TÜRKEŞ'İN KAPISINDA 9 GÜN BEKLETTİLER
Bu gün, 00:09

1974 yılında Bülent Ecevit hükümeti, ihtisas-yüksek lisans- yapmak için bir sınav açtı. Ben bu sınavı kazanarak Bağdat'a gittim. Giderken çocuklarımı da götürdüm. İki oğlan, iki kız, kızın birisi belekte, biri daha yeni yürüyor. Oğlanlar da on yaş, beş yaş gibiler. Eşim Melahat hanım ve çocuklarım bir süre sonra çöl sıcağına dayanamadılar. Onları ülkeme geri getirdim.
Irakta bulunduğum sıralarda Kerkük Türkmenleriyle sıkı dostluklarımız oldu. Oradan Suriye'ye geçtim ora Türkmenlerinin konumlarını inceledim. Irak'a konuk olarak gelen İranlı Azeri Türkleriyle görüşmeler yaptım. Hatta onlardan bir heyet Türkiye Türkleriyle görüşmeyeceklerini açıklamışlar; gerekçelerini de Bağdat ile Kerkük’te iki Kültür Müdürlüğü açmamıza bağlamışlardı. Bize sitem ederek, bir tekinin bile Tebriz’de olmamasını söylemişlerdi.
Türkmen önderleri son görüşme için beni bir daha Kerkük'e çağırdılar. Türkiye'ye merhum Türkeş'e verilecek bir belge sorun yaratıyordu. Benim diplomatik dokunulmazlığım yoktu. Sonunda Mustafa Kafalı beyin götürmesine karar verildi. Ben de 20 gün izin alarak Ankara'ya geldim. MC Hükümeti kurulmuş, Türkeş Başbakan yardımcısı olmuştu. Büyükçe bir salonda ceketlerinin düğmeleri açık on, on beş kişi beni karşıladı. “Kimsin?”, dediler. Kendimi tanıtıp Irak’tan geldiğimi 20 günlük iznimin olduğunu, Türkeş’e rapor sunacağımı söyledim. O kravatlı düğmeleri iliksiz kişiler:
-"Albay yerinde yok, toplantıda, sen bekleme çek git, yarın gel" dediler. Ben oturdum bekledim. Böylece 9 gün orada oturdum. O devirde Irak’tan geliş iki, üç gün gidiş de öyleydi. Çocuklarım burnumda tütüyor ama bu zalim kravatlı güruh izin vermiyordu.
9. gün aynı sandalyede oturuyorum, param bitmek üzereydi. Hani şu Murro adlı dizi karakterinin: "Nalet benim içimdeki insan sevgisine" dediği gibi, bendeki bu vatan sevgisi, o sandalyeden beni kaldırmıyordu. Bir ara dalmış iken babacan bir sesle irkildim. Baktım uzun boylu, sevecen bir kişi omuzumdan tutmuş beni sarsıyordu, uyandım.
-"Rüstem bey uyan! Bu hergeleler seni yorgun mu düşürdüler? Ah bu Yaşar, Sarı Yaşar… bunlar hep onun marifeti. Komutanım beni emretmiş, gireyim, seni çağırtayım." dedi. Az sonra Türkeş’le ikisi kapıya çıktılar. Türkeş:
-"Rüstem Bey, Kocadurmuşoğlu! Buyur gel" dedi. Yürüdüm. Vermem gereken bilgileri, 15 sayfalık raporumu kendisine sundum. Resmi görüşme bitti. Türkeş:
-"Burada kaç gün beklettiler, izin süren bitti mi? Çocuklar Irak ta mı, Adana da mı? İznin bittiyse elçilikle hemen görüşelim, iznini uzatsınlar. Harçlık durumun nasıl, eksiği tamamlayalım. Aç mısın? Mehmet Bey, seni yemeğe çıkarsın, Adana biletini alsın uğurlasın. Bu gün elçilerle toplantım var, yoksa ben de katılırdım." dedi.
Üçümüz benim girdiğim kapıya yöneldik, Dışarı çıkınca mütegallibe, işgalci grup, sürekli açık tuttukları düğmelerini eğilerek düğmelemeye başladılar. Sizi gidi yağcılar. Bunlardan her siyasi partice bolca bulunur. Hepsi karşısında ip gibi dizildiler. Türkeş ağzına geleni söyledi, sonra hepsini kovdu.
Biz rahmetli Özgüneş’le yemeğe çıktık. Sonra ben önce Adana, daha sonra Bağdat'ın yolunu tuttum. Beş yıl önce ziyaret ettiğim Mustafa Kafalı bey benim getiremediğim belgeyi getirdiğini söyledi. İbret alana alemde ibret mi tükenmiş.
8 Nisan 2017, Rüstem Kocadurmuşoğlu

