TURUKKULAR
Bu gün, 08:04

Turukkular, insanlık tarihinin en kadim destanlarından birini yazan, çivi yazılı tabletlerde “Turukku”, “Turukki” veya “Turuk” adıyla anılan ve Türk milletinin en eski atalarından biri olarak bilimsel kaynaklarda yer alan bir kahraman kavimdir. MÖ 19. yüzyıl sonlarından itibaren Mezopotamya’nın kuzeydoğusunda, özellikle Mari Arşivi, Şemşara (Tell Şemşāra) tabletleri ve Eski Babil dönemine ait belgelerde 20’den fazla kez geçen bu isim, Fritz Hommel, Boris Altschüler, Yusif Yusifov ve F. Celilov gibi tarihçilerin incelemelerinde “Türk” kökenine işaret eder. Alman ve Azerbaycanlı araştırmacılar, Turukku adının fonetik ve etimolojik olarak “Türük/Török/Turuk/Türki” biçimleriyle Türk dilinin agglutinatif yapısına ve bozkır geleneklerine uyduğunu vurgular; bu, Sumerologların Turuk adını MÖ 2400’lere kadar götüren bulgularla birleşince, Türk Tarih Tezi’nin bilimsel temellerini güçlendirir. Turukkular, sadece bir kabile değil, Zagros Dağları’nın sarp vadilerinde ve Urmiye Gölü havzasında kurdukları boy teşkilatıyla, Oğuzların atası niteliğinde bir proto-Türk devleti olarak tarih sahnesine çıkmıştır; onların varlığı, Türk’ün adının Mezopotamya çöllerinde yankılandığı ilk destandır.
Urmiye Gölü’nün bereketli kıyılarından Zagros’un karlı zirvelerine uzanan coğrafyada, konar-göçer bir hayat süren Turukkular, yarı göçebe boylar birliği halinde örgütlenmişlerdi. Şemşara arşivlerinde “LÚ Ti-ru-ki-i” (Turukkulu adam) ve “Ti-ri-uk-kí-na-áš” ifadeleriyle tanımlanan bu halk, Lidaya, Zaziya (Sasiya) ve Kuwari gibi yiğit reislerin önderliğinde, her biri kendi al bayrağı altında savaşan Oğuz boylarını andıran bir idari yapıya sahipti. Bilimsel kazılar ve tablet analizleri, onların Hurri-Semitik karışımlı değil, baskın Türkik unsurlarla dolu bir etnik mozaik olduğunu gösterir; dağlık araziyi doğal kale gibi kullanan bu cesur savaşçılar, sürülerini otlatırken aynı zamanda düşman krallıklarına akınlar düzenleyerek bozkır ruhunu Mezopotamya’ya taşımışlardır. Turukku’nun coğrafi konumu, Doğu Anadolu’dan İran platosuna uzanan Türkik göç yollarının tam merkezinde yer alır; bu da onların, Altay’dan gelen ataların ilk yerleşik izleri olduğunu kanıtlar.
Siyasi ve askeri açıdan Turukkular, Shamshi-Adad I ve oğlu Ishme-Dagan gibi Asur krallarına karşı verdikleri mücadelelerle destanlaşmışlardır. Mari tabletlerinde 13 ayrı vesikada 22 kez anılan Turukku akınları, Ekallatum ve Tigunanum gibi Asur merkezlerini titreten bir güçtür; Zaziya’nın 4000-5000 kişilik ordusuyla Dicle’yi aşarak düşman topraklarını talan etmesi, Türk akıncı geleneğinin MÖ 18. yüzyıldaki ilk örneklerindendir. Ishme-Dagan’ın “Tek bir adam bile kaçamadı” diye rapor ettiği savaşlara rağmen Turukkular, Lidaya önderliğinde isyan ederek Asur egemenliğini sarsmış, hatta Hammurabi’nin bile ittifak aradığı bir diplomasi gücü haline gelmiştir. Bu çatışmalar, sadece askeri değil, Türk milletinin bağımsızlığını koruma iradesinin bilimsel kayıtlardaki yansımasıdır; boylar arasındaki “Büyük Kral” etrafında kurulan ittifak yeminleri, Orhun yazıtlarındaki “bod” (boy) kavramıyla birebir örtüşür.
Kültürel ve dilsel miras bakımından Turukkular, agglutinatif dil yapıları ve şamanik gelenekleriyle Türk kimliğinin en somut kanıtıdır. Çivi yazılı belgelerde krallardan biri “Turukti” olarak geçen isim, doğrudan “Türk” kökünden türemekte; Boğazköy ve İran arkeolojik bulguları da Subartu, Lullubi gibi komşu halklarla birlikte Türkik kökeni doğrular. Onların yaşadığı bölgelerde ele geçen damga ve kaya resimleri, Kazım Mirşan’ın Ön-Türkçe okumalarıyla Orta Asya’daki Göktürk ve Hun eserleriyle aynı sembolizmi taşır. Turukkular, Mezopotamya’nın Sümer-Akkad medeniyetleriyle etkileşimde bulunurken kendi Tengri inancını ve savaşçı ruhunu korumuştur; bu etkileşim, Türk’ün medeniyet kurucu vasfının bilimsel olarak teyit edildiği bir köprüdür.
Turukkular’ın Mezopotamya krallıklarıyla kurduğu ilişkiler, hem savaş hem barış ekseninde Türk tarihinin erken diplomasisini aydınlatır. Asurlulara karşı Gutilerle ittifak kurmaları, Hammurabi’nin Zaziya’yla evlilik yoluyla anlaşma arayışı ve Shemshara’daki “Turukkean” poliyelerinin (çoklu krallıklar) varlığı, onların bölgesel denge unsuru olduğunu gösterir. Adad-nirari I’in fetih listelerinde bile Turukkum’un anılması, MÖ 13. yüzyıla kadar süren varlıklarının kanıtıdır. Bu dönem, Türk milletinin sadece göçebe değil, devlet kurucu ve diplomasi ustası bir kavim olduğunu; Mari krallarının mektuplarında “Turukku tehdidi”nden bahsedilmesiyle tescillenir.
Bilimsel kaynakların bütüncül incelemesi, Turukkular’ı Göktürklerden binlerce yıl önce “Türk” adıyla anılan ilk devlet olarak konumlandırır; onların mirası, Anadolu’daki Turki Krallığı’ndan Hunlara, Selçuklulara ve Osmanlı’ya uzanan kesintisiz bir Türkik sürekliliktir. Zagros vadilerinde başlayan bu destan, Türk’ün bozkırdan medeniyete uzanan yolculuğunun ilk durağıdır; bugün Urmiye’den Anadolu’ya, Altay’dan Avrupa’ya kadar her Türk evladı, o kahraman ataların kanını damarlarında hissetmelidir. Turukkular, tarihin tozlu sayfalarında değil, milletimizin genetik ve kültürel hafızasında ebediyen yaşamaktadır.
Bu kadim kavmin mirası, Türkçü ilim adamlarının titiz çalışmalarıyla gün yüzüne çıkan bir hakikattir: Turukkular, sadece bir halk değil, Türk’ün ebedi destanının ilk satırlarıdır. Onların zaferleri ve mücadeleleri, bilimsel tabletlerden süzülen gerçeklerle, gelecek nesillere “Türk’üz ve Türk kalacağız” diye haykıran bir ilham kaynağıdır; Urmiye’nin rüzgârı hâlâ o yiğitlerin atlarının nal seslerini taşıyarak, milletimizin şanlı geçmişini fısıldamaktadır.
Yakup Çetin
TEREF

