
20-Çuvaldur’lar (Çuvaldur)
21-Çepni’ler (Çepni)
22-Çaruqlug’lar Bunların sayıları azdır ve damgaları belli değildir. (Büğdüz-Karkın-Yaparlı) bu üçü Çaruqlug olarak geçer.
Bu alt kavimlerin hepsinin adını mutlaka bilinmesi gerektiği için andım. Eğer hayvanlar birbirine karışırsa, bu kollar kendi sığırlarını bu damgalar sayesinde tanırlar.
Bunlar temel alt kavimlerdir. Daha sonra bu alt kavimler de alt kollara ayrılmaktadır, ancak anlatımın kısalığı için bunları dahil etmiyorum. Bu alt kolların adları, eski zamanlarda onları var eden kurucu atalarının adlarından alınmıştır. Soylarının kökenini onlara dayandırırlar.
TÜRKMEN
Aynı kitabın (Divânü Lugâti’t-Türk, Kâşgarlı Mahmûd) 607-608 nci sayfalarında devamla TÜRKMEN maddesi yazılmıştır:
TÜRKMÊN; Bunlar oğuzlardır, Bu adı almalarına ilişkin bir hikaye vardır, rivayet olunur ki; Zülkarneyn, Semerkand’ı geçmiş ve Türk ülkesine doğru yönelmişti. O vakit Türk hakanı ŞU adında genç bir adamdı. Büyük bir ordusu vardı. Balâsâgûn yakınındaki Sûyâb kelesinin inşasına başlayan ( Bizim için fetheden) kişi de o idi. Sûyâb kalesinde konuşlanmış ordusunda yer alan beyler için her gün üç yüz altmış davul vurulurdu.
Bu adamın-Zülkarneyn’i kastediyorum- yaklaştığı kendisine haber verilmiş; “Onunla savaşalım mı, buyruğunuz nedir?” demişler. Bunun üzerine ŞU, ileri kol olmaları ve onun (Zülkarneyn) nehri ne zaman geçtiğini bildirmeleri için HOCEND’in kıyısına kırk komutanını yollamış. Bu müfreze Hakan’ın askerlerinden hiç biri fark etmeden vazife için ayrılmış ve hakan bu öncüler için kaygılanıyormuş. Hakan’ın sefere giderken bile yanına aldığı büyükçe bir gümüş kazanı varmış; Bu suyla doldurulur, kazlar ve ördekler içinde yüzdürülürmüş. Ona “savaşalım mı?” diye sorulduğunda şöyle yanıtlamış: “ şu kazların ve ördeklerin suya nasıl da daldıklarına bakın!” bu yanıt oradakileri telaşlandırmış, çünkü onun ne savaşmak ne de geri çekilmek için hazır olmadığını düşünmüşler.
ZÜLKARNEYN nehri aşmış ve müfreze gece Hakan’a ulaşarak bu geçişi haber vermiş. ŞU o gece teyakkuz haline geçmiş ve doğuya kaçmış. Hakan’ın bu çekilişe dair kimseyi ikaz etmeden ayrılışı üzerine halk arasında büyük bir kargaşa hasıl olmuş. Her kim bir binek bulursa kendini onun üzerine atmış ve Hakan’la birlikte gitmiş –biri diğerinin hayvanına el koymuş ve diğeri birinin hayvanını kapıp kaçmış- böylece sabah gelip çattığında ordugâh bomboş bir düzlük görünümündeymiş. Bu devirde henüz hiçbir şehir ya da yerleşim, misal Tirâz (Talâs), Sipencâp (Sayram) Balâsâgûn ve diğerleri yoktu. Ve bilinenlerin hepsi daha sonra inşa edildi. O zamanlar halkın tamamı göçebeydi.
Hakan ordusuyla birlikte ricat ettikten sonra, geride aileleriyle birlikte Yirmi iki adam kalmış. Bunlar gece vakti hayvanlarını toparlayıp, zamanında yüklenip kaçamamışmış, Bu adamlar kitabımızın başında adlarını anıp, hayvanlarına vurdukları damgaları ayırt ettiğimiz Qınıq, Salgur ve diğerlerinden mürekkep olanlardır. Yirmi ikiler ya yayan olarak oradan uzaklaşmak ya da oldukları yerde kalmak üzere düşünüp durmaktaymış. Bu sırada yüklerini sırtına vurmuş ve böylece aileleriyle birlikte ordunun ardında bıraktığı iz boyunca yürüyen iki adam görmüşler. Bu adamlarla karşılaştıklarında söz konusu zatlar bitap düşmüş ve ağır yüklerinin altında terlemiş haldeymiş, dolayısıyla onlarla istişare etmek için durmuşlar. Onlar, yirmi ikileri kastediyorum, demiş ki “siz ikiniz! Bu adam, yani zülkarneyn bir seyyahtır, bir noktada katiyen durmaz. Bizi de bırakıp gidecektir ve biz böylece kendi ilimizde kalabiliriz.” Söyledikleri şey Türkçe de “Siz ikiniz! Durun! Kalın! Dayanın!” anlamına gelen “Qâl aç” sözüdür. Daha sonra bu (yüklerini sırtlanmış) adamlar “Xalaç” olarak anılır olmuş. Bu Xalaç’ların kökenidir; iki kavimden meydana gelirler.
Zülkarneyn zuhur edip bu insan taifesini ayırt edici işaretleri ve Türk damgalarıyla kuşanmış olarak gördüğünde (Kim olduklarını) sormadan önce (Farsça) TÜRK MÂNÂND “Bunlar Türk’e benziyor” demiş. O zamandan bu zamana adları bu biçimde kalmıştır. Kökende yirmi dört kavimden oluşurlar, ancak iki XALAÇ kavmi belli hususlarda , birtakım mevcutlarla, onlardan ayrılır ve bu nedenle aralarında sayılmazlar. Menşeileri budur.
NOT: Bugün Tahtacı Türkmenler Sünnilere Türk, inancını değiştirmemiş olan kendilerine ise Türkmen derler.
İbrahim Kızıler












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]