Yaşar Nuri Öztürk Aslında Kimdi? "60'ını Geçenler Çok İyi Hatırlar"
Bu gün, 00:05

Gece yarısı televizyonu açtığımızda o sakin, tane tane ama bir o kadar da keskin sesi...
Ekranda ne bir şatafat, ne bir sahne ışığı. Sadece bir adam, elinde bir kitap ve bildiği tek bir şey var: Samimiyet.
Sürmene'nin o dik yamaçlarından çıkıp gelmiş, çocuk yaşta hafızlığı ezberine almış bir adamdan bahsediyoruz. Öyle kolay değil; 9 yaşında hafız olmak, o yaşta o büyük sorumluluğu omuzlarına almak... Sonra İstanbul'un o tozlu, köklü kütüphanelerinde yıllarca ilimle yoğrulmak.
Televizyonlarda "İslam'ın özü budur, gerisi sadece kılıftır" dediğinde, kimileri onu alkışladı, kimileri susturmaya çalıştı. Ama o, ne sağına baktı ne soluna. Bildiği doğruyu, o Sürmene'nin sert rüzgarı gibi dosdoğru söyledi.
Şimdi düşününce...
O zamanlar "hoca bizi uyarıyor" deyip geçiyorduk. Meğer bizi sadece dinin içindeki hurafelerden değil, vicdanımızın paslanmasından da uyarıyormuş.
Bazı insanlar vardır, hayattayken anlaşılmazlar. Değerleri ancak o ses televizyonlardan çekilip, yerini gürültülü tartışmalara bıraktığında anlaşılır.
Yani... İnsan kendi sesinden çok, hakikatin sesini duymayı özlüyor galiba.
Sizin hafızanızda Hoca'nın o meşhur "Kur'an'a dönüş" çağrısından kalan bir hatıra var mı?
Kızılırmak Türkü Diyarı

