Osmanlı sarayında doğmak, dışarıdan bakıldığında ihtişamın ve gücün içinde dünyaya gelmek gibi görünüyordu.

Dünən, 17:04           
Osmanlı sarayında doğmak, dışarıdan bakıldığında ihtişamın ve gücün içinde dünyaya gelmek gibi görünüyordu.
Ama şehzade olmak çoğu zaman bir tahtın gölgesinde büyümek, kardeşleriyle aynı kaderi paylaşmak ve ölüm korkusuyla yaşamak demekti…
Osmanlı’da hanedanın erkek çocukları yalnızca bir padişah evladı değildi; geleceğin hükümdar adayı olarak görülüyorlardı. Daha doğdukları gün sarayda şenlikler düzenleniyor, toplar atılıyor, devlet erkânı tebrik törenlerine katılıyordu. Küçük yaşlardan itibaren özel hocalardan eğitim alıyor; devlet yönetimi, savaş sanatı, siyaset ve saray adabı öğreniyorlardı.
Ancak asıl eğitim sarayın dışında başlıyordu.
“Şehzadenin sancağa çıkması” adı verilen sistemle genç şehzadeler Anadolu’nun önemli şehirlerine yönetici olarak gönderiliyordu. Manisa, Amasya, Trabzon, Kütahya ve Konya gibi merkezlerde devlet yönetimini öğreniyor, halkla temas kuruyor, ordular yönetiyor ve gelecekte tahta geçecek bir hükümdar gibi yetiştiriliyorlardı.
Bu sistem yalnızca eğitim değil, aynı zamanda bir iktidar yarışının da başlangıcıydı.
Çünkü Osmanlı’da uzun yıllar boyunca kesin bir veliaht sistemi yoktu. Tahta kimin geçeceği belli değildi. Bu nedenle her şehzade potansiyel rakip olarak görülüyordu. Güçlü olan hayatta kalıyor, kaybeden ise çoğu zaman yaşamını yitiriyordu.
Taht mücadeleleri Osmanlı tarihinin en karanlık sayfalarından birine dönüştü.
Kardeş katli uygulaması, devletin parçalanmasını önlemek amacıyla meşru görülmeye başlanmıştı. Fatih Sultan Mehmet döneminde bu durum kanun hâline getirildi. Böylece tahta çıkan padişah, düzeni korumak adına kardeşlerini öldürtme yetkisine sahip oldu.
Bazı şehzadeler daha çocuk yaşta boğduruldu.
Bazıları yıllarca sarayın duvarları arasında ölüm sırasını bekledi.
Bazıları ise babalarının emriyle idam edildi.
Belki de Osmanlı tarihinin en trajik taraflarından biri buydu:
Bir baba, devlet için oğlunun ölüm fermanını imzalayabiliyordu.
Zamanla sancak sistemi kaldırıldı ve yerini “kafes usulü” aldı. Artık şehzadeler şehir yöneterek deneyim kazanmak yerine sarayın özel bölümlerinde kapalı bir hayat yaşamaya başladı. Dış dünya ile bağlantıları sınırlandırılıyor, sürekli gözetim altında tutuluyor ve yıllarca padişah olmayı bekliyorlardı.
Bu yalnızlık ve baskı, birçok şehzadenin ruh sağlığını da etkiledi.
Kimi içine kapanıyor, kimi korkularla yaşıyor, kimi ise psikolojik çöküşler geçiriyordu. Çünkü Osmanlı sarayında hayatta kalmak bile başlı başına bir mücadeleydi.
Yine de tüm bu acıların içinde çok iyi eğitim alan, sanatla ilgilenen, şiir yazan, devlet yönetiminde başarılı olan şehzadeler de vardı. Bazıları büyük hükümdarlara dönüşürken, bazıları tarihin sessiz ve unutulmuş kurbanları olarak kaldı.
Osmanlı’da şehzade olmak…
Bir yandan ihtişamın merkezinde yaşamak,
diğer yandan kendi kaderinin celladını beklemekti.
Tarih Gelecektir














Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru