URMU TEORİSİ EKSENİNDE NUH TUFANI VE TÜRK BOYLARININ YAYILIŞI

Bu gün, 07:34           
URMU TEORİSİ EKSENİNDE NUH TUFANI VE TÜRK BOYLARININ YAYILIŞI
Dünya tarih yazımında Türklerin kökeni, etnogenezi ve ilk anayurdu, 19. yüzyıldan bu yana Euro-centrist (Avrupa merkezli) ve Slavistik tarih okumalarının etkisiyle "Altay Dil Teorisi" kalıbına sıkıştırılmıştır. Bu geleneksel kabule göre Türkler, göçebe yaşam tarzını Orta Asya ve Kuzey Sibirya’nın zorlu bozkır ikliminde (Altay-Sayan dağları çevresi) geliştirmiş ve ancak milattan sonraki yüzyıllarda batıya doğru göç etmeye başlamışlardır.
Ünlü dilbilimci ve tarihçi Prof. Dr. Firudin Ağasıoğlu (Celilov) tarafından antropoloji, paleocoğrafya, tarihsel morfoloji ve karşılaştırmalı dilbilim verileri ışığında temellendirilen Urmu Teorisi, bu şablonu bütünüyle reddeder.
Teori, Ön-Türklerin (Prototürkler) dillerini şekillendirdikleri, ilk yerleşik hayata geçerek tarım devrimine katıldıkları ve metalürjiyi (bakır ve demir işleme) başlattıkları asıl coğrafyanın Urmiye Gölü, Van Gölü, Ağrı Dağı ve Doğu Anadolu-Güney Kafkasya üçgenini kapsayan Ön Asya havzası olduğunu savunur. Bu kapsamlı tarihsel tasarım içinde, insanlığın ortak hafıza mirası olan Nuh Tufanı ve Nuh'un Gemisi anlatısı sıradan bir teolojik öge veya soyut bir mit değildir. Tufan, Ön-Türk kavimlerinin bu kadim ata ocağından koparak yeryüzünün farklı yönlerine savrulmalarına, yeni dil ailelerinin doğmasına ve dünya tarihinin akışının değişmesine yol açan en somut jeolojik, demografik ve sosyo-kültürel kırılma noktasıdır.
Urmu Teorisi’nin getirdiği derinlemesine paleocoğrafik açıklamaya göre Nuh Tufanı, Mezopotamya ovalarındaki basit bir nehir taşması ya da tüm küreyi sular altında bırakan fizikötesi bir olay değildir. Yaklaşık 15 bin yıl önce, son Buzul Çağı'nın (Würm Buzullaşması) sona ermesiyle kuzey küredeki devasa buzul kütleleri hızla erimeye başlamıştır. Bu devasa erime neticesinde, bugünkü Rusya düzlüklerinde biriken devasa tatlı su gölleri, tektonik hareketlerin de tetiklemesiyle güneye akarak büyük kütleler halinde Hazar Denizi havzasına boşalmıştır. Hazar Denizi'nin su seviyesinin aniden onlarca metre yükselmesi (Karadeniz ve Akdeniz bağlantılarının da taşmasıyla birlikte), Güney Kafkasya, Urmiye havzası ve Doğu Anadolu kıyılarında yaşayan Ön-Türk kabilelerinin tarım ve yaşam alanlarını yutan devasa bir bölgesel Tufan felaketine yol açmıştır.
Bu kaos anında, bölgede yaşayan yetenekli marangoz ve usta kabilelerin inşa ettiği sal ve gemi benzeri büyük su taşıtları (Nuh'un Gemisi sembolizmi), yükselen suların üzerinde yüzmüş ve suların çekilmesiyle karaya oturmuştur. Tevrat kaynaklı genel kabullerde geminin Ağrı Dağı (Ararat) zirvesinde durduğu iddia edilse de, Urmu Teorisi dilbilimsel ve topoğrafik izleri takip ederek geminin Hazar havzası ile Nahçıvan arasında kalan Kemi-salgan (Türkçe anlamı: Gemilerin salındığı/yanaştığı yer) dağ silsilesine oturduğunu ileri sürer.
Tufan felaketinin sönümlenmesi ve suların çekilmesiyle birlikte, sağ kalan kabileler yeniden korunaklı ve bereketli olan Urmiye havzasına inmişlerdir. Burada koyun yetiştiriciliği, atçılık, halı dokuma ve ilkel demircilik gibi kültürel elementlerini koruyup geliştirmeye devam etmişlerdir.
Ancak MÖ 4. binyıla gelindiğinde Ön Asya genelinde yaşanan şiddetli kuraklık, iklimsel kuruma (aridifikasyon) ve buna bağlı kontrolsüz nüfus patlaması, sınırlı olan su ve tarım kaynaklarını tüketmiştir. Bu noktada, Urmiye havzasında aynı eklektik Prototürk dilini (Agam dilli kavimler) konuşan akraba kabile birlikleri, hayatta kalabilmek adına iki büyük ana kola ayrılarak dünya tarihinin en büyük kitlesel yayılış hareketini başlatmışlardır:
1. Doğu Kolu (Kafkasya, Hazar ve Asya-Altay Yayılımı):
Urmiye ve Güney Kafkasya ocağından kopan büyük Ön-Türk boyları, kuzeye doğru hareket ederek Kafkas dağ geçitlerini (Daryal ve Derbent) ve Hazar Denizi'nin kuzeyindeki bozkır koridorunu aşmışlardır. Buradan Orta Asya, Kazakistan ve Güney Sibirya (Altay-Sayan) bozkırlarına yayılmışlardır. Bu göç kolu, Ön Asya’da icat edilen tekerlekli araba kültürünü, atı askeri ve lojistik amaçla evcilleştirme tekniklerini, maden işleme sırlarını ve ölü gömme geleneği olan taş baba (kurgan) kültürünü Asya bozkırlarına taşımıştır. Arkeolojik açıdan Altay ve Güney Sibirya bölgesinde MÖ 2500 ile MÖ 800 yılları arasında sırasıyla birbirini takip eden Afanasyevo, Andronovo, Karasuk ve Tagar kültürlerinin antropolojik yapısının (Europoid tip) ve maddi kültür ögelerinin batıdan (Ön Asya'dan) doğuya doğru göç ettiğinin bilimsel olarak kanıtlanması, Urmu Teorisi'nin en güçlü somut delilidir. Bu durum, Altaylar'ın Türklerin ilk değil, Tufan ve kuraklık sonrası ulaşılan ikinci ve geçici anayurdu olduğunu açıkça gösterir.
2. Batı Kolu (Anadolu, Akdeniz, Mezopotamya ve Avrupa Yayılımı):
Aynı dönemde Urmiye merkezinden batıya ve güneye doğru hareket eden diğer Ön-Türk boyları ise Anadolu içlerine, Suriye sahasına ve Mezopotamya ovalarına yayılmıştır. Güney kolu, Mezopotamya’nın güney bataklıklarını kurutarak yerleşik hayata geçmiş ve tarihin ilk büyük uygarlığı olan Sümer medeniyetinin etnik, kültürel ve dilsel harcını oluşturmuştur.
Sümer çivi yazılı tabletlerinde yer alan ünlü Gılgamış, Atrahasis ve Ziusudra Tufan metinleri, bu Ön-Türk boylarının Urmiye/Hazar havzasından canlı olarak belleklerinde taşıdıkları Tufan hafızasının yazıya geçirilmiş versiyonudur. Batı kolunun bir diğer ucu Akdeniz üzerinden deniz yoluyla Avrupa'ya geçerek İtalya'daki yüksek Etrüsk (Tursaka) medeniyetini kurarken, bir diğer ucu da Anadolu'nun yerli (otohton) halkları (Subarlar, Hurriler, Lulubiler) olarak bu topraklarda kalmıştır.
Urmu Teorisi, Nuh Tufanı'nı ve Nuh'un Gemisi'nin kurtuluş öyküsünü Türk etnogenezinin (köken bilimi) küresel coğrafyadaki ilk büyük dağılım motoru ve tetikleyicisi olarak konumlandırır. Teoriye göre, Urmu Teorisi, Nuh'un Gemisi'nin kurtuluşundan sonra Türk boylarının Urmiye havzasından dünyaya yayıldığını anlatır.
Bu devrimsel tarihsel tasarıma göre Türkler, Anadolu ve Ön Asya topraklarına Malazgirt (1071) zaferiyle sonradan gelmiş, kültür yıkıcı göçebe bir topluluk değildir. Aksine, Tufan ve iklim krizi nedeniyle binlerce yıl önce Asya içlerine (Altaylar'a) göç etmek zorunda kalan Doğu kolunun (Hunlar, Göktürkler, Oğuzlar) asırlar sonra Büyük Selçuklu, Harezmşah ve Osmanlı dalgalarıyla yeniden Anadolu'ya gelişi yabancı bir coğrafyanın fethi veya işgali değildir. Bu büyük hareket, Nuh Tufanı öncesinde geminin inşa edildiği, medeniyetin filizlendiği ve dillerin doğduğu kadim ata ocağına, kutsal topraklara yapılan tarihsel bir dönüş ve vuslat yolculuğudur.
Kaynaklar
Ağasıoğlu (Celilov), F. (2000). Azer Halkı: Ön Asya'da Erken Türk Boyları. Bakü: Çıraq Yayınları.
Ağasıoğlu (Celilov), F. (2013). Prototürk Dilinin Yarandığı İlkin Atayurd (Urmu Teorisi). Urmu Teorisi Akademik Yazılar Portalı.
Güney Azerbaycan Demokratik Türk Birliği (GADTB). (2017). Prof. Dr. Feridun Ağasıoğlu (Celilov): Prototürk Dilinin Dağılma Çağları. GADTB Kültür ve Tarih Araştırmaları
Firudin Celilov
Yeliz Kılıçarslan
Bahtiyar Aydın
Muzaffer Kılıç












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru