AGLÜTİNASYON TÜRK DİLİNİN HARMONİSİNİN, SİNCRETİZMİNİN VE MUHAFAZAKARLIĞININ TEMİNATIYSA, AYNI ZAMANDA ONUN ÇİVİ YAZILI METİNLERİNİN RESTORASYONUNDAKİ EN BÜYÜK ENGELDİR
Bu gün, 12:14

(Çivi yazılı metinlere Türk dili prizmasından bakıldığı zaman)
MEA Filoloji Meseleleri Dergisi, Sayı: 3 (Yeni Baskı) — Makalenin II. Bölümü
DEVAMI — İKİNCİ BÖLÜM
Türk klonlama metodu ile yeniden kurgulanmış Römer metninin, tarafımızca modellenmiş ve anlamsal (semantik) bakımdan restore edilmiş varyantı şu şekilde seslendirilmektedir:
2. Höllə çalak (çabuk), qəm üzüb eş (iş), cütçüm uraş (uğraş-dövüş, toprakla vuruş),
3. Nam (şereftir), gurrayıb cuşim bal (fırfır-topaç) tek, neçün cuşim?
4. Ə nə itammu (E, pes ne yiyelim?). [11-156].
Bu varyanttaki semantik yapı; hayat, zahmet, ekmek ve emek felsefesini açıkça yansıtmaktadır.
Aglütinasyon (Bitişkenlik) Hakkında Birkaç Söz
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra geçen gençlik yıllarımızda, biz çocuklar Türk dilinin aglütinatif (bitişken) özelliğini bir zihin egzersizi olarak kullanırdık. Uzun ve karmaşık kelimeleri telaffuz etmek hafızamızı ve düşünce çevikliğimizi artırırdı. Örneğin:
Elektrikləşdirdiklərimizdəndirlərmi? (Elektriklendirdiklerimizden midirler?)
Tərbiyələndirdiklərimizdəndirsinizmi? (Terbiyelendirdiklerimizden misiniz?)
Amerikanlılaşdırdıqlarımızdandırlarmı? (Amerikalılaştırdıklarımızdan mıdırlar?)
Azərbaycanlılaşdırdıqlarımızdandırmısınız? (Azerbaycanlılaştırdıklarımızdan mısınız?)
Dildeki bu fenomeni şimdi ben "Mega-Aglütinasyon" olarak adlandırıyorum [6].
Aglütinasyon aynı zamanda tıbbi bir terimdir. Organizmanın veya onun faaliyetini oluşturan metabolizma maddelerinin bağışıklık (immun) reaksiyonudur: Proteinler organizmaya giren yabancı cisimlere yapışarak onları nötralize eder; organizmayı zarardan ve ölümden kurtarırlar.
Türk dili de bu tür bir "yapışkan" yapısal güce sahiptir. Fakat bu güç yanlış yorumlandığında, dilin kendisine karşı yönelmiş yıkıcı (destrüktif) bir mekanizmaya dönüşür — tıpkı skleroderma hastalığında olduğu gibi. Skleroderma; deri, kan damarları, kaslar ve iç organlarda değişimlere yol açabilen bir otoimmün hastalıklar grubudur [13].
Batılı bilim insanları, antik yazıların bu "yapışkanlık" özelliğinden istifade ederek, aslında Türkçe olan tek bir dilden; Sümer, Akkad, Urartu, Elam ve diğer yapay dilleri "yaratmışlardır". Böylece binlerce yıl önce kil tabletlere bitik edilmiş (yazılmış) kadim Türk dilinin üretken (jeneratif) potansiyeli, yapay dil kurgularının temeli haline getirilerek yokluğa mahkûm edilmiştir.
AKKAD, ASUR, URARTU, ELAM VE ALFABELİ ETRÜSK DİL ÖRNEKLERİ ÜZERİNDEN ANALİZ
Aglütinatif Türk dilinin jeneratif yapısına yapılan yanlış müdahaleler sonucunda yapay bir Sümer dilinin yaratılması süreci, diğer antik dillerin yorumlanmasında da kendini göstermektedir. Aslında Türkçe olup, Batılı bilim insanlarının kendi isteklerine göre tercüme ettiği yapay dillerdeki örneklere göz atalım:
I. AKKAD DİLİ
P.A. Beaulieu (Biolio) [7] tarafından sunulan metin:
7 GUR ZU.LUM.MA
e[sh-r]u-u sa kash-sha-a
DUMU.MÍ LUGAL NA-shu-kun-ARHUSH
lu qal-la-shu
ana E.AN.NA ...
O, bu metni şöyle tercüme etmektedir:
"Padişahın kızı Kaşşaya, Eanna tapınağı adına onun hizmetkarı Nabu-Şukun-Remu'dan 7 kurru hurma hediye aldı. ..."
Ne büyük bir tarihi olay, ne büyük bir saadet! Tarihi mucizelerden biri olan "Babil'in Asma Bahçeleri"nin sahibi, kadim Irak şartlarında kendi hizmetkarından "7 kurru hurma" mı hediye alıyor? Tarihi yazılı metinlerimizi bu denli manasız bir kelime yığınına çevirmekteki amaç acaba nedir? Bu tür açıklamalar gerçek hayattan çok uzaktır.
Bizim modellememizde ise metin kimyasal bir süreçten bahsetmekte ve altının (Au) cıva vasıtasıyla cevherden ekstraksiyon (özütleme) edildiğini ortaya koymaktadır:
"7 CUR (UDUM) SÜLİMA [Z]ƏHƏRÜYÜ (Cıva-Hg) sa[y] kasaya … " [2]
Böylece, bu materyal üzerinde çalışan Harvard Üniversitesi eski çalışanının/profesörünün yokluğa indirgediği "altın" metnin teknolojik, pratik mahiyeti ve hayati önemi ortaya çıkmaktadır. Gerçek "klonlamada" "7 kurru hurma" değil, gerçek altın elde edilir.
II. ASUR DİLİ
15. shi-rik-ti ilani[mes] rabui[mes] ina puhri-shu-nu”
"Kim bu yazıyı yağlarsa, onun tanrısı onu ortadan ikiye parçalar" [8-87]
Tamamen yanlış bir tercüme:
Bu, Behistun Dara yazıtından yapılan bir İntihaldir (plagiat). Dara, yazıyı taşla veya metalle kazıyanı/bozanı tehdit ederken; Grayson ve Levine [8] "taşı, kayayı yağlayanı" tehdit etmektedirler. Kaya yüzeyindeki bir yazıya yağ sürmek, manasızlığın son sınırıdır.
Aynı yazının Türk dilindeki semantik restorasyonu onun gerçek tarihi değerini ortaya çıkarmaktadır:
"Şərikdir, il anıməz, Rəbu timəz, inə (yine) puhrisunu."
Luristan’ın Kebir Kuh dağındaki kaya yüzeyine işlenmiş bu büyük çivi yazılı metinde, başından sonuna kadar Hindistan’dan Zagros dağ eteklerine yeni göçüp geldiğinde var olan Türükkü devletinin yanında —yaklaşık Baktriya'da— yurt edinmiş Pers kabilesinin lideri AHAMENİŞ'e (Haxameş) hitap edilmektedir. Bu mısrada doğrudan şöyle denmektedir:
İlinin (kabilesinin) ve Rabbinin adını diline getirmeyen [Ahameniş] borçludur (şəriktir) ki, Türükkü devlet başkanı ANŞAR'ın karşısında baş eğdiğinde onun buhurunu da yaksın.
Bahsi geçen buhur; yakıldığında etrafı diğer kokulardan temizleyen, duygusal durumu yükseltme özelliğine sahip olan, ayinlerde ve kiliselerde yaygın olarak kullanılan kutsal tütsüdür (incense / olibanum / Rusça: ладан / Latince: Boswellia). Güneybatı Arabistan'da yetişen Boswellia ağacının reçinesinden elde edilen buhurdan bahsedilmektedir.
III. URARTU DİLİ
1989 yılında İlandağ'da keşfettiği kaya yazıtının fotoğrafını çekip Erivan'a götüren, dönemin Arkeoloji Enstitüsü Müdürü V.A. İgumnov ve meslektaşları [9], bu kil yazılı metni alelacele "Nahçıvan'da Urartu dili" olarak "çözüp" bir İtalyan dergisinde yayımlatmışlardır. Beş satırdan oluşan metnin ilk mısrası şöyle okunmaktadır:
(D)Hal-din-i[e] ush-ma-shı-‘ne’ Ish-pu-u-ne-she mxvSar-dur-ie bad hi-[ne-she] KA
Erivan müelliflerinin "Urartu" dili saydığı bu mısranın tercümesi şöyledir: "Haldilere, Sardur oğlu hükümdar İşpunye ilan eder."
Oysa bu mısra Türk dilindedir ve doğru okunduğunda şu anlam çıkmaktadır:
"Haldi uzması (anlaşması) nə işbu (ne piç/hileli) oynisə, Sarduri bəd hinişə (öfkelene)."
Bu, siyasi-hukuki içerikli bir sözleşme formülüdür ve biz bunu, Hmayakyan'ın okunuşunu düzelten İtalyan urartolog Mirjo Salvini'nin [14] transliterasyonundan tercüme ettik. Görüldüğü üzere, Türkçe "nə işbu oynisə" adlı "donörden", Ermeni müellifler [9] "Urartuca" *"Sarduri oğlu hükümdar İşpunye"*yi klonlamışlardır.
IV. ELAM DİLİ
(Şekil 5'e atıf: Arkadaki kadın figürünün her iki elinde tuttuğu mumlarla hanımlar, kaderlerine baktırmak için bilge Şeyh'e müracaat etmektedirler.)
Bu hecelerde ise onun hanımlara verdiği cevap yer almaktadır:
SI-NIQ-ŞAM-NA-RIN
SU-SU NA-E-RU WA
RAD-AD-DAD
Louvre Müzesi'nde korunan ve Elam dili örneği olarak sunulan bu yazının müellifi Maurice Lambert [10], metni: "Susa'da (Elam) 'Sukalmah' hükümdar hanedanı daha ilk günlerinden itibaren" şeklinde yorumlamış, hatta bunu makalesinin başlığına taşımıştır. Bizim "klonlamamızda" ise metin şu formu almaktadır:
"Sınıq şamnarın süsünə yerü və rad addad."
Yani: Sınık mumların ışığına/pırıltısına (süsültüsüne) yürüyüp de rad addad (geleceğe iz bırak, gürleyerek aksiseda sal). [5] Ulu ecdadımızın zengin hayat tecrübesinden doğan ve atasözü niteliğinde olan bu felsefi ifadelerimiz, uydurma bir "Sukalmah Hanedanı" adı altında yok edilmektedir.
V. ETRÜSK DİLİ
(Sağdaki Etrüsk aynasının arkasındaki yazı)
ELER OEOIU CALNINA
Türk dilinde şu şekilde seslendirilir:
"ELƏR OY-OYU GƏLNİNƏ…" [18]
Anlamı: "Gelinine yandıklık (dert/hasret) verir..."
Avrupa merkezli yorumlarda ise buradaki "gəlninə" (gelinine) kelimesi, Antik Roma hekimi ve eczacısı Galen olarak takdim edilmektedir — ki bu da bilimsel metodolojinin yanlış uygulanmasının bariz bir örneğidir.
"PARTENOGENETİK DİLLER" TEORİSİ
Klonlama, moleküler genetiğin bir konusu olup, eşeyli üreme olmaksızın aynı bireyin kopyalanması sürecini inceler ve uygular. Doğada bu süreç partenogenez (döllenmesiz üreme) olarak adlandırılır.
Bu teorinin kurucusu Alan R. Templeton'ın (1982) "Partenogenezin Kehanetleri (Peygamberleri)" adlı eseri [15;16], eşeyli atalardan yalnızca dişi (telitokus) popülasyonların nasıl türediğini inceleyerek, eşeysiz üremenin veya "bakire doğumun" biyolojik evrimini araştırır. İncil'deki Hz. İsa’nın babasız doğuşunu da bu teoriye örnek gösterir.
Bize göre; Türk dilinin "genomu" esas alınarak yaratılmış olan Sümer, Akkad, Urartu, Elam vb. antik diller, "partenogenetik-bakire fakat ucube doğmuş dillerdir"; kimliksiz, mahiyetsiz, nesnesiz ve manasızlık sembolü olan yapay kurgu dilleridir.
İlginç bir detay: Türkçedeki soru eki olan "~ dumu?", kelimesi, sözde en farklı kökenlere sahip "antik dillerin" hepsinde "oğul" olarak tercüme edilmektedir. "DUMU-MÍ" veya dumu'dan sonra başka bir ek geldiğinde ise "kız" olarak aktarılmaktadır. Bu durum, sistemli bir yanlış yorumlamanın en net göstergesidir.
AGLÜTİNASYON VE DİLE VURULAN İÇ DARBE
Aglütinatif yapı Türk diline muazzam bir jeneratif (üretken) güç vermiştir; ancak yanlış yorumlamalar neticesinde bu özellik, dilin kendisine karşı dönen yıkıcı bir mekanizmaya dönüşmüştür. Tıpkı yukarıda bahsettiğimiz skleroderma hastalığında olduğu gibi — sistem kendi kendini imha etmektedir. Avrupalı bilim insanları, Türk dilinin bu sentez gücünü kullanarak tarihte hiçbir zaman var olmamış "tarihi diller" icat etmişlerdir.
SONUÇLAR
Yapılan araştırmalar göstermektedir ki:
AGLÜTİNATİFLİK (BİTİŞKENLİK):
Türk dillerinin yapısal zenginliğinin en temel özelliğidir.
Dilin muhafazakarlığının (8 bin yıllık yazılı süreç boyunca korunarak günümüze ulaşmasının) altın sütunudur.
Bu yapı, Türk düşünce sisteminin mantığının doğrudan bir yansımasıdır.
Onun yanlış yorumlanması; eski Türk dilinin (hem çivi yazılarında hem de Etrüsk metinlerinde) ve kültürünün doğru anlaşılmasını engelleyen, bizler için acı verici bir gerçektir.
Bizim yaklaşımımız, Türk dünyasının kadim yazılı mirasının yeniden yorumlanması için yeni ufuklar ve istikametler belirlemektedir.
Çivi yazılarına uyguladığımız Azertürk'ün yeniden modelleme (remodelleşdirme) metodu, Türk dünyasının antik yazılı mirasının yeniden yorumlanması için çok önemli bir metodolojik temel oluşturmakta ve geniş perspektifler açmaktadır.
Aglütinatiflik, Türk dilinin yapısal zenginliğinin ve mantıksal sisteminin temelidir. Ancak bu yapının yanlış yorumlanması, kadim yazılı mirasımızın doğru anlaşılmasının önünde büyük bir engel teşkil etmiştir ve etmektedir.
KAYNAKÇA
(Metindeki orijinal kaynakça listesi [1-18] uluslararası akademik yazım formatına uygun olduğundan aynen korunmuştur.)
Görsel Açıklamaları:
Şekil 1: Kadim Türk kadınları, kaderlerini öğrenmek için bilge Şeyh'e müracaat ediyorlar.
Şekil 2: Saçını yaptırmak için salona gelmiş Etrüsk-Türk soylu kadınına ilk ayna örneği gösteriliyor.
Prof. Dr. Tariyel Azerturk

