İZMİR SUİKASTI
5-05-2026, 15:14

[ ...Motorcu Giritli Şevki, 15 Haziran 1926 Pazartesi günü, telaşlı adımlarla İzmir Valiliği’nin merdivenlerinden çıkıyordu. Amacı, Vali ile görüşüp 'her şeyi' anlatmaktı. “Gazi Paşa’ya Kemeraltı’nda suikast yapılacaktı. Suikastçılar, son toplantılarını onun evinde yapmışlardı. Suikasttan sonra Yunanistan’a onun teknesiyle kaçacaklardı"...Giritli Şevki’nin suikastı bildirdiği gün, yurt gezisi nedeniyle Balıkesir’deydi. 14 Haziran’da buradan ayrılacak, 15 Haziran’da İzmir’de olacaktı.
Ancak, herhangi bir nedeni olmamasına karşın, İzmir’e gelişini 'salt içgüdü, ya da bir tür önseziyle' bir gün ertelemiş, böylece belki de mutlak bir ölümden kurtulmuştu. “Komitacılığı ve komitacı zihniyeti biliyordu". Mücadele içinde geçen yaşam ona, 'devrim-karşı devrim çatışmasının kurallarını öğretmiş”, yöntem ve anlayışlar konusunda ona yeterli deneyim kazandırmıştı...
İzmir’e gelişinin nedensiz ertelenmesi, Giritli Şevki’yi kuşkulandırmıştı. Suikast düzenleyicilerinin önde gelen kişileri, Emekli Binbaşı Sarı Edip Efe ve Manisa Milletvekili Abidin Bey’in, “olay anında İzmir’de olmadıklarını kanıtlamak için” İstanbul’a dönmeleri de eklenince, kuşkusu korku haline gelmiş ve 'devletin haberi var' düşüncesiyle suikastı haber vermişti...
Suikast, Kemeraltı’nda üç yolun birleşim yerinde, bugünkü Kemeraltı Karakolunun az ilerisinde yapılacaktı. Burada, araba ister istemez yavaşlayacak, o sırada üç ayrı yerden ateş açılacak ve çiçek demetleri arasında gizlenen el bombaları üzerine atılacaktı. Kargaşa’dan yararlanılarak Yemiş Çarşısı’nda bekleyen bir arabayla, Şevki’nin sahilde bekleyen motoruna gidilecek ve Yunanistan’a kaçılacaktı...]
İZMİR SUİKASTI VE PAŞALAR
[ ...Suikastçıların başında; genç bir deniz teğmeni olan Rize Milletvekili Ziya Hurşit, emekli Jandarma Yüzbaşısı, İttihatçı Sarı Edip Efe ile İttihat ve Terakki Merkez Yönetim Kurulu Üyesi ve eski Maarif Vekili, İzmit Milletvekili Şükrü Bey vardı. Yakınında bulunmuş bu kişileri tanıyordu ve bulundukları yere gelmeleri için onlara yardım etmişti. Ziya Hurşit’i, yaşı küçük olmasına karşın milletvekili yaptırmış, Sarı Edip Efe’ye Milli Mücadelede yer vermiş (Sarı Efe adını bu dönemde almıştı), Şükrü Bey’i de Malta’dan kurtarıp İzmit Milletvekili yapmıştı. Gürcü Yusuf, Laz İsmail ve Çapur Hilmi, suikast için kiralanan sabıkalılardı.
Pusu, Çapur Hilmi’nin kardeşi Berber Nuri’nin dükkanında kurulacaktı...Suikastın boyutu, başlangıçta fazla geniş görünmüyordu. Ancak soruşturma genişletilince, eski İttihat ve Terakki üyelerinden, Terakkiperver Cumhuriyet Fırka’sı yöneticilerine dek uzanan büyük bir gizli düzenle karşılaşıldı.
1919’da Samsun’a birlikte çıktığı karargah subaylarından en yakın arkadaşı Albay Arif Bey, Manisa Milletvekili Abidin Bey, Sivas Milletvekili Halis Turgut Bey, İstanbul Milletvekili İsmail Canbulat Bey, Erzurum Milletvekili Rüştü Paşa, Emekli Veteriner Albay Rasim Bey ve 'hayatta kalan İttihatçıların önderi durumundaki' eski Maliye Nazırı Cavit Bey, Kara Vasıf Bey, Küçük Talat Bey, eski Polis Müdürü Azmi Bey gibi ünlü ittihatçılar işin içindeydiler.
Soruşturmalar, olayı farklı konumda olsalar da; Rauf Bey(Orbay) , Adnan Bey (Adıvar), Kazım Paşa (Karabekir), Ali Fuat Paşa (Cebesoy), Rafet Paşa (Bele), Cafer Tayyar Paşa’ya dek götürüyordu. Karşılaşılan durum, geniş bir çevreyi kapsayan ve iktidar değişimini amaçlayan siyasi bir kalkışma olduğunu gösteriyordu. Bu durumu, 8.Kolordu Komutanı Salih (Omurtak) Paşa’ya 19 Haziran 1926’da çektiği telgrafta, “suikast birkaç serserinin tertip eseri değil, muhaliflerin devrim ve Cumhuriyete karşı giriştikleri büyük bir ihanet kalkışmasıdır” diyerek açıklayacaktı..]
SUİKASTÇILAR CEPHESİ
[ ...Saltanatın kaldırıldığı 1922 yılından beri, gerçekleştirilen hemen her yeniliğe karşı çıkmış olan karşıtçılar cephesi, onunla meşru sınırlar içinde baş edemeyeceğini anlamıştı. Devrim atılımları uygulanıp halka mal oldukça o güçleniyor, karşıtları güç yitiriyordu. Çok yakında, hiçbir şey yapamaz duruma düşecekleri için, zaman yitirmeden ve hangi biçimde olursa olsun durdurulmalı, kurmakta olduğu yeni düzen, daha çok güçlenmeden ortadan kaldırılmalıydı. Suikastçıların amaç ve düşüncesi buydu...
Ziya Hurşit’ten Kazım Paşa’ya (Karabekir) dek, konum ve niteliği farklı birçok insan, suikast girişimiyle ilişkiliydi. Tutuklanarak mahkemeye çıkarılan sanıklar; doğrudan katılıp uygulayanlar, özendirip örgütleyenler ve duyduğu halde haber vermeyenler olarak, üç ana kümede toplanmıştı. Gizli siyasi çalışma içindeki eski İttihatçılar, suikastı örgütleyip uygulayan etkin unsurdu. İçlerinde Kurtuluş Savaşı önderlerinin de bulunduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası yöneticileri ise, duydukları halde haber vermeyenler içine giriyordu...
1926 başından beri büyük kentlerde, özellikle İstanbul’da, gizli örgütler kurulmuş, bu işte uzmanlaşmış İttihatçılar, sanki Karakol Cemiyeti yeniden kurulmuş gibi çalışmıştı. Örgütün başında, Eski Maliye Nazırı Selanikli bir Musevi olan Cavit vardı.['Doğu Masonlarından dostları ve uluslararası banker] ULUSLARARASI SERMAYE VE SUİKASTÇILARA AF GİRİŞİMİ
[ ...Ankara İstiklâl Mahkemesi, elli sanıktan; dördüne ölüm, dokuzuna onar yıl hapis cezası verdi; otuz yedi sanığı suçsuz buldu. Ölüm cezası verilenler; İttihatçı gizli örgütün önderleri, Eski Maliye Nazırı Cavit Bey, Eski İaşe Nazırı Kara Kemal, Kara Kemal, Artvin Milletvekili Hilmi Bey ve İttihat ve Terakki’nin Yazmanı Nail Bey’di...Cezaların uygulanmaması için, Avrupa’da baskı düzeyine ulaşan ve dava henüz bitmeden devreye sokulan, uluslararası bir af girişimi başlatıldı.
Londra, New York ve Berlin’deki büyük Yahudi örgütleri, sanıkların bağışlanmalarını sağlamak için Ankara’ya telgraf üzerine telgraf gönderdi. Cavit Bey sürgündeyken, ona mali yardım yapan büyük finans şirketleri, özellikle Viyana’daki 'Rothchilds' ve Londra’daki 'Sassaun Bankerlik' harekete geçti. İngiliz ve Fransız Hükümetinden Cavit için acele girişimde bulunmasını istediler. Batı basını bu konuda yoğun yayın yaptı. Fransız Bakan Albert Sarraut, Türk-Fransız dostluğu adına ve Gazi düzeyinde girişimde bulunmak için Ankara’ya geldi. Cavit Bey, Yahudiydi ve yüksek dereceli bir Masondu. Ankara’ya gelen Sarraut da Doğu Mason Örgütü’nün yüksek dereceli ustasıydı.
Mustafa Kemal, Sarraut’u Çankaya’da kabul etti ve 'Cavit’in affedilmesi için kendisine adeta yalvaran' Fransız Bakan’a şunları söyledi:
“Adaletin kılıcı bazen Masonlara vurur ama tarihin kılıcı daima zayıflara vurmuştur. Ben bu sonunculardan değilim. Bu adamlar benim hayatıma kastettiler. Bu o kadar önemli değil. Ben hayatımı yüz kere savaş meydanlarında ortaya koydum ve gerekirse yine koyarım. Ama bunlar, Türk halkının hayatına kastetmek istediler. Bunu benim affetmeye hakkım yoktur"...
Uluslararası bankerler, Mason locaları, yabancı hükümetler ve Yahudi sermayesinin, hangi koşullarda ve hangi işler için bir araya geleceğini, girişilen ortak eylemin ne anlama geldiğini biliyordu. Dışardan gelen örgütlü karışmayı, 'komplonun genişliğinin ve ulaştığı uluslararası yaygınlığının kanıtı' saydı. Af isteğinin geldiği yer; onun için, verilen cezanın doğruluğunun kanıtıydı.
Cumhurbaşkanı olarak, idam müzekkerelerini duraksamadan imzaladı...] [Metin AYDOĞAN "Atatürk ve Türk Devrimi"]

