ATEŞİ Ç'ALMAK HALA SUÇ MU?
Bu gün, 17:54

Bir zamanlar, göğün tepesinde hüküm süren bir otorite vardı; Zeus.
Yasası kutsaldı. Buyrukları sorgulanmazdı. Ve her bilgi kırıntısı, yalnızca onun lütfettiği kadar insana ulaşabilirdi. Bilmek, istemek, yaratma, bunlar onun tekelindeydi.
Ama bir gün, biri çıktı ortaya. Adı Prometheus’tu.
Ateşi ç'aldı. Gecenin ayazında titreyen insanlara bir kıvılcım verdi. O kıvılcım yalnızca ısı değil, aynı zamanda bilme arzusuydu. Karanlığı delen bir akıl ışığıydı.
Ve Zeus bunu bir suç saydı.
Prometheus’un davası olmadı. Savunması dinlenmedi. Onun için bir hukuk tartışması yaşanmadı. Çünkü Zeus’un gözünde Prometheus artık bir hain, bir anarşist, bir düşmandı.
Kafkas Dağı’na zincirlendi. Her gün bir kartal geldi, onun karaciğerini parçaladı. Her gece yara kabuk bağladı. Her sabah ceza tazelendi.
Zaman artık bir takvim değil, bir işkence saatiydi.
Ve kimse onun için adalet aramadı.
Çünkü Prometheus, artık bir "özne" değil, bir "tehdit"ti.
Çünkü düzen, onun hatırlattığı soruyu duymak istemiyordu.
“İnsanın ateşi hak etmediğini kim söyledi?”
Aradan binlerce yıl geçti. Mitolojinin yıktığı tapınakların yerini mahkeme salonları aldı. Ama içeriği değişmedi.
Alman hukukçu Günther Jakobs, bu kadim geleneğe modern bir isim verdi; Düşman hukuku.
Bu, hukukun artık herkese ait olmaktan çıktığı anı tarif eder.
Alper Yatkın
Bu sistemde insanlar ikiye ayrılır: Vatandaşlar ve düşmanlar.
Hak sahibi olanlar ve hakları askıya alınabilenler. Sadık olanlar ve şüpheliler. Bizler ve onlar.
Artık “ne yaptığın” değil, “kim olduğun” önemlidir.
Çünkü düşman hukuku, kişiyi eyleminden değil, temsil ettiği anlamdan yargılar.
Günümüzde, Prometheuslar artık ateş değil, gerçeği taşır ellerinde.
Bir siyasetçi, bir belediye başkanı toplumda parlar, iktidara rakip olur.
Bir gazeteci, halka bir belge sunar, o belge iktidarın kutsal örtüsünü deler.
Bir öğrenci, bir öğretmen, bir sanatçı, bir doktor, bir avukat ya da bir barış savunucusu…
Kimi bir tweet ile, kimi bir sloganla, kimi sadece varlığıyla “düşman” ilan edilir.
Suç kanıtla değil, önyargıyla tanımlanır.
Mahkemeler, delillerle değil, algılarla hüküm verir.
Savunma hakkı varsa bile formalitedendir.
Karar zaten çoktan verilmiştir.
"Bu kişi içeride oldukça, sistem daha güvendedir.”
Dava, artık oynanan bir sahne, hukuk bir tören, adalet bir göstermelik tanrıçadır.
Ve sistem tüm muhaliflere şu mesajı verir.
“Kendini vatandaş sanma. Bir gün sen de düşman olabilirsin.”
Düşman hukuku, cezaların değil, suçların ortadan kalkmasıdır.
Çünkü suç artık kanunla tanımlanmaz, otoritenin algısıyla şekillenir.
Yani suç, yarın değişebilir.
Yani herkes, potansiyel suçludur.
Bu yüzden güvenlik devleti aynaları kırar.
Her parça başka bir hakikati yansıtır ama hepsi aynı şeyi söyler.
“Sen de düşman olabilirsin.”
Günümüzde yüzlerce Prometheus var.
Zincir hala kırılmadı.
Yine her sabah belki kartallar değil ama akbabalar geliyor.
Sahi…
Ateşi ç'almak hala suç mu?

