"Əgər geri qaytarma tələblərindən birini yerinə yetirsək, Britaniya Muzeyi boş qalacaq."

6-12-2025, 12:54           
"Əgər geri qaytarma tələblərindən birini yerinə yetirsək, Britaniya Muzeyi boş qalacaq."
1994'te, çalıştığım kurumun Londra merkezli tedarikçisinin daveti ile 10 kişilik bir grupla Londra'ya gitmiştik. Kaldığımız otel, Hyde parka yürüme mesafesinde, bir Türk'e aitmiş.
İlk gariplik havaalanında başladı, elimizdeki davet belgesinde her şey yazıyor zaten ama gümrük görevlisi soruyor, niye geldin, kaç gün kalacaksın, nerede kalacaksın, ne kadar paran var filan. La havle çekerek yarım yamalak İngilizce ile cevap veriyorum. Derken tercüman geldi, yapılan muameleyi hakaret gibi algıladığım için biraz sinirli bir şekilde, mühendis olduğumu, Türkiye'de iyi bir işim olduğunu, ailemin Türkiye'de olduğunu filan söyledim. Akabinde köpeklere çantalarımizi koklattilar ve havaalanından çıktık.
Bizi karşılayan bir Türk rehber ile otele doğru yola çıktık. Yolda rehber anlatıyor:
Geceleri kuytu yerlerden uzak durun, Hyde parka gece girmeyin, biri yolunuzu keserse ne isterse verin, özellikle deri ceketleriniz buranın standartlarının üzerinde, onu isterlerse ikiletmeyin, çıkarın verin, filan gibi güvenlik ile ilgili uyarılar yaptı.
Bir gün tedarikçi firmanın fabrikasına gidip inceledik, üretim süreçlerine baktık. Diğer 6 gün serbest günlerdi.
Otele gidince bir şehir haritası aldım, cebimde de pusulam vardı zaten. Sonraki günler grup ikiye bölündü, kimi eğlence yerlerinin istedi, kimi kültürel gezi. Kültürel gezi isteyenleri ben koordine ediyordum, bu gün Hyde parka gidelim, oradan yürüyerek Buckingham sarayına gider nöbet değişimini izleriz, gibi rotaları harita üzerinden çıkarıyordum.
Günlük metro kartları vardı, yanlış hatırlamıyorsam 2 paund verince gün boyu istediğiniz kadar binebiliyordunuz.
Şehirde otomobil ve trafik yok gibiydi, her yere metro ile gidilebiliyor, sıkışıklık olmuyordu. Metro sistemine hayran olmuştuk. Ama, British museum bu zenginliğin kaynağı hakkında önemli ipuçları veriyordu. Afrika'daki bir mezardan çıkarılan ölünün kemikleri bile bu müzedeydi, ölülerine kadar soymuşlardı Afrika'yı.
İş disiplini açısından bakınca da hayran olmuştum. Bir gün, Telekom işçilerinin çalışmasına denk geldim, oturup izledim. Önce sofra bezi gibi bir bez serdiler, kaldırımın kilit taşlarını söküp bu bezin üzerine koydular, alttan çıkan sarı kumu da el arabasına kürekle doldurdular. Kabloyu çıkarıp, tamir edip tekrar yerleştirdiler. Bu arada çıkan bütün plastik atıkları bir plastik poşete doldurdular. Kumu doldurup, kaldırımı süpürdüler, akabinde kilit taşlarını yerleştirdiler. Çalışma bittiğinde geride hiç bir iz kalmamıştı. Kaldırım aynı eskisi gibi muntazam bir haldeydi.
Bir hafta boyunca bazen kapşonumu çekip yağmurda yürüdüm ama ne su birikintisi gördüm, ne ayaklarım ıslandı. Yağan yağmur anında yok oluyordu.
Şehrin bütün tesisatı metro güzergahı boyunca yapılmıştı.
Bir gün de metro inşaatına denk geldim. Türklerin milli sporu inşaat izlemek derler ya, ben de oturup izledim. Ama mühendis gözüyle baktım, en çok dikkatimi çeken şey, inşaat alanından çıkan kamyonların temizliği olmuştu. Bunun sırrını merak etmiştim, zaten özellikle bunun için izledim. Metro inşaat alanı, güzelce kapatılmıştı, bir yerden giriş çıkış yapılıyordu. Çıkışa gelen kamyon üzerindeki branda sızdırmaz bir şekilde kapatılıyor, aracın dışı tazyikli su ile yıkanıyor, sonra basınçlı hava ile kurutuluyordu. Artık asfalta çıkan kamyonların yolu kirletmesi mümkün değildi. Biz bu gün bile İstanbul'da bu temizliği sağlayamadık. Yollarda çamur, toz , su birikintisi görmedim. Rehbere sormuştum, arabanı ne sıklıkta yıkatıyorsun diye, ayda yılda bir demişti.
Bazen düşünüyorum, ikiyüz yıldır, Batıya adam gönderdik, gidin görün bakın, gelin ve orda olan güzellikleri burada da yapın diye. Gidenler aşağılık kompleksi ile bizden adam olmaz diye; bize, değerlerimize düşman olarak geri döndüler. Batı'nın en etkili ajanları oldular, bu millete hizmet etmek yerine savaş açtılar. Mustafa Satis abinin dediği gibi, kısa süreli ve dil bilmez oluşları mı etkili oldu, yoksa eğlence ve sefahat mı gözlerini kamaştırdı bilmiyorum.
Ama bildiğim tek şey , bize medeniyet getirmekle görevli olanlarımız, medeniyetimizi yıktılar.
Fotoğraftaki tacın üzerinde bulunan dünyanın en büyük elması Hindistan'daki Hümayun şah türbesinin avizesinden sökülüp çalınmış. Geçtiğimiz yıllarda Hindistan iade istedi, dönemin İngiltere başbakanı David Cameron ise, "eğer iade taleplerinin birini karşılarsak, British museum boşalır" diyerek talebi reddetti. Cameron'un da itiraf ettiği gibi bu medeniyetin temeli hırsızlık.
Ferdi Karabasan
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru