Bir Kırım Tatar Hanedan Şehzadesinin İskoçya’ya Uzanan Hüzünlü Hikâyesi: Sultan Kattı Giray

Dünən, 10:54           
Bir Kırım Tatar Hanedan Şehzadesinin İskoçya’ya Uzanan Hüzünlü Hikâyesi: Sultan Kattı Giray
Tarih, bazen zaferlerin ötesinde, kaybedilenlerin ve sessizce asimile olanların hüzünlü hikâyelerinden örülüdür. Bugün zihnimi meşgul eden, Türk tarihinin en sıra dışı ama bir o kadar da hüzünlü portrelerinden biri: **Sultan Kattı Giray.**
Kırım Hanlığı’nın Rusya tarafından işgalinden sonra, Giray hanedanından bir şehzadenin, sıradan bir sürgün hayatı yerine bambaşka bir yolu seçtiğini biliyor muydunuz?
Diğer pek çok soylu gibi gücünü korumak için Rus Çarı’na biat edip Hristiyanlaşan, zamanla Ruslaşarak tarihin tozlu sayfalarında kaybolan (Yusupovlar, Bulatlar veya Koçubeyler gibi) ailelerin aksine, Kattı Giray’ın hikâyesi bambaşka bir derinliğe sahip. O, herhangi bir menfaat uğruna değil; bir İskoç aristokratla yaptığı evliliğin ardından, entelektüel arayışları ve kendi içsel yolculuğu sonucunda Protestanlığı seçen "aykırı" bir portreydi.
İskoçya’ya yerleşti, çocukları oldu: Sultan Alexander Kırım Giray, Margaret Neilson Kırım Giray, Alexandrina Kırım Giray ve Catherine Kırım Giray...
Peki, bugün o çocukların çocukları nerede? Köklerinin Kırım Hanlığı’na, kadim bir Türk hanedanına dayandığını biliyorlar mı? Ne yazık ki yaptığım araştırmalar, bu izlerin zamanın ve Avrupa’nın o soğuk, yutucu aristokratik yapısı içinde tamamen silindiğini gösteriyor. Kattı Giray’ın çocukları ve torunları, evlilikler yoluyla yerel İskoç/İngiliz aristokrasisine tamamen karıştılar. "Kırım Giray" ismi zamanla sadece bir hatıra olarak solarken, bugün bu soyu taşıyanların kendi kökenlerine dair bir aidiyet geliştirdiklerine dair herhangi bir iz ne yazık ki yok.
Kattı Giray, kendi kararıyla eski dinini ve yurdunu geride bırakırken, belki de Türk tarihinin en ilginç ve hüzünlü "kopuş"larından birini yaşadı. Bu durum, sürgünün üçüncü ve dördüncü kuşakta kimliksel olarak nasıl "tamamlandığının" (veya yok olduğunun) en acı kanıtı.
Tarih kitaplarında pek yer bulmayan bu tür portreler, "kimlik" dediğimiz şeyin sürgünde ne kadar hızlı eriyebileceğini bize hatırlatıyor. Seraya Şapşal gibi kimliğini korumaya çalışanlarla, Kattı Giray gibi onu terk edenlerin hikâyeleri arasındaki o büyük uçurum, aslında Türk diasporasının bugünkü mücadelesinin de aynasıdır.
Sizce bu tür trajik kopuşlar, günümüzde diasporadaki Türk topluluklarının kimliklerini koruma mücadelesi hakkında bize neler söylüyor? Bir şehzadenin sessizce eriyip giden bu hikâyesi, sizde de bir burukluk bırakmıyor mu?
Kaynakça:
1. Fisher, A. W. (1978).The Crimean Tatars.Hoover Institution Press.
2. Mackenzie, D. (1975). "Sultan Katı Girey: A Crimean Tatar Prince in Scotland." Journal of the Royal Asiatic Society of Great Britain and Ireland.
3. Bennigsen, A., & Lemercier-Quelquejay, C. (1967).La Presse et le mouvement national chez les musulmans de Russie avant 1920.Mouton.
Tanay Yücel
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru