KIRKAĞAÇLI EMİNE BÂNÛ KIRIM’DA YANAN BİR TÜRK KADINININ HİKÂYESİ SON
Dünən, 15:34

RUS ORDUSU GELİYOR
Rus süvarileri Acemka’ya yaklaşırken uzaktan yükselen dumanları gördüler.
Önce bunun sıradan bir yangın olduğunu düşündüler.
Fakat ilerledikçe bütün bölgenin ateş içinde olduğunu anladılar.
Bekledikleri erzak depoları yoktu.
Barınacak evler yanmıştı.
Hayvanlara verilecek yem kül olmuştu.
Cephanelikler havaya uçurulmuştu.
Kış sertleşiyor, sular donuyor, geceleri soğuk askerlerin kemiklerine işliyordu.
Rus kumandanı öfkeyle:
“Bunu yapan kim?”diye bağırdı.
Kimse cevap veremedi.
Ruslar, bu büyük imhâ hareketinin arkasında kalabalık bir Türk birliği olduğunu düşündüler.
Oysa karşılarında bir kadın ve yanında kalan yirmi serdengeçti vardı.
Son birkaç köy henüz bütünüyle yakılamamıştı.
Rus ordusu, en azından bu köyleri ele geçirmek için hücuma geçti.
Emine Bânû sipahilerine seslendi:
“İşte şimdi savaşacağız.”
Yirmi sipahi atlarına bindi.
Emine de onların önünde yerini aldı.
Elinde kılıcı, belinde tabancası vardı.
Rus süvarileri yaklaşırken Emine:
“Bugün burada kaç kişi olduğumuzu düşünmeyin. Arkamızda bütün Türk milleti varmış gibi savaşın.”
dedi.
Ruslar ilk hücuma geçti.
Yirmi sipahi düşmanın üzerine atıldı.
Tüfekler patladı.
Kılıçlar çarpıştı.
Atların kişnemeleri, yaralıların sesleri ve patlayan cephaneliklerin gürültüsü birbirine karıştı.
Emine Bânû bir taraftan savaşıyor, bir taraftan son ambarların ateşe verilmesini emrediyordu.
Ruslar sayıca çok üstündü.
Her düşen sipahinin yerine yenisi gelmiyordu.
Fakat her geçen dakika düşmanın açlığını, soğuğunu ve çaresizliğini artırıyordu.
Emine’nin istediği de buydu.
Düşmanı yenmek değil…
Onu yavaşlatmak…
Geriden gelecek Türk kuvvetlerine zaman kazandırmak…
SON KALE
Günler süren çarpışmalardan sonra Emine’nin yanında yalnızca birkaç kişi kalmıştı.
Hepsi yaralıydı.
Son cephanelik, küçük bir kalenin içinde bulunuyordu.
Ruslar bu kaleyi ele geçirirse kalan mühimmatı kullanabilecek, çevrede tutunabileceklerdi.
Emine, sipahilerden birine:
“Barutu hazırlayın.”
dedi.
Sipahi onun ne yapmak istediğini anladı.
“Hatun, biz çıktıktan sonra ateşleriz.”
Emine başını salladı.
“Çıkacak vakit yok.”
“Bir yol buluruz.”
“Yolumuz buraya kadarmış.”
Rus askerleri kalenin kapılarına dayanmıştı.
Emine kalanlara baktı.
“Gitmek isteyen gitsin. Kimseye hakkımı helâl etmem diyecek değilim. Hepiniz vazîfenizi yaptınız.”
Sipahilerden biri gülümsedi.
“Biz senden kaçmak için kalmadık, Hatun.”
Bir diğeri:
“Yirmi kişi geldik. Kaç kişi kaldıysak birlikte gideriz.”
dedi.
Emine’nin gözleri doldu.
Fakat ağlamadı.
Barut fıçıları açıldı.
Fitiller yerleştirildi.
Ruslar duvarları aşarken son çatışma başladı.
Bir sipahi düştü.
Ardından bir diğeri…
Emine omzundan yaralandı.
Fakat kılıcını bırakmadı.
Son kalan sipahi de vurulunca Emine tek başına kaldı.
Bir elinde tabancası, diğer elinde meşalesi vardı.
Rus askerleri kalenin içine girmeye başladılar.
Emine meşaleyi fitile uzattı.
Ateş, baruta doğru ilerlemeye başladı.
Sonra kalenin duvarına çıktı.
Aşağıda kendisini kuşatan Rus askerlerine baktı.
Elindeki beyaz mendili çıkardı.
Ruslar onun teslim olacağını sandılar.
Emine Bânû mendili havaya kaldırdı.
Fakat bu bir teslim işareti değildi.
Bu, düşmana karşı son alayıydı.
“Bir Türk kadını size teslim olmaz!”
diye haykırdı.
Ardından kahkahası yanan kalenin duvarlarında yankılandı.
Rus askerleri birkaç adım daha ilerledi.
Tam o anda cephanelik patladı.
Yer göğe karıştı.
Kalenin duvarları çöktü.
Ateş bütün yapıyı sardı.
Rus askerleri geri savruldu.
Duman dağıldığında enkazın arasında yarı yanmış bir kadın bedeni buldular.
Rus kumandanı öfke ve şaşkınlık içinde “Bu kadın kim?” diye sordu.
Yaşlı bir köylü gözyaşları içinde cevap verdi:
“Emine Bânû…”
“Bütün bunları o mu yaptı?”
“Evet.”
“Ordusu nerede?”
Yaşlı adam yanan bozkıra baktı.
“Onun ordusu vicdanıydı. Vatanıydı. İmânıydı.”
Rus kumandanı sustu.
Günlerdir karşılarında büyük bir Türk birliği olduğunu sanmışlardı.
Oysa onları aç, cephanesiz ve barınaksız bırakan; ilerlemelerini durduran, askerlerini kıran ve geri çekilmek zorunda bırakan irâde, Kırkağaçlı bir Türk kadınına aitti.
GERİ DÖNENLER
Osmanlı ve Kırım kuvvetleri bölgeye yaklaştığında Rus ordusu tutunacak imkân bulamadı.
Erzak yoktu.
Barınak yoktu.
Hayvanlar bitkindi.
Askerler soğuk ve açlık içindeydi.
Ruslar geri çekilmek zorunda kaldılar.
Türk kuvvetleri Acemka’ya ulaştığında karşılarında yanmış köyler, çökmüş evler ve kül olmuş ambarlar buldular.
Fakat bu külün altında bir zafer vardı.
Kerim Giray, Emine’nin son kaldığı kalenin başına geldi.
Uzun süre hiçbir şey söylemeden enkaza baktı.
Yanındaki askerler başlarını eğdiler.
Han, yanmış taşların arasından küçük bir avuç kül aldı.
“Ben onu kurtarmak istemiştim.”
dedi.
Yaşlı bir sipahi “O bizi kurtardı, Han’ım.” diye cevap verdi.
Kerim Giray’ın gözlerinden yaşlar süzüldü.
Emine Bânû, Kırkağaç’tan çıkıp Kırım’a gelmişti.
Bir zamanlar saraya götürülen küçük bir kızdı.
Sonra bir hanın eşi oldu.
Devlet işlerinde söz sahibi oldu.
Fakat onu tarihe geçiren güzelliği, unvanı veya saraydaki yeri değildi.
Herkes geri çekilirken kalmasıydı.
Binlerce kişilik bir orduya karşı yirmi sipahiyle direnmesiydi.
Kendi hayatını kurtarmak yerine milletine zaman kazandırmayı seçmesiydi.
KIRKAĞAÇ’TA BİR ANNE
Rivâyete göre, aylar sonra Kırkağaç’a uzak diyarlardan bir haber ulaştı.
Emine’nin annesi, evlerinin önünde sessizce oturuyordu.
Haberi getiren yolcu başını öne eğerek: “Kızınız Kırım’da şehit oldu.” dedi.
Anne bir süre hiçbir şey söylemedi.
Sonra gökyüzüne baktı.
“Nasıl öldü?”
diye sordu.
Yolcu, Emine’nin Rus ordusuna karşı yaptığı direnişi, köyleri nasıl boşalttığını, erzak ve cephanelikleri nasıl imhâ ettiğini, son kalede nasıl şehit düştüğünü anlattı.
Annenin gözlerinden yaşlar aktı.
Fakat ağıt yakmadı.
Yerden bir avuç Kırkağaç toprağı aldı.
Avucunda sıktı.
“Ben onu bu topraktan doğurdum.” dedi.
“Demek ki o da başka bir Türk toprağını korurken bu toprağa geri döndü.”
O günden sonra Kırkağaç’ın rüzgârlarında Emine Bânû’nun adı dolaştı.
Nineler torunlarına onun hikâyesini anlattı.
“Bir kadın ne yapabilir?” diye soranlara:
“Emine Bânû’yu hatırlayın.” denildi.
“Yirmi kişi binlerce kişiye karşı ne yapabilir?”
diye soranlara “İrâdeniz varsa bir orduyu durdurabilirsiniz.” denildi.
BİR KADIN KALDI
Herkes gitti.
Bir kadın kaldı.
Korkmadığı için değil…
Korkusundan daha büyük bir vazîfesi olduğu için kaldı.
Ölmek istediği için değil…
Milleti yaşasın diye kendi hayatından vazgeçtiği için kaldı.
O gün Acemka’da yalnızca evler, ambarlar ve kaleler yanmadı.
Bir Türk kadınının yüreğinde taşıdığı vatan ateşi göğe yükseldi.
Rus askerleri karşılarında yarı yanmış bir kadın bedeni gördüler.
Fakat anlayamadıkları şuydu.
Emine Bânû’nun bedeni yanmıştı,
adı değil.
Kalesi yıkılmıştı.
İrâdesi değil.
Canı toprağa düşmüştü.
Fakat cesâreti Türk milletinin hâfızasına yükselmişti.
Kırkağaçlı Emine Bânû…
Sarayda yetişmiş bir hanım…
Kırım Hanı’nın eşi…
Devlet işlerinde sözü dinlenen bir Türk kadını…
Ve herkesin geri çekildiği yerde “Ben kalıyorum!” diyen bir Kırım şehidi…
Ruhu şâd olsun.
Adı unutulmasın.
Hikâyesi nesilden nesile anlatılsın.
Çünkü bir milletin geleceği, yalnızca kazandığı savaşlarda değil, unutmadığı kahramanlarında saklıdır...
Sefer Yağcızeybek

