Kekliklerin Acıklı Gösterisi: Doğaya “Şov” İçin Salmak Yetmiyor
Bu gün, 08:54

Anadolu’nun kurak bozkırında, kameralar önünde, resmi üniformalı bir grup insan diz çökmüş, elleriyle plastik kasalardan keklikleri çıkarıp havaya fırlatıyor. Kuşlar panik içinde çırpınıyor, bazıları yere düşüyor, bazıları kısa ve çaresiz uçuşlarla uzaklaşmaya çalışıyor. Arkada bir yetkili telefonla kayda alıyor, bir diğeri gülümsüyor. 500 keklik “doğaya salındı”. Sosyal medyada paylaşılan görseller alkış topluyor. Peki ya o kekliklere ne oluyor?
Gerçek şu ki bu güzel bir fotoğraf karesi, ama doğa için çoğunlukla bir trajedi.
Keklik, Anadolu’nun bozkırlarının ve yabanının karakter kuşudur. Gri-kahverengi tüyleri, o tanıdık “kırk-kırk” sesi ile yıllarca bu toprakların ayrılmaz parçası oldu. Ancak modern tarım, kimyasal zehirler, anız yangınları, bilinçsiz avcılık ve yırtıcı baskısı yüzünden popülasyonları dramatik şekilde çöktü. İyi niyetle yola çıkılan bu salım programları da maalesef çoğu zaman sorunu çözmek yerine, sadece “bir şeyler yapıyoruz” algısı yaratıyor.
Bilim ne diyor?
Finli araştırmacılar Putaala ve Hissa’nın 1995’te ortaya koyduğu çalışma hâlâ geçerli: Çiftliklerde yetiştirilen keklikler, vahşi akrabalarına göre daha ağır, daha büyük göğüs kafesine sahip ama kalp ve karaciğerleri daha küçük. Göğüs kaslarında glikojen ve dayanıklılık sağlayan enzimler daha az. Yani uçabiliyorlar ama uzun süreli kaçışlarda, avcılardan saklanmada ve zorlu arazi şartlarında vahşi kekliklerin yanına bile yaklaşamıyorlar.
Sindirim sistemleri de farklı. Vahşi kekliklerin ince bağırsakları ve taşlıkları, doğal besini daha verimli değerlendiriyor. Çiftlik kuşları ise bu konuda yetersiz kalıyor. Üstüne bir de doğal düşmanlardan kaçma, besin bulma ve hastalıklara direnç konusunda “koşullu eğitim” eksikliği eklenince, sonuç içler acısı oluyor.
Sahada yapılan gözlemlere göre, salımın hemen ardından ilk günlerde %40’a varan telef oranı görülebiliyor. Kış gelmeden önce büyük bölümü ya yırtıcı kuşlara ya da tilkilere yem oluyor, ya da açlıktan ve strese yenik düşüyor.
Show mu, koruma mı?
O fotoğraftaki sahne diz çökmüş üniformalılar, havaya fırlatılan keklikler, arkadaki bayrak ve araçlar ne yazık ki “güzel bir etkinlik” fotoğrafı olmanın ötesine pek geçemiyor. Gerçek koruma, kuşları kasadan çıkarıp “hadi uç bakalım” demek değildir.
Doğru yöntem şöyle olmalı:
Mümkünse vahşi anaçlardan elde edilen yavrular kullanılmalı.
Salımdan önce kuşlar, bırakılacak bölgenin açık uçlu adaptasyon voleylerinde en az 2 hafta tutulmalı. Yöredeki sesleri, kokuları, besin kaynaklarını tanımalı.
Salım alanı özenle seçilmeli: Yırtıcı baskısının az olduğu, besin ve barınak imkanının yeterli olduğu habitatlar tercih edilmeli.
Salımdan sonra takip ve izleme yapılmalı. Kaçı tanesi hayatta kaldı? Nerede sorun yaşıyorlar?
Doğa Koruma ve Millî Parklar’ın bu tür çalışmaları yürütme iradesi takdire şayan. Ama niyet yetmiyor. Bilimsel temelli, sabırlı ve gösterişten uzak bir yaklaşım şart. Aksi takdirde her yıl binlerce keklik, “doğaya salındı” diye güzel bir haber olurken, aslında bozkırda sessizce kayboluyor.
Keklikler bizim mirasımız. Onları sadece fotoğrafta değil, gerçekten doğada görmek istiyorsak, işi şova değil, ciddiyete dökmek zorundayız.
Ahmet Alakuş


