OSMANLI DEVLETİNDE TÜRK'ÜN YERİ...

Bu gün, 12:54           
OSMANLI DEVLETİNDE TÜRK'ÜN YERİ...
Osmanlı Devleti, Anadolu Selçuklu Türk Devletinin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra, Anadoluda ki Oğuz soyuna bağlı Türkmen obalarını ve diğer Türkmen Boylarını birleştiren, Oğuzların Kayı Boyu Beyi Kara Ataman (Osman) tarafından bir TÜRK Devleti olarak Türk töresi üzerince 1299 yılında kurulmuştur.
KARA ATAMAN BEYE Devleti kurma icazetini manevi kurucuları olarak Hoca Ahmet Yesevi Ocağında yetişen, Horasan erenlerin den Hace Bektaşi Veli ve Şeyh Edebalı vermiştir.
Şeyh Edebalı devlet kurma nişanı olarak Hz. Osman' ın şu anda Topkapı Sarayında bulunan ve üzerinde IYI damgası taşıyan kılıcını vererek el ve yol vermiştir. Ve akabinde "senin bundan sonra adın OSMAN olsun" diyerek ATAMAN BEY, Osman Gazi olarak yoluna devam etmiştir.
Osman Bey'e verilen Kılıç, Daha Hz. Muhammed doğmadan yüz yıllar önce Arap Yarımadasına göç ederek Mekke'ye yerleşen Kayı Boyuna Bağlı Mekke' de Kabe'nin temizliğini üstlenen ve Demircilik sanatında ustalaşmış Süreyici Kabilesi tarafından yapılmıştır.
Bu kılıç daha sonra Hz. MUHAMMED' E O'NDAN DA Hz. Hüseyin' e ve Kerbela vaka sından sonra da Türk Sasani İmaratorluğu üzerinden Horasan erenleri nin Piri, Türkistanlı Hace Ahmet Yesevi ye geçmiştir.
Hace Ahmet Yesevi hazretlerinin vasiyeti üzerine talebeleri yüz yıllarca korunmuş. Daha sonra Şeyh Edabalı vasıtası ile gerçek sahibi Kara Ataman (Osman) Gazi' ye geçmiştir.
Ataman (Osman) Gazi dolaysı ile 1299 yılında kurduğu devletin adı OSMANLI TÜRK DEVLETİ (ALİ OSMAN) OLARAK devam etmiştir.
Osmanlı Devleti kurulurken Türk Töresi üzerine kurulmuştur.
Geçmişte Orta Asya dan itibaren kurulan Türk devletlerinin geleneği, töresi ve mirası üzerine kurulmuştur.
Devletin de asli unsurlarını Türkler oluşturmaktadır.
Taki, Osmanlı Devleti padişahı Yavuz Sultan Selim Han döneminde siyasi bir makam haline gelmiş olan Müslümanların Hilafet makamını almak istemesi üzerine değişmeye başlamıştır.
Osmanlı Devleti hilafeti almak istemiş, bunun için fütuhatlar yapmaya başlamıştır. Bu fütuhat lar sonucunda izlenen yol sonucu, devletin kuruluş felsefesinde de bir sapma oluşmaya başlamıştır.
Bundan sonra Osmanlı Devletinin kuruluş felsefesinin iki farklı devir geçirdiğini görürüz.
Osmanlı Devletinde Türklere bakış hilafetin Osmanlı Hanedanına geçmesinden sonra tamamen değişmiştir.
Halifeliğe kadar olan Osmanlı, namı-ı diğer Türk İmparatorluğu dur. Ancak hilafeti alabilmek için Yavuz Sultan Selim Arap dünyasından 2000 e yakın Eşari anlayışlı ulema yı Osmanlı Develtine getirerek payitahta yerleştirmiştir. Bu ulemanın yıllarca süren olumsuz etkisi sonucu halifelik ten sonra devlette Araplaşma başlamıştir.
Osmanlı Türk İmparatorluğumuzun (Ali Osmalı devletinin) kuruluş felsefeleri tamamen farklılaşmış Türk töresinden uzaklaştırılarak Arap kültürüne doğru devşirilme ye başlamıştır.
Osmanlı Devleti Türk töresi ile yönetildikçe toprakları genişlemiş savaşlarda üstün başarılar elde edilmiş, bilimde ilimde fen de ilerlemeler gözlenmiştir.
