TARİHTE HİÇ BİR OLAY TESADÜFEN GERÇEKLEŞMEZ... ÜÇ KILICIN HİKAYESİ...
Dünən, 17:54

Hele hele TÜRK Tarihinde hiçbir olay tesadüfen olmamıştır.
Derin bir yapı, güçlü bir devlet geleneği, YÜCE TANRININ ELİ olayların akışına müdahale etmiş, olayların iyi yada kötü oluşmasında etkili olmuştur.
Örneğin:
"O'nu fetheden ordu ne güzel ordu. O'nu fetheden komutan ne güzel komutan." sözleri ile müjdelenen İstanbul'un fethi için herkes seferber olmuş iki defasında da İstanbul Türk komutanlar tarafından fethedilmiştir.
Ne zaman ki Türkler töre den adaletten ayrılmış elinden bu değerler, Tanrı tarafından alınarak cezalandırılmıştır.
Devlet yeniden Adalete ve Töreye bağlandığı an Tanrı tarafından geri teslim edilmiştir.
ÇÜNKÜ; Türkün Devletinde din, ADALET tir.
Türk Milletinin yaşamında izlediği yolu ise, TÖRE dir.
Adalet bozulursa Devlet yıkılır.
Töre bozulursa Millet ölür.
İzmir Türkler tarafından da yine iki defa fethedilmiştir.
İzmir 1402 Yılında Türkün büyük Başbuğu Emir Timur tarafından ebediyen Türk vatanı yapılmıştır.
Ancak, Yunanlıların İzmir'i 15 Mayıs 1919 da işgal etmesiyle izmir Türk Milletinin elinden çıkmıştır.
Türkün Derin yapılanmasına bağlı, Teşkilatı Mahsusa'nın fedailerinden Osman Nevres (Hasan Tahsin) Yunan Efzun Alayı subayına ve sancaktarına ilk kurşunu sıkarak, "Bu işin henüz bitmediğinin" mesajını vermiştir.
Emir Timur tarafından Türk Yurdu yapılan İzmir, 9 Eylül 1922' de Türk ordusunun Izmir'e girmesiyle ikinci kez ve ebediyen inşallah, Türk Yurdu yapılmıştır.
Yine Türkün derin yapısı devrede dir.
Sakarya Meydan Savaşın da kazanılan zaferi kutlamak için Türkistan dan bir heyet Ankara ya gelir...
Bu heyet 3 önemli değerli, altın kaplamalı zümrüt yakut işli kılıcı ve bir altın işlemeli KUR'AN'I Kerimi Mustafa Kemal Atatürk' e hediye olarak getirir...
Heyet Mustafa Kemal den şöyle bir talepde bulunur:
Kılıçlardan biri ve altın işlemeli el yazması KUR' AN'I Kerim, Sakarya Meydan Savaşı Başkomutanı Mustafa KEMAL Paşaya...
Bu aslında, Türkün derin yapısını bilenlere ince bir mesajıdır.
Yani, "Yeni bir Türk Devletini kurmak için Mustafa Kemal Paşaya, EL ve YOL" verilmiştir.
İkinci kılıç:
Batı cephesi komutanına verilmesi istenmistir. Dolayısıyla o andaki Batı Cephesi Komutanı İSMET İNÖNÜ' dür. O'na verilmistir.
Bu kılıcın Mesajise; "Nihai zaferi kazanmak için Batıya akın yapılmalıdır. Dünya Türklüğü sizin arkanızda ve yanınızda" mesajıdır.
Üçüncü kılıç ise:
İzmir'e ilk girecek Subaya verilmesini isterler...
Bu kılıçın mesajı ise, "Kılıcın sahibi Izmir fatihi Timur dur. Bu kılıç inşallah İzmiri ikinci kez fethedilecektir" demektedirler...
Bu hediyeler bütün Türk askerine moral motivasyonu güven vermiştir. Zafere olan inancı güçlendirmiştir.
Bu kılıçlar ve KUR'AN hem maddi hem manevi olarak çok değerlidir.
ÇÜNKÜ; bu kılıçların üçü de ve KUR' AN Izmir fatihi Emir Timur'a aittir.
Altın kaplama üzerleri değerli mücevher taşlarla süslü manevi değeri, maddi değerinden yüksek olan hediyelerdir...
Mustafa Kemal Paşa bunu Türkiye Büyük Millet Meclis Kürsüsünde yaptığı konuşmayla açıklar...
Üçüncü kılıca sahip olmak artık her TÜRK askerinin hayalidir.
Türk Ordusunda da izmir'in fethi için Büyük bir motivasyon oluşur.
Mustafa Kemal' in, "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz dir ileri" komutuyla süvariler yıldırım gibi İzmir'e akarlar...
