Cumhurbaşkanının Osmanlı Sevdası
Bu gün, 09:54

ÖZDEMİR İNCE
AKP’li Cumhurreisi R.T. Erdoğan’ın Beştepe’deki kabine toplantısından sonra yaptığı açıklamanın bir bölümünü 14 Temmuz 2026 tarihli Hürriyet gazetesinden aktararak sunuyorum. Sonra birlikte değerlendireceğiz:
“Mehter marşından, yeniçeriden, merasimlerin tam da tarihimize yaraşır biçimde icra edilmesinden rahatsız olanlara şunu hatırlatıyorum: İster kabul edin ister etmeyin ama artık reddi miras yapan Türkiye yok. Tam tersine medeniyet ve kültür birikimini kucaklayan bir Türkiye var. Türkiye Cumhuriyeti; mazisi şanla, şerefle dolu binlerce yıllık devletler silsilemizin halkasıdır. NATO liderler zirvesi, işte bu köklü devlet geleneğimizin tüm görkemiyle tebarüz ettiği bir toplantı olmuştur. Milletimizin azamet ve asaleti, devletimizin itibar ve prestiji zirvenin düzenlendiği Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde adeta tecessüm etmiştir. Kahraman ecdadımızın cenk meydanlarındaki kılıç şakırtılarını kösleriyle, davullarıyla, zurnalarıyla coşturan mehter takımımız; Osmanlı’nın en seçkin askeri birliklerinden Yeniçeri Ocağı’nın da yer aldığı muhafız alayımız zirveye ayrı bir anlam ve güzellik katmıştır. NATO zirvesi, ‘Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ne ne gerek var?’ diyenlere, ‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir.”

***
Bu satırları okuyunca insan acaba R.T. Erdoğan padişah olmak mı istemekte, diye kuşkuya düşebilir. 14 Ağustos 2001’de Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde kurulan AKP 15 ay sonra tek başına iktidara geldi. Demek ki 25 yıldır iktidarda RTE. 2003-2014 yılları arasında yaklaşık 11.5 yıl boyunca Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olarak görev yaptı. 28 Ağustos 2014’ten bu yana, yaklaşık 12 yıldır Türkiye Cumhuriyeti cumhurbaşkanı olarak görev yapmakta. 11.5 yıl başbakanlık+12 yıl cumhurbaşkanlığı=23.5 yıl iktidar. Yuvarlak hesap şimdiden 24 yıl... Kaç padişah 24 yıl saltanat sürdü?
RTE iddia ediyor: “‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir.”
Google’a, “Kim iktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız dedi” diye sordum. Yanıt yok. Kimse böyle bir şey söylememiş. Gerçek olmayan iddialarda bulunmak bir cumhurbaşkanına yakışmaz. En azından ben yakıştıramam.
Downing Sokağı 10 Numara ya da resmi adıyla 10, Downing Street SW1, İngiltere’nin başkenti Londra’da Whitehall Caddesi üzerindeki Birleşik Krallık Başbakanlık Ofisi ve konutu. Numara ile isimlendirilmiş en ünlü yapılardan biridir. Mutevazı görünümüyle Beyaz Saray, Paris’in Élysée Sarayı ya da Fransa başbakanının konutu olan Matignon Köşkü (Hôtel Matignon) gibi yapılardan ayrılır. 1735 yılından beri aynı işlevde kullanılmaktadır. Konutun düşük bütçeli ve acele yapılmasından dolayı estetik kaygılar önemsenmemiş olmalı.
RTE’nin “külliye”sinin yanında belki “gecekondu” gibi kalır ama “Külliye mi yoksa Downing Sokağı 10 Numara mı daha itibarlı?” sorusuna “külliye” yanıtını verecek bir tek kişi bile bulamazsınız. İngiltere mi yoksa Türkiye mi? “Kimin pasaportu itibarlı, kimin parası güçlü, kimin yargısı adil?” sorularına “Türkiye’nin” diyecek bir Allah kulu bulamazsınız! İyi ama RTE’nin külliyesi pek itibarlı imiş. Kim demiş RTE’den başka? Binalar itibarlı olmaz, “itibar” o binada oturanlarla ilgilidir. Gerisi züğürt tesellisi.
“...‘İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız’ diyen vizyon fukaralarına bu eserin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde göstermiştir” diyor RTE.
Ciddi araştırma yaptım, hiç kimse “İktidara gelirsek külliyeyi yıkacağız” dememiş. Uydurma! Ama kim, ama ne “külliyenin ne işe yaradığını, ne amaçla inşa edildiğini, Türkiye için ne manaya geldiğini çok net biçimde kime gösterdi”?
O da belli değil! Bu arada teselli niyetine düşünüyorum: Cumhuriyet vatandaşı Avrupa sınırlarında pasaport yerine Külliye’nin fotoğrafını gösterse kapılar açılır mı acaba?
Sayın cumhurbaşkanı, “Milletimizin azamet ve asaleti, devletimizin itibar ve prestiji zirvenin düzenlendiği Cumhurbaşkanlığı Külliyemizde tecessüm etmiştir” dediği için sordum bu soruyu. Tuhaf bir iddia, bir ham hayal. Bu satırları yazarken bir vesile ile “Ne Altın Ne Gümüş”¹ adlı kitabımı karıştırırken şu cümlemle karşılaştım: “Osmanlı tarihini ciddi olarak okuyan bir insanın, Osmanlı düşmanı olmaktan başka çıkar yolu yoktur.” (s.243) Çünkü Osmanlı sarayının en görkemli döneminde Anadolu halkı hayvanlar gibi ot yemek zorunda kalmışsa tükürürüm ben o görkemli döneme. 1874 yılında Ankara, Kırşehir, Yozgat, Çankırı ve Sivas’ı saran büyük kuraklıkta ve 1880’lerdeki Doğu Anadolu kuraklıklarında halkın çaresizlikten ot ve ağaç kabuğu yediği bilinmektedir. “Sevdalı”nın övgüleri değil “tarih dede” ne diyor, o kalıcıdır!!!
--------
1- Eksik Parça Yayınları, 2002.
☆OSK/Cumhuriyet, 28.07.2026

