Bozkırın bağrında, zamanın ve mekânın sınırlarını aşan ezelî bir ses yankılanır

Bu gün, 16:04           
Bozkırın bağrında, zamanın ve mekânın sınırlarını aşan ezelî bir ses yankılanır
Bozkırın bağrında, zamanın ve mekânın sınırlarını aşan ezelî bir ses yankılanır: Kök Tengri! Asya'nın uçsuz bucaksız steplerinde, atlarının rüzgârla yarışan nalları altında tarihi yeniden yazan Türk milleti, başını her kaldırdığında o sonsuz mavilikte kendi varoluşunun ilahi kaynağını görmüştür. Bu inanç; yabancı çöl rüzgârlarından ya da karanlık mağara korkularından değil, bilakis hürriyetine aşık, tabiatla bütünleşmiş asil bir ruhun derinliklerinden fışkırmıştır. Türk’ün bilinci, göğün o yüce, sınırsız ve kuşatıcı azametinde tek bir yaratıcıyı, yani ezelî ve ebedî olan yüce Tanrı’yı bulmuştur.
Dil biliminin ve tarihin derin koridorlarında yüründüğünde, "Tanrı" sözcüğünün yabancı kültürlerin gölgesinden tamamen uzak, özbeöz Türkçe bir cevher olduğu açıkça görülür. Eski Türkçe kaynaklarda, özellikle de sarsılmaz taş kütüphanelerimiz olan Orhun Yazıtları'nda "Tengri" şeklinde kazınan bu mukaddes kelime, ses uyumu ve kök yapısıyla Türkçenin en eski tarih öncesi dönemlerine aittir. Kimi dil bilimciler bu kelimeyi evrenin, gök çarkının ve mevsimlerin sonsuz döngüsünü ifade eden "teng-" (döndürmek, çevirmek) köküyle açıklarken, diğerleri ise çevrelemek, kuşatmak anlamına gelen "tegre" köküyle ilişkilendirmiştir. "Tanrı", Türk dilinin bağrında doğmuş, asırlar boyunca bozkırın her köşesinde yankılanmış ve başka hiçbir medeniyetten ödünç alınmamış sarsılmaz millî bir damgadır.
Türk’ün zihnindeki Gök Tanrı, insan biçimli sahte ilahlardan ve taştan, tahtadan oyulmuş aciz putlardan fersah fersah uzaktır. Evreni döndüren, galaksileri ve dünyayı şaşmaz bir nizam içinde hareket ettiren bu ulu kudret, maddesel sınırların ötesinde, tasvir edilemez bir aşkınlığa sahiptir. Gök-Çarkı'nın her bir dönüşünde, atom altı zerrelerden gökteki yıldızlara kadar her şeyin Tanrı'nın yasasıyla devindiğine inanan atalarımız, bu yüzden O’na hiçbir insan sureti biçmemiş, hiçbir tapınakla O’nu sınırlamamışlardır. O; her şeyi kuşatan, var eden, yaşatan ve nihayetinde ebedî kozmik nizamın bizzat kendisi olan yüce yaratıcıdır.
Bu köklü inanç sistemi, yani Tengricilik, başka milletlerin teolojik dogmalarının bir taklidi değil; bizzat Türk’ün kendi coğrafyasında, kendi hür yaşayışıyla harmanlayarak kurduğu millî dinidir. Bozkır hayatının tavizsiz disiplinini, hürriyet aşkını, askeri teşkilatçılığını ve doğaya duyduğu derin saygıyı şekillendiren yegâne kaynak Gök Tanrı inancıdır. Bu inanç, Türk töresinin sarsılmaz ahlak kurallarıyla birleşerek toplumsal yapıyı ayakta tutmuş ve askeri zaferlerin manevi zırhı olmuştur. Kök Tengri, sadece göklerin fiziksel hakimi değil, aynı zamanda Türk milletinin koruyucusu, yol göstericisi ve tarih sahnesindeki yegâne varoluş dayanağıdır.
Türk devlet felsefesinin temel taşı olan "Kut" kavramı, Gök Tanrı’nın yeryüzündeki adaletini tecelli ettirmek üzere Türk kağanlarına bahşettiği ilahi bir yönetim yetkisidir. Orhun Yazıtları'nda "Tanrı gibi gökte olmuş Türk Bilge Kağanı" nidasıyla yankılanan bu anlayış, kağanın gücünü doğrudan gökten aldığını ve bu gücü yalnızca milletinin refahı, birliği ve törenin korunması için kullanmak zorunda olduğunu ilan eder. Kağan, Tanrı'nın yeryüzündeki adalet kılıcıdır; o, milleti açsa doyurmak, çıplaksa giydirmek ve Türk'ün adını dünyaya duyurmakla yükümlüdür. Bu yönüyle Gök Tanrı inancı, Türk’ün devlet kurma dehasının ve cihan hâkimiyeti mefkuresinin arkasındaki asıl itici güçtür.
Batılı ve doğulu bazı tarihçilerin ön yargılı yaklaşımlarla çok tanrılı ya da ilkel bir şamanizm olarak nitelemeye çalıştığı bu inanç, aslında son derece gelişmiş ve duru bir tek tanrıcılıktır. Şaman ya da Kam adı verilen bilgelerin ritüelleri, doğadaki yardımcı ruhlar ve Umay gibi kutlu semboller, tek ve mutlak olan Gök Tanrı’nın yardımcı güçleri veya tecellilerinden başka bir şey değildir. Büyük Türk tarihçisi İbrahim Kafesoğlu’nun da bilimsel olarak ortaya koyduğu gibi, Hunlar ve Göktürkler dönemindeki Türk dini, gökte taht kurmuş tek bir yaratıcıya olan sarsılmaz imana dayanır. Türk, sadece bir tek Tanrı'ya baş eğmiş, O'nun önünde diz çökmüş ve O'nun iradesine ram olmuştur.
Bugün bile Türk dünyasının dört bir yanında, İslamiyet’in kabulünden asırlar sonra dahi yaşayan pek çok gelenek, kadim Gök Tanrı inancının sarsılmaz köklerini gözler önüne sermektedir. Gidenin arkasından su dökmek, mezarlara su koymak, nazar boncuğu takmak, ağaçlara bez bağlamak, çocukları "Umay" gibi isimlerle taçlandırmak ve lohusalık gelenekleri, hep o eski bozkır inancının günümüzdeki sessiz çığlıklarıdır. Türk, din değiştirse de ruhunun mayasını oluşturan Tengrici özü kaybetmemiş, onu yeni inanç potasında eriterek millî benliğini muhafaza etmeyi başarmıştır. Bu durum, Gök Tanrı inancının alelade bir tapınma biçimi değil, Türk kanına ve genine işlenmiş bir yaşam tarzı olduğunun en açık kanıtıdır.
Modern Türkoloji ve tarih bilimi, Jean-Paul Roux’dan Mircea Eliade’ye, Bahaeddin Ögel’den Abdülkadir İnan’a kadar pek çok büyük bilim insanının çalışmalarıyla bu gerçeği tescillemiştir. Yapılan araştırmalar, Gök Tanrı inancının kendine has kozmolojisi, ahlak sistemi, ruh anlayışı ve dünya görüşüyle dünya dinler tarihi içinde bağımsız, özgün ve son derece gelişmiş bir sistem olduğunu ortaya koymuştur. Sümer tabletlerindeki "Dingir" kelimesinden Çin yıllıklarındaki "T'ien" kavramına kadar uzanan tarihi karşılaştırmalar, Türklerin inanç dünyasının kadimliğini ve evrenselliğini kanıtlamaktadır. Bilim dünyası artık ittifakla kabul etmektedir ki, bozkırın evlatları, insanlık tarihinin en saf ve en yüce inanç sistemlerinden birini inşa etmişlerdir.
Zaman ne kadar akıp giderse gitsin, bozkırın o asil rüzgârı Türk’ün ruhunda esmeye devam edecek ve Gök Tanrı’nın ebedi mavi örtüsü altında atalarımızın mirası yaşayacaktır. Tanrı sözcüğü, yalnızca bir dilin kelimesi değil; Ötüken’in bağrından kopup gelen, Çin Seddi’ni aşan, Viyana kapılarına kadar uzanan o büyük destanın kutsal parolasıdır. Kök Tengri’nin gölgesinde hür yaşayan, töresine sadık kalan ve adaletle hükmeden Türk milleti, kendi millî dini ve öz Türkçe inanç kavramlarıyla sonsuza dek parıldayacaktır. Göğün mavisinde parlayan her yıldız, tarihin derinliklerinden bize seslenen atalarımızın birer selamı ve ebedî Türk ruhunun sönmeyen meşalesidir.
Kaynakça
Kafesoğlu, İbrahim. Türk Millî Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 2015.
Roux, Jean-Paul. Türklerin ve Moğolların Eski Dini, (Çev. Aykut Kazancıgil), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2002.
Ögel, Bahaeddin. Türk Mitolojisi (I. ve II. Cilt), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 2014.
İnan, Abdülkadir. Tarihte ve Bugün Şamanizm: Materyaller ve Araştırmalar, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1954.
Tekin, Talat. Orhon Yazıtları, Türk Dil Kurumu Yayınları, Ankara, 2006.
Tanyu, Hikmet. İslâmiyetten Önce Türklerde Tek Tanrı İnancı, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları, Ankara, 1980.
Gök Tanrı - Tengri












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru