ALEVİ KÖYÜNDE BULGUR PİLAVI, SOĞAN, AYRAN
Bu gün, 11:04

1973 milletvekili seçimleri öncesinde, Alparslan Türkeş'in isteği üzere daha önce sözünü ettiğim dağ kollarını dolaşıyorduk.
Almancı ülkücülerin bir minibüsü ile Adana’nın Saimbeyli ilçesine vardık. Adını hatırlayamadığım Çerkez kökenli ilçe başkanımızın refakatinde dağ köylerini dolaşmaya başladık. Çerkez Başkan, olay çıkmasın diye bazı köylere uğramamızı istemiyordu.
Türkiye genelinde emperyalist ABD ile Sovyetlerin ittifakla çıkardıkları sağ-sol çatışması olanca şiddetiyle yaşanıyordu. İlçe başkanı haklı idi. Bir köyün batı tarafından geçerken
- Bu köye girmeyelim. Girersek kavga çıkar, dedi. Aracın ön kısmında şoför, Çerkez başkan ve sağ kapı yanında da ben vardım. Köye girmeyi ısrarla istedim. Çaresiz kalan başkan kabul etti. Şoföre hoparlörü açtırarak Mehter Marşı çalarak köye vardık.
Karşımızda yüksek kayalıklar, kayalıkların arasında iki üç araba geçecek kadar bir yol vardı. Yol, kapsalık (tahta çit) ile kapatılmıştı. Çaresiz orada durduk. Kayalıkların arkasından çıkan uzun sakallı, temiz yüzlü yaşlıca bir kişi, arabanın önüne geldi. Bize:
-Faşistler bu köye giremez, dedi. Ben de:
- Faşist olduğumuzu nereden anladın" dedim.
- İşte faşist müziği çalıyor, dedi. Ben ısrar ettim, o diretti. Bu sefer:
- Bu köye girerseniz kan dökülür" diye bağırdı.
- Hani, kiminiz var ki, kan dökesiniz? dedim. Geri döndü,
- Ayağa kalkın, diye kükredi.
Her kayanın ardında pusuya yatmış beş, on genç ayağa fırladı. Hepsi tepeden tırnağa silahlı belki kırk-elli kişi vardı.
- Sen buranın muhtarı mısın?, diye sordum.
- Ben bu köyün dedesiyim, dedi.
Ben, hemen şoföre hoparlörü konuşma konumuna getir, diyerek mikrofonu elime aldım.
- Siz Alevi olduğunuzu söylüyorsunuz. Aleviler öz be öz katışıksız Türk'tür. Alevilik -Hz. Ali Kerremallahu veche'nin- yolunu seçtiğinizi söylüyorsunuz. Hz. Ali Efendimiz ile Hz. Fatıma anamız, oruçluydular. Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin de henüz küçüktüler. İftarlık olarak bir bazlama ile üç hurmaları vardı. Bir dilenci geldi. “Ey Ali! Çocuklarım üç gündür açlar” dedi. Hz. Ali “Ey Fatıma! Bazlamayı ver” dedi. O gün birer hurma ile oruçlarını açtılar. Bu hal üç gün sürdü. Sonunda hurma da bitti. Karınlarına taş bağladılar. Bu yüce gönüllük Allah tarafından övüldü” dedim. Dede yanıma geldi.
- Sen çok hikmetli sözler söylüyorsun. Ne olur köyümüze gir, dedi. Ona,
- Türk'ün önemli törelerinden birisi, eve gelen konuğun diline, rengine inancına ve ırkına bakılmaz, en iyi yiyecekler ikram edilir, en temiz yatakta yatırılır. Ben az önce bu köye girmek için ölümü göze almıştım ama vazgeçtim, dedim.
Dede hemen geriye dönüp, bu defa köylülere “yolu kesmelerini ve bizi zorla köye götürmelerini” söyledi. Sonra da bana:
- Demin köye girersen seni öldürürüm, diyordum. Şimdi, girmezsen öldürürüm, diyorum. Ne olur biz baltayı taşa vurduk sen haklısın, dedi.
Kapsalık açıldı. Bizi köy odasına konuk ettiler. Ben minibüsten inip orta kapıyı açtım. 14 genç teker teker inince köylüler hem hazırlıklı halimize şaşırdılar, hem de gençlerimizi alkışladılar. Dede bana,
- Adın nedir?, diye sordu.
- Rüstem Kocadurmuşoğlu dedim.
- Namınız buraya kadar geldi. Çocuklar beyimize bir koç kesin, talimatını verdi. Ben de
- Tereyağlı bulgur pilavı, soğan ve ayran isterim, Koç gerekmez, dedim.
Yemekten sonra kırk yıllık hasret kalmışız gibi kucaklaşarak ayrıldık. O gün Ceyhan’dan Ömer Faruk, Abbas, kozandan Deli Hayri yanımdaydılar. Ötekileri hatırlayamadım. Bu davanın, “hop” diye kurulduğunu sanan vefasızlara, Allah “vefa” hikmetini nasip etsin.
"Oğlun akıllı, malı neylesin, oğlun deli malı neylesin!”
15 Mart 2017, Rüstem Kocadurmuşoğlu
29 Ocak 2018 günü ahirete yolcu ettiğimiz değerli hocam Rüstem Kocadurmuşoğlu'nu rahmet ve minnetle anıyorum. Ruhu şad olsun.
Recep Küçükizsiz