Kısa bir süre sonra da Şerafettin Yüzbaşı Izmir Hükümet Konağından Yunan Bayrağını indirerek Türk Bayrağını göndere çeker.
Timur' un Izmiri ilk fethederken elinde olan kılıcı almayı hak etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa eliyle, Şerafettin Yüzbaşı ya bu değerli kılıcı takdim eder.
Atatürk ve İnönü ye takdim edilen kılıçlar Anıtkabir müzesinde dir.
Üçüncü kılıçsa kayıpdır. Bu kılıcın kaybolması büyük bir sırdır. Kamu oyunda hiç konuşulmaz...
(Bu 3. kılıcın sırrını başka bir makalemde yazacağım)
Emir Timur'un İzmir' i fethederken belinde olan kılıcın, 500 yıl sonra yine izmir fatihi Yüzbaşı Şerafettin Beyin nin beline takılması tesadüfmü dür?
Gelelim İstanbul'a:
Son zamanlarda "İstanbul tek kurşun atılmadan nasıl alındı?" diyerek Mustafa Kemal'e saldırılmaktadır.
Belgeleri inceleseler bu gerçeğe de çok kolay ulaşırlar. Ancak art niyetli saldırılar hız kesmeden devam etmektedir.
İstanbul da İzmir gibi Türklerin elinden İngilizler tarafından alınmış ikinci kez Türk yurdu yapılması diplomatik bir zaferdir. Ve mimarı da Mustafa Kemal ATATÜRK dür.
Yani, 1453 de Fatih Sultan Mehmed'in Türk yurdu yaptığı Kostantineyi, Mustafa Kemal ATATÜRK ikinci ve son kez TÜRK yurdu yapmıştır. Mustafa Kemal'in fethettiği zamanda hala adı Kostantine'ye dir. İSTANBUL olarak daha sonra Atatürk tarafindan değiştirilmiştir.
Böylelikle KOSTANTİNE' YE Türkler tarafından Hristiyan dünyasının elinden iki defa kurtarılmıştır.
Aynı zaman da HZ. MUHAMMED efendimizin kutsal emanetleri ve naaşı da yine Hıristiyan dünyasının elinden iki defa Türkler tarafından kurtarılmış demektir...
Aşağıdaki resimleri dikkatli inceler ve yorumlarsanız buna ikna olursunuz.
İstanbul ilk defa Osmanlı padişahı Fatih Sultan Mehmet tarafından 1453 yılında Türklerin eline geçmiştir.
İkinci kurtuluşu 1923 yılında Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluşu ile gerçekleşmiştir.
İstanbul' un 1453 de kaybeden hıristiyan alemi, bu kayba karşılık intikam ve prestij kurtarmak amaçlı planlar yapmaya başlamıştır.
Hıristiyan dünyası bundan sonra gizlice harekete geçmiştir.
Peygamber efendimizin naşı ve kutsal emanetleri de İstanbulun fethine karşılık kaçırma planları yapılmıştır.
Kutsal emanetleri ve naşını 1500' lü Yıllarda Medine den kaçırılarak Avrupa Hıristiyan dünyasının itibarını korumak ve öç almak duygusu ile sinsi planlar yapmaya başlamışlardır...
Üçüncü resim deki Alfonso D’Albuquerque adlı Portekizli komutan 1500 lerde Hürmüz boğazını aldı.
Sinsi ve hain bir planla Hz. Muhammed’in naaşını ve kutsal emanetleri Portekiz’e kaçırmak için Hicaz bölgesine girdi.
Bunu haber alan ve tehlikeyi sezen Yavuz Sultan Selim Han Mısır Seferi ile Hicaz'ın fethini planladı.
Mısıra Hakim olan Türk asıllı Memlükler üzerine yürüdü.
Geçilemez denen Mısır Çölünü ordusu ile geçerek Memlükler tarih sahnesinden silip, Mısırı Osmanlı Topraklarına kattı. Hicaza ulaştı.
Hürmüz boğazını elinde tutan portekiz asıllı Kefere Alfonso D’Albuquerque yu da bertaraf ederek, hem Haçlı planlarını bozdu. Hem de HZ. MUHAMMED EFENDİMİZİN kabrinin güvenliğini sağladı.
Kutsal emanetlerin Istanbul'a getirilmesinin altında yatan asıl sır budur.
Kutsal emanetleri İstanbul’a getirerek korunmasını ve güvenlik altında tutulmasını sağladı.
Bu da ilk defa kutsal emanetlerin Türklerin eline geçerek, bizler tarafından korunup kurtarılmasıdır ki bununla Türk Milleti haklı bir gurur duyar.
Aynı Haçlı zihniyet, Birinci Dünya savaşı ile İstanbulu ve kutsal emanetleri Türklerin elinden almak için yine sinsi planlar yaptı.
