ŞEMSİLER VEYA HARRANİLER

Bu gün, 11:54           
ŞEMSİLER VEYA HARRANİLER
Şemsîler veya diğer isimleri ile Harranîler, XIII. yüzyılda, Moğollar tarafından büyük bir bozguna uğrayıncaya kadar, ay tanrısı Sin liderliğindeki yıldız ve gezegen kültüne tapan pagan bir topluluktu.
Harranîlerle ilgili kaynakları üç grup altında toplamak mümkündür: Bunlardan birincisi; "Beş Sır Kitabı" ve "Baba'nın Kitabı", isimli yazılı kaynaklardır. Bu eserlerde Harranîlerin inançları, ibadetleri ve yaşam tarzları ile ilgili ilk elden bilgiler mevcuttur. İkinci kaynak, Harran ve civarındaki arkeolojik bulgulardır. Üçüncüsü ise, gayrimüslim ve İslam bilginlerinin kaleme aldığı eserlerdir.
Şemsiler / Harranîler olarak bilinen dine mensup olanların vatanlarının Mardin ve civarı olduğu kabul edilmektedir. Günümüzdeki sayılarının yaklaşık 20 bin civarında olduğu tahmin edilen Şemsiler; İran, Tokat, Merzifon gibi bölgelere dağılmışlardır.
Şemsiler de, Êzidiler gibi güneşe tapan bir dini topluluk olarak tarihi ve dini kitaplarda yer almaktadır. Dini ibadet ve rituelleri farklı olsa da, tapınma şekillerinde birçok benzerlik bulunmaktadır.
Êzidiler günümüze kadar inanç ve kültürlerini koruyarak gelmişler ise de, semavi dinler tarafından dışlanan ve "sapkınlıkla" suçlanan Şemsiler maalesef tarihin karanlık sayfalarında yok olup gitmişlerdir.
Şemsilerin Diyarbakır'da bıraktığı izlerden biri de Şemsiler Mahallesidir. Mardin Kapı'dan Ongözlü Köprüye giderken Dicle nehri kıyısına kadar devam eden Hevsel bahçelerinin tam karşısında 'Şemsiler Tepesi' denilen ve yüzyıllar öncesinden ibadet yeri olarak kullanıldığı tarihçiler tarafından anlatılan bir tepe bulunmaktadır. Söz konusu mabet yeri, yakın zamanda Mardinkapı-Ongözlü Köprü arasındaki yol genişletme çalışmaları sırasında yıkılmıştır. Ancak bu bölge halen Şemsiler Mahallesi olarak kayıtlarda yer almaktadır.
Şemsiler; kitaplara da konu olmuşlardır. Diyarbakırlı yazar Esma Ocak, “Diyarbekir” adlı kitabında bu konuya değinerek şunları yazmaktadır: “Mardinkapı’dan çıkıp Ongözlü Köprü’ye doğru yürüdüğünüzde, üstü düz kayalıklı yüksek bir alan çıkar karşınıza. Dicle'yi gözetleyen bu mekana Şemsiler denirdi. Bu tapınma yeri 40-50 yıl öncesine kadar güneşe tapanların geçmişine tanıklık edercesine 4. Murat Han'ın yıktırdığı cephesinden arta kalan bölümüyle dikili dururdu. Yol genişletildikten sonra yerinde yeller esti."
Henüz yaşadıkları Diyarbakır'dan sürülmeden ve ibadetlerini yapmada sıkıntı yaşamayan Şemsiler, cami ve kiliseye çevrilen yerlerde yapamadıkları ibadetlerini, söz konusu Dicle nehrine bakan bu mekanda yaparlardı. Şemsiler, ibadet etmek için gün ışımadan önce Mardinkapı'dan bu tapınağa dualar eşliğinde gelir, güneşin doğuşunu karşılar ve ibadetlerini yaptıktan sonra işlerinin başına dönermiş. Şemsilerin son neslinin, Bağdat seferinden Diyarbakır'a dönen 4. Murat tarafından ortadan kaldırıldığı iddia edilmektedir.
1400 yıllık geçmişi ile İslamiyet için 5. Harem-i Şerif olarak kabul edilen Diyarbakır Ulu Cami, Mar Tuma adıyla Kilise yapılmadan önce Şemsilerin güneş mabediydi. 1700 yıldır kilise olan Meryem Ana Süryani Kadim Kilisesi de, Hristiyanlık öncesinde Şemsilerin ibadet yeri olarak kullandıkları bir güneş tapınağıydı. Yine Mardin'de bulunan ve Süryanilerce kutsal sayılan Deyrulzafaran Manastırı da, Hristiyanlıktan önce Güneş tapınağı olarak Şemsiler tarafından yapılmıştır.
Güneşe tapan Şemsiler’in gün doğumunda üç kere yere eğildikleri anlatır. Campanile’ye göre, Şemsiler
yılda üç kez bir araya gelir. Bu törende, hamurdan kuzu şeklinde bir put/heykel
yapılır ve baş kısmı örtülerek kalay bir leğenin içine yerleştirilir. Putu öperek ve
önünde yere eğilerek bir tür ibadet gerçekleştirilir. Şemsilerin bir dini kitabı yoktur.
Campanile’nin not ettiği Şemsi pratiklerinden bir diğeri de Şemsilerin günahların kıllara takıldığına inandıkları için ölülerinin saç ve sakallarını kesmeleridir. Ayrıca, ölünün avcuna öbür dünyaya geçişini sağlamak için altın para koyarlar. Bu ritüel, Roma ve Yunan kültürlerinde canlılar dünyası ile ölüler dünyasını ayıran nehirden (Styx nehri) geçmek için kayıkçıya verilmek üzere ölünün gözleri üzerine konan sikeyle aynı anlamı taşıyor olabilir.
Kaynak: Ahmet Sünbül
Bilhan Akkaya















Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru