“Türk”, “Türkmen”, “Osmanlı” Sözcüklerinin Tarihsel Anlamı
6-10-2025, 08:04

Giriş
Sözcüklerin tarihsel serüveni, yalnızca dilbilimsel değil, aynı zamanda sosyolojik ve inançsal boyutlar taşır. “Türk”, “Türkmen” ve “Osmanlı” kavramları, Osmanlı döneminde farklı kimlikleri, toplumsal tabakaları ve inanç dünyalarını ifade etmiştir.
Melikoff’un Yorumu: Türk ≠ Türkmen
İrene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar adlı eserinde Türkmen-Türk ayrımını çok açık vurgular:
> “Orta Çağ kaynaklarında, henüz Müslüman olmuş veya Müslüman olmayan göçebe Türk nüfusa Türkmen adı veriliyor. Ben de, Türkmen sözcüğünü bu anlamda kullanacağım.” (s. 31)
Ve devamında:
> “Nasıl, Kaşkarlı Mahmud’un gösterdiği gibi, tat sözcüğü Müslüman olmayan Uygur’u belirtiyor idiyse, Türk de, İslamlaşmamış olana deniyordu. Bu sözcüğün etnik anlamda değil sosyal bir anlamda kullanıldığı açık.” (s. 104)
Yani, Melikoff’a göre “Türkmen” göçebe toplulukların adı iken, “Türk” bazen yerleşik, bazen de İslam dışı ya da Sünnî köylü anlamında kullanılmıştır.
Faruk Sümer: Göçebeden Köylüye
Faruk Sümer’in Oğuzlar kitabında aktardıkları, “Türk” sözcüğünün Osmanlı’daki köylü anlamını doğrular:
> “Yerleşik hayata geçen Türkmenler’e bir müddet sonra artık Türkmen denilmeyerek Türk adı veriliyordu.” (s. 158)
Bir başka yerde ise:
> “Türkmenler, toprağa bağlanıp yerleşince bir müddet sonra kendilerine Türkmen denmeyip ‘Türk’ adı veriliyordu. Türkün köylü manasını da taşıması, Türkmenler’den ezici çoğunluğunun köy şeklinde meskun yerlerde oturarak Türkiye’de iki köylü tabakasını temsil etmekten ileri gelmiştir.” (s. 179)
Alevîler’in Diliyle: “Türk” = Sünnî Köylü
Fuat Bozkurt, Balkanlardaki Alevî-Bektaşîler arasında yaptığı araştırmada şu notu düşer:
> “Kızılbaşlar, Türk olmalarına karşın, Türk adını Sünniler için kullanırlar. (Anadolu’da da çok yerde Aleviler Sünnileri Türk sayıp kendilerini onlardan ayırırlar!)” (Yol Dergisi, sayı 35, s. 😎
Gölpınarlı ve Boratav da Pir Sultan Abdal kitabında aynı gözlemi yapar:
> “Onlar buradaki ‘Türk’ kelimesini, umumiyetle Aleviler arasında olduğu gibi, ‘Alevi olmayan köylü’ manasında kullanıyorlar.” (s. 55)
Pir Sultan’a atfedilen şu dizeler, bu bakışı yansıtır:
> “Hey ağalar Türk’e cevap bulunmaz
Darılıp ağzını açtığı zaman
Değme şeyle karşısında durulmaz
Darılıp köpüğün saçtığı zaman.”
Osmanlı Aristokrasisi: “Biz Osmanlıyız, Siz Türksünüz”
Osmanlı saray çevresindeki devşirme kökenli zümreler kendilerini “Osmanlı” diye tanımlıyorlardı. Rıza Aydın’ın aktardığı bir hatıra bu ayrımı gözler önüne serer:
> “1980 sonrasında cezaevinden çıkıp Tekirdağ’a giderken İstanbul’da misafir olduğum arkadaşımın bacısı, biraz yukarıdan bakan bir eda ile, ‘biz Osmanlıyız siz Türksünüz’ dediğinde duyup şaşırmıştım.”
Bu, “Osmanlı” kimliğinin ayrıcalıklı, saraya yakın bir sınıfı; “Türk” kimliğinin ise köylü ve alt tabakayı işaret ettiğini gösterir.
1402 Ankara Savaşı: İki Cepheli Ayrışma
Reha Bilge, 1514 kitabında Osmanlı ordusunun yapısını şöyle anlatır:
> “Osmanlı hükümdarı, Sırp kralı ve Bizans veliahtı Türkmenlere karşı birleşmiştir. Sanki ortada Türkmenlere karşı bir Balkan ittifakı vardır.” (s. 275)
Bu savaşta, Anadolu’daki Türkmenler Timur’un safına geçmiş, Yıldırım Bayezid’in ordusunda ise Balkan kökenli Müslüman unsurlar yer almıştır.
Balkanlar’da “Türk” Adı
Nuredin Abdülmecid’in sempozyum bildirisinde şu gözlemler vardır:
> “Osmanlı döneminde Balkanlardaki kimlik ‘din-kimlik’ bütünleşmesi sonucunda Müslüman herkese Türk ve Türk olan herkese Müslüman tanımlaması yapılmıştır.” (Türk Dünyası Kültür Değerleri Uluslararası Sempozyumu, Eskişehir 2013, s. 39)
Ve devamında:
> “Makedonya’daki Müslüman Arnavutlar ya da Çingeneler, kendilerine Slav kimlik benimsemektense, ‘Türk’ olarak tanımlamayı tercih ediyorlar.” (s. 40)
Nefeslerden ve Deyişlerden Örnekler
Pir Sultan Abdal’ın şu meşhur dizesi Türkmen kimliğinin sahiplenilmesini gösterir:
> “Bu yıl bu dağların karı erimez
Türkmen kalkıp yaylasına yürümez…”
Yine başka bir yerde:
> “Türkmen kızı katarlamış mayayı
Çekip gider biz gözleri sürmeli…”
Bu deyişlerde Alevî topluluk kendini “Türkmen” diye adlandırırken, karşıt kimliği “Türk” olarak işaretlemiştir.
Sonuç
Türkmen: Göçebe, heterodoks, Alevî-Bektaşî halk.
Türk: Yerleşik, devlete bağlı, çoğu kez Sünnî köylü.
Osmanlı: Devşirme kökenli aristokrasi ve hanedana bağlı ayrıcalıklı sınıf.
Bu ayrım, sadece kelime düzeyinde değil, tarihin derin çatışmalarını, sınıfsal ve inançsal ayrışmaları da yansıtır.
Mehmet Özgür Ersan Abdal Yesari
Kaynakça :
İrene Melikoff, Uyur İdik Uyardılar, İstanbul 1993, s. 31, 104.
İrene Melikoff, Kırklar’ın Cemi’nde, İstanbul 2007, s. 88.
Faruk Sümer, Oğuzlar, İstanbul 1999, s. 158, 179.
Abdülbâki Gölpınarlı – Pertev Naili Boratav, Pir Sultan Abdal, İstanbul 1991, s. 55–57.
Fuat Bozkurt, “Balkanlarda Alevilik – Bektaşilik”, Yol Dergisi, sayı 35, s. 8.
Reha Bilge, 1514, Ankara 2002, s. 275.
Nuredin Abdülmecid, “Din – Kimlik bağlamında Balkanlar’da kimlik arayışları”, Eskişehir 2013, s. 39–40.
Mehmet Özgür Ersan
TEREF