Birinci Dünya Savaşında 1915 de Çanakkale geçilmedi. İstanbula haçlı gemileri sokulmadı. Medine, Mekke savunmaları ile Peygamber efendimizin kabrine dokundurmadık. Ancak, Haçlılar bu savaş süresince defalarca peygamberimizin naaşını kaçırmak için teşebbüste bulundular.
1918 de Çanakkale den geçemeyen haçlı donanması Istanbul Topkapı Sarayı önüne kutsal emanetlerin olduğu saray önüne demirlediler.
Bundan sonra İstanbul, 1918 de İngilizlerin hakimiyetine geçti.
1918 den 1923 yılları arasında İstanbul 5 yıl İngiliz hakimiyetin de kaldı. Taki Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulana kadar.
1918 den sonra İngilizler Kutsal emanetleri Avrupaya taşımak için girişimlere başladılar.
Artık onların vereceği vize ile Türk Milleti Osmanlı topraklarında İngiliz vizesi ile seyahat eder duruma geldi. İşte dördüncü resim bu vizenin belgesi dir.
İşte tam da bu zamanda Allah Türk Milletine bir kez daha İslamı koruma görevi verdi.
Bunlar tesadüfen olacak olaylar değildi.
ALLAH TÜRK MİLLETİNİN BAŞINA Tekrar bir MUSTAFA yı İstanbuldan Samsun'a bu kutsal görevi ifa için göndererdi.
19 Mayıs 1919 da yani bundan tam yüzyedi yıl öncesinde bu gün İngiliz vizesi ile Samsuna ayak basan Mustafa KEMAL...
İngiliz' lerin Kutsal Emanetleri almasına fırsat vermeden Kurtuluş Mücadelesini başlattı.
Bugün bu manevi büyüklüğü göremeyenler, “neden İngilizler tek kurşun atmadan silah kullanmadan gitti" diyerek o Büyük Mustafa Kemal’e bühtan, iftira ediyorlar, hemde dindarlık adına...
İŞTE beşinci resimdeki yazı, bu dindar geçinen nankörlere cevaptır.
Mustafa Kemal Atatürk'ün ne kadar büyük bir komutan ve Türk olduğuna Başbuğum Alparslan TÜRKEŞ' in Anıtkabir defterine yazdığı bir parağraf ta net ve kesin cümlelerle ifade ediyor.
Bu yazı aynı zamanda Ülkücülere derin bir mesaj içerir...
Atatürk'ü sevmeyen bir insandan ne Ülkücü ne milliyetçi olamaz...
Atatürkü sevmeyen insan Müslüman olurda, nankörlük sıfatından kurtulamaz...
Mustafa Kemal Atatürk, Türkün Başbuğudur ve Türk Milletine Tanrının son yüz yılda gönderdiği en büyük hediyesidir.
İstanbulun Fatihi Sultan Mehmet de...
Kutsal emanetleri bize kazandıran Yavuz Sultan Selim Han da...
Milli Mücadeleyi Samsuna çıkarak 19 Mayıs 1919 tarihinde başlatan. Bundan 107 yıl önce ilk adımını Samsun da atan Mustafa Kemal Atatürk de...
Atatürk'ün kabrinde resimdeki o veciz yazıyı yazarak Ülkücülere MUSTAFA KEMAL ATATÜRK sevgisini aşılayan, son başbuğ Alparslan TÜRKEŞ de bizim dir.
Hiç birinden asla vaz geçmeyiz...
Mustafa Kemal'in hakkında övgüyle bahsettiği, bizzat kulaklarımla duyduğum Alparslan Türkeş'in seminerlerinde bizlere hep Onun hayatından örnekler verdiği İzmir fatihi Emir Timur da bizimdir...
Kahramnalıkta eşi benzeri olmayan Yıldırım Beyazıt da bizimdir.
Kimse Türk Milletinin bu hazinelerine, bizim değerlerimize hakaret, saygısızlık edemez...
Çünkü ALLAH Türk’e İslamın kılıcı olma ve müslümanları koruma görevini ezelden vermiştir.
Beğensenizde, beğenmeseniz de Allahın ordusu Türkün (HZ. NUHUN OĞLU YAFES'İN OĞLU TURKUN) Ordusu dur.
Yaşasın Türk ırkı...
Yaşasın Türk Ordusu...
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin!
Mevlüt Kaleli
Kaleli Mevlüt
(Resimler makalede ismi geçen şahıs yada olaylara aittir...
Mustafa Kemal Atatürk'ün Şerafettin Yüzbaşı ya, Yani İzmir'in 2. Fatihi ne hediye ettiği kutlu kılıç Şerafettin İzmir in belinde dir. Yüzbaşı Şerafettin'e soyadı kanunundan sonra Atatürk tarafından "İZMİR" soyadı olarak verilmiştir.)
Mevlüt Kaleli
TEREF