Bu dönemde Osmanlı Devletinin yöneticilerinin çoğunluğu; Amelde Hanefi, İtikat te MATURİDİ (akılcı) felsefeyle devleti yönetmekteydi.
Hilafet Makamı Osmanlıya geçtikten sonra izlenen yeni yönetim politikası; yine Amel de Hanefi sünnî mezhebi olmasına rağmen itikat te Arap Eşari (Nakilci) anlayış hakim olmuştur.
Bu dönemde, Osmanlı Araplaştıkça daha çok akıldan, bilimden, ilimden uzaklaşmış. Dolayısı ile devlet gerilemeye başlamıştır. Gerileme sonucu da devlet bataklığa sürüklenmiş, sürekli savaş ve toprak kaybeden, gerileyen koca bir İmparatorluk haline gelmiştir.
Aslında Türkler için, her şey kuruluştan itibaren halifelik makamı Osmanlı hanedanına geçinceye kadar çok güzel gidiyordu. Ta ki Yavuz Sultan Selim Han' ın aklına Halifelik sevdasını düşürüle ne kadar. Bunda Kürt Şeyhi İdris-i Bitlis-i' nin Yavuzun aklına girmesi etkili olmuştur.
Şeyh İdris-i Bitlis-i nin halifeliği Yavuzun aklına düşürmesi devletin politikalarını ve Türk Milletine bakışını da değiştirmiştir.
O günkü şartlarda Halifeliği olmazsa olmaz gören Yavuz Sultan Selim Han' ın aklına bu sevdayı düşüren, akıl hocası Şeyh İdris-i Bitlis-i ve bazı Şafi Mezhebinin kürt aşiret şeyleri dir.
Bu şeyhler Osmanlı sarayında hakim oldukça Türk milleti aleyhine çalışarak sarayla Türk Milletinin arasını açmışlardır.
Diğer Kürt aşiret şeyhleri ve din adamları Türk Memlüklü lerin elinden Abbasi halifeliğini almak için Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını önünün açılmasına Türk Safavi Devleti ile Türk Osmanlı Devleti' nin arasında savaşın çıkmasını gizli gizli tertip etmişlerdir.
Türk Osmanlı hakanı Yavuz Sultan Selim Han la, İran Safavi Devleti Şah İsmail in arasını açmışlardır.
Bu savaşların sonunda, artık kılıç zoruyla halifelik Türklerindir.
Halifeliği Yavuz Sultan Selim Han (1517) yılında büyük bir zaferle almıştır. Ama ortaya çok büyük bir sorun çıkar.
Arap dünyası Halifelik makamının Araplardan başka hiçbir millete verilemeyeceği konusunda hemfikirdir.
Hele hele Türkler Araplar tarafından mevali olarak kabul edilir ve bu makam asla layık görülmezdi.
Arap dünyası halifeliğin kendilerinden alınmasına şiddetle karşı çıkar ve Türk Yavuz Sultan Selim Hana halife olarak biat etmek istemezler.
İşte bu sorunu çözmek, Arapları, Türk halifeye bağlamak için Arapların da kabul edeceği bir orta yol bulunur.
Bu yol Mısır’dan ve Arap diyarların da seçilecek iki bin civarında Arap Eşari felsefesine bağlı ulemanın, Molla nın, Ebu Suud Efendiler gibilerin, İstanbul’a davet edilerek, para, mal, mülk, arazi de verilerek, kalıcı olarak yerleşmeleri sağlanır.
Türk İmparatorluğunu Araplaştırmak, diğer bir değişle Türk İslam’ı terk edilerek, Arap İslam’ına doğru evrilmesi ni, dönüştürülmesi ni sağlamak konusunda anlaşırlar.
Bu projeyi Araplar da destekleyince proje hayata geçer ve maalesef bundan sonra artık Osmanlı Türk imparatorluğunda, “bu gün de kısmen olduğu gibi” Türk kelimesi yasaklanır.
“Türk’üm!” “Türkmen’im!” diyen Kızılbaş, kafir dinsiz diye aşağıla nır, dışlanır, kafası kesilir.
Arap Eşari anlayışlı Ulema ve şeyhülislamların saçma sapan verdikleri hükümlerle, fetvalarla TÜRKMEN katliamı için fetvalar çıkarmaya başlarlar.
Devlete hızla Arap ve devşirme yöneticiler yerleşerek Türkler saray ve çevresinden uzaklaştırılır.
(Bu dönem sadece Kuyucu Murat Paşanın “Türk’üm !” “Türkmen’im !” dedikleri için kafasını kestirip, kuyulara doldurduğu insan sayısı 158 bindir.)
Maalesef Osmanlının son 350 yılı ilk 250 yılın aksine Türklere zulümle geçer.
Sıkı bir Arap Eşari (nakilci) anlayışla yönetilen, mezhepler ve tarrikat şeyhleri ile bölünmüş parçalanmış bağnaz bir devlet yönetim ağı kurulur.
1603 yılına gelindiğinde artık Ehli-Beyt Türk Tekkeleri yasaklanır, kapatılır, yerine Halid-i Nakşi Kürd-i Tekkeleri kurulur.
Yine bu dönemde, Kürtlere sayısız imtiyazlar verilir.
1839 birinci Tanzimat Fermanı na kadar Kürtler askerlikten bile muaf tutulurlar (Kürtlere Şah İsmail diyeti ödenir…)
Yine bu dönem Türkler, saraydan, ordudan ve müesses nizam dan tasfiye edilir.
Türklerin, ekonomik, askeri ve siyasi gücünü kırmak için bu Arap mollaların fetvalarıyla, serdengeçti birlikleri sadece Türklerden oluşturulur ve en ön safta savaştırılır, böylece savaşlarda öldürülerek kırdırılır, ganimet bile toplatmazlar.
Anadolu daki Türkmenlerin en önemli gelir kaynağı savaş ganimetleridir. Savaşlarda yenilgiler başlayıp ganimetten de men edilince iyice ekonomik sıkıntı had safa ya çıkar.
Osmanlı Devletinin Türklere karşı baskıcı yönetimi ve ekonominin iyice bozulması Anadolu da Celâli isyanları olarak adlandırılan Türkmen ayaklanmaları başlatmıştır.
Ganimeti de saraylarda ki Arap molla lar ile işbirliği yapan yeniçeriler kendi aralarında paylaşırlar.
Ordudan, saraydan ve müesses nizam dan yavaş yavaş tasfiye edilen, kafası kesilen, sürgün edilen Türklerin bir kısmı bu mollalara kızar ve canını kurtarmak için bir kısmı ayaklanır ken bir kısmı da Kürtleşmeyi yada Arap Eşari anlayışı kabul ederek sünnî Arap felsefesinin etkisiyle asimile olmayı stratejik hedef olarak seçerler.
Bu Türkmen boylarının ve aşiretlerinin en büyükleri Avşarlar dır, Halaçlar dır, Mukri, Bayat, Beğdili, Evya, Yıvadır vs... Türk boyları dır.
Bunlara tarihimizde “Ekrad Türkmanlar” denir.
Yine Kelkit’ten Hakkâri’ye kadar olan bölgede yaşayan Akkoyunlu ların büyük bir kısmı İran’a gider.
(Bugün dünyanın en büyük Türk nüfusunun yaşadığı başkent Tahran’dır.)
Böylece yüzyıllarca başımızı ağrıtacak Kürt sorunu ve yumuşak karnımız olan Alevi - Sünnî kavgası, bu politikalar sonucu gelişir ve büyür.
Osmanlı öyle bir açmaza düşmüştür ki, ne halifelik ten vazgeçebilir artık ne de imparatorluğun kan kaybetmesini durdurabilir.
Çünkü, Türk Osmanlı imparatorluğu kuran asli unsur Türkmenler dışlanmış tır.
Kurucu felsefe Türk töresi ve Islam ahlakına dayalı, Türklerin kurduğu İslamın Akılcı felsefesi MATURİDİLİK terkedilmiştir.
Yerine Arap Milliyetçiliği ve Nakilci anlayışı ön plana çıkaran Arap EŞARİ anlayışı kabul edilmiştir.
Mezhepler ve tarikatlar üzerine kurulan Osmanlı DEVLETİ yönetim teşkilatı, Mezheplere, tarikkat ve Cemaat lara teslim edilerek Türk Milleti bunlara kurban edilmiştir.
Mollalar, başta matbaa olmak üzere bir sürü yeniliği ve gelişmeyi saçma sapan fetva vererek engellemişler dir. Sonuçta Avrupa da başlayan Rönesansı Osmanlı’ ya ıskalatılar.
Rönesans’ı İngiltere kapar.
(Matbaa Osmanlı’ya ilk kez 1480’de Yahudiler ile gelir, sonra 1527’de Ermeniler matbaaya kavuşur ve 1563’te ise Rumların matbaası vardır. Bu meşhur mollalarımız her seferinde yeni bir fetva ile bizimkilerin matbaaya kavuşmasını engellerler.)
1480 yılında yahudinin kullandığı Matbaa Müslümana haramdır. Kullanması gavur icadı kâfirlik tir.
Ta ki Batı, Rönesans’ı ve aydınlanmayı yakaladıktan, yani 240 yıl sonra 1727’de İbrahim Müteferrika’nın çabaları ile matbaaya kavuşuruz; ama bilgiye sahip olmak için artık çok geçtir.
11 Eylül 1683, Şimdi açıkça şu soru sorulmalıdır; 1299’dan 1683 Viyana Bozgunu’na kadar savaştığı tüm savaşları kazanan bir ‘’Türk imparatorluğu’’ Osmanlı varken; neden son 250 yılda girdiği tüm savaşları kaybedip, bir de kurtuluş savaşı yapmak zorunda kalmıştır?!…
(Osmanlı bu dönem; yani yaklaşık son 250 sene, 1683 Viyana Bozgunu’ndan, nihayet 1922’de Ankara, Haymana Ovası’nda yapılan Sakarya Meydan Savaşını kazanana kadar tüm savaşları kaybetmiştir.)
Acaba; Halifelik ve akabinde yürütülen Türk düşmanı, Arap Eşari (Nakilci) islam felsefesi yönetim tipi-mezhepçi politikalara dönülmeseydi, koca bir Türk Cihan İmparatorluğu batar mıydı?
Ve yine; Yunus Emrelerin, Hacı Bektaşilerin, Ahi Evranların, Seyit Gazilerin, Şeyh Edabalılar'ın, Ahmet Yeseviler'in; İslam’ı İslam değil miydi?
Osmanlı Devletinin Manevi kurucusu Türk Şeyh Edebalilerin, Hacı Bayramı Velilerin, Akşemseddinlerin İslam’ı Islâm değil miydi de Arap Ebu Suudlara, Kürt İdrisi Bitlisilere, islamı teslim edip batırdık, koca Türk Imparatorluğunu?
Bugün de aynı sürecin devam etmesini görünce, diyorum ki biz Türk Milleti olarak tarihten hiç ders almadığımızı gösteriyor. Bu gün yaşadığımız bu durum bunu göstermektedir.
Pir- i Türkistanlı Ahmet Yesevi der ki:
“Din bir seçimdir, ama Türklük kaderdir!”
İşte bu yüzden, biz Türk Milliyetçisiyiz...
‘’Arap sevici mezhepçi” değiliz...
Oğuz Kağan dan bu yana Türk Töresine uygun kurulan ve yönetilen tüm TÜRK DEVLETLERİ bizimdir.
Türk Töresinin dışına çıkan hiç bir devletin yaşama şansı yoktur.
Osmanlı DEVLETİ Türk Töresi üzerine kurulmuş, Arap gelenek ve görenekleri yönetime hakim oluncada yıkılmıştır.
Yerine yine bir TÜRK BAŞBUĞ Mustafa Kemal ATATÜRK tarafından, Türk milliyetçiliği felsefesi ve Türk Töresine uygun Türkiye Cumhuriyeti Devleti Kurulmuştur.
Günümüzde tekrar devlet kurucu felsefeden uzaklaştırılmış Arap Milliyetçiliği devlet yönetimine sızmayı başarmıştır.
Mücadelemiz devlettin yönetim kadrolarında tekrar kurucu Türk Milliyetçiliği felsefesini hakim kılmak içindir.
Bu uğurda mücadele eden tüm canlara Selâm olsun.
Ne Mutlu Türküm diyene..!
Kaleli Mevlüt

















Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru