Kuzey ve Şark Cephesi....
Bu gün, 16:54

Mehmet Şükrü Efendi Kütahya -
22 Haziran 1920 günü akşamı, ve Rumi 1312 (Miladi 1896)
22 Haziran 1920 günü akşamı, Akhisar ve Soma
yönünden ilerleyen düşmanın (Yunan 13. Tümeni) öncü kolları bizim Bintepeler’deki tahkimatımıza dayandı. Bölüğüm, irili ufaklı yüzlerce tümülüsün (eski mezar tepeleri) arkasına yayılmış, Gediz Nehri’ne inen boğazı tutuyordu. Alay Komutanımızdan gelen emir kesindi: 'Cephane gelene kadar yerler terk edilmeyecek, düşman süngü mesafesine girmeden beyhude kurşun sıkılmayacak.'
Askerimin üstünde baş tazeleyen tek tip elbise yoktu; kimi Kütahya’dan yanımıza katılmış gönüllülerin getirdiği çuha şalvarlarla, kimi eski nizami nefer ceketleriyle siperdeydi. Başımızda kabalaklar ve Kütahya usulü el örmesi koyu renk kalpaklar vardı. 22 Haziran’ı 23 Haziran’a bağlayan gece, Bintepeler adeta cehenneme döndü. Düşmanın dağ bataryaları, karanlığı yırtan patlamalarla tümülüslerin tepelerini dövüyordu. Top mermileri düştükçe, yüzlerce yıllık tepe toprakları askerlerimizin üzerine savruluyordu.
23 Haziran sabahı saat 05.00 sularında, sis perdesinin arkasından Yunan piyade hatları belirdi. Bizim bölüğün elinde sadece iki adet çalışır durumda makineli tüfek vardı, ancak su ceketleri sızdırıyordu. Çatışma başladığında mermiler havada ıslık çalıyor, tüfeklerin namluları sıcaktan kavruluyordu. Uşak Hücum Taburu sağ yanımızdan desteğe gelmeye çalışsa da düşman sayıca bizden en az beş kat üstündü.
Saat öğleye doğru 11.00 sularında, muharebenin kaderini değiştiren o acı hadise yaşandı. Biz cepheden gelen piyadeyi tutmaya çalışırken, Marmara Gölü’nün kuzeyindeki düzlüklerden sızan büyük bir Yunan Süvari Tugayı, Bintepeler’in arkasındaki Kemerdamları yolunu kesti. Bölüğümün ve alay ağırlıklarının (cephane ve lojistik arabaları) bulunduğu düzlük, düşman süvarisinin çiğnemesi altında kaldı. Haberleşme hatlarımız koptu. Arkamızdan gelen borazan sesleri, düşmanın bizi tamamen kuşattığını ihbar ediyordu.
Tam bu esnada, sol kanadımızdaki mevzilere giren düşman askerleriyle göğüs göğse, süngü süngüye çarpışmaya başladık. Bir ara sol omzuma isabet eden bir şarapnel parçası ve ardından göğsüme doğru sıyıran bir kurşunla yere düştüm. Askerlerimden Kütahyalı Ahmet, beni bir tümülüsün kuytusuna çekmeye çalıştı. Cephanemiz bitmişti; neferler tüfek dipçikleriyle ve istihkam kürekleriyle dövüşüyordu.
23 Haziran akşamına doğru, Alay’dan kalan son birliklerle birlikte imha olmamak için Gediz Nehri’nin güneyine, Salihli istikametine doğru çekilme emri aldık. Koskoca alaydan geriye, yürüyebilecek durumda sadece iki yüz kadar muharip er kalmıştı. Yaralı halimle beni bir kağnıya bindirdiklerinde, arkamızda bıraktığımız Bintepeler’in üzerinde düşman süvarilerinin dolaştığını ve şehitlerimizin elbiselerinin yağmalandığını gördüm. O gün orada düzenli ordunun, topçu desteğinin ve disiplinli bir ikmal hattının yokluğunun bedelini kanımızla ödedik. Ama o siperlerdeki inatçı direniş, düşmanın Akhisar'dan çıkıp Salihli'ye aynı gün girmesini engelledi; gerideki birliklere toparlanma fırsatı verdi."
Yaşar Saygılı
TEREF

