BİR TEPE’DEN HACETTEPE’YE
11-12-2025, 09:04

Hacettepe’nin Tarihi ve Kabadayıları
1700’lerde buralarda yaşayan halk arasında, kimilerinin Derviş kimilerinin Dede (Bektaşiler ve Aleviler arasında kutsal dini liderlere ya da post sahibi kişilere Dede denir) hatta daha özel ismiyle “Yağlı Dede” dedikleri biri yaşarmış. Bu kişi dönemin sıkıntı ve dert sahibi insanlarına çare olmasından ötürü çok sevilir ve sayılırmış. İsteyenin rüyasını tabir eder, isteyenin hastasına, ölüsüne dua okur, istendiği zaman da yağmur duasına çıkıp kuraklığa çare olurmuş. Üstelik iyilik olarak verdiği hizmetleri ücretsiz yani bedavaya yapar imiş.
Bir gün, Ankara eşrafından Kasım Efendi isimli bir kişinin eşi, gördüğü rüyanın tabir edilmesi, açıklanması için Yağlı Dede’yi ziyaret eder. Dede, rüyayı yorumladıktan sonra varlıklı biri olan Kasım Efendi, Dede’ye bir kese altın verir. Dede kese altını almaz. Yeniden ısrar edildiğinde ise elinin tersiyle altın kesesini ittikten sonra; “Benim son günlerim yaklaştı, ölümüm yakındır. Sizlerden istediğim tek arzum, (konağın penceresinden tepeyi işaret ederek) kabrimi buraya yaptırmanızdır.” Kasım Efendi ve ailesi minnet duygularıyla teşekkürlerini ederek bunu vazife belleyeceklerini söyleyip yanından ayrılırlar.
Birkaç hafta sonra Yağlı Dede vefat edince halk onun isteğini yerine getirip, tepenin uygun bir yerinde ona bir kabir yaparlar. Ankara halkı yalnız kabir de değil, çok sevip saydıkları Yağlı Dede’nin mezarının bir başına ve bir de sonuna taştan oyulmuş su birikmesini sağlayan havuzcuklar koymuşlar. Ermiş ve evliya kişiliği olduğunu düşündükleri Yağlı Dede’nin mezarının başına gelen inançlı insanlar, buralarda biriken sulardan yüzlerine sürerek şifa kazanırlar diye düşünmüşler. Böylece Ankara’ya yolu düşenler fırsat buldukça, bulamasalar da fırsatı yaratarak Yağlı Dede’nin mezarı başına gelip, bir hacetleri varsa dua ettikten sonra birikmiş yağmur sularını yüzlerine sürerek dertlerine, sıkıntılarına, dileklerine, hacetlerine derman olmasını sağlarlarmış.
İşte o günden sonra o tepenin adı “Hacettepe” olarak kalır.
…
Hacettepe, dar ve düzensiz sokakları, bahçeleri, avlularında dut, iğde ve akasya gibi ağaçların olduğu tipik Ankara evleri olan bir Ankara semtiydi. Ancak ne olduysa o 1954 senesinde oldu. O sene (Gerçi önceki senelerde iktidar DP idi.) yapılan seçimlerde Demokrat Partili Adnan Menderes, 503 milletvekili ile birinci parti olurken karşısındaki ikinci parti olan CHP’nin sadece 31 milletvekili vardı. Yine o sene Hacettepe’ye bir Tıp Fakültesi oluşturmak amacıyla Çocuk Hastalıkları Hastanesi açılmasına karar verildi. Bu konuda Prof. Dr. İhsan Doğramacı görevlendirildi. Buraya kadar her şey mükemmeldi, ammmaaa!!!. Hacettepe’deki hastane kurulurken tam 7 Mahalle, 4 büyük Cami, Mescit, Medrese, Tarihi Konaklar, 1 Türbe istimlak edilerek yıkıldı. Ankaralıların çoğu hala bu yıkımlardan dolayı çok kızgındır. Ardından ortaya çıkan eserin mükemmelliği ve başarısı yine de yıkıp yok ettiklerinin acısını dindiremediği söylenir durur.
…
Hacettepe, hastanesinden başka bir de Kabadayıları ile bilinir. Hacettepe’nin en meşhur 3 kabadayısı vardır ki bu üçü de bir biri ile çok sıkı arkadaştılar. Bir de onlardan ayrı tutulabilecek Hacettepe’nin yerlisi Deli Mehmet vardır. 1930’lu yıllarda Hamamönü’ndeki en ünlü meyhane Deli Mehmet’e aitti. Akşamları gençlerle dolup taşan meyhanede içkiler su gibi akıp giderdi. Bahar ve yaz aylarında arkadaki küçük bahçe de açılır, masalar kurulur, pikaptan Ankara türküleri çalınırdı. E tabii Ankara havası çalınır da oyunu oynanmaz mı? Gençler kalkar seke seke topuklara basa basa havalarını oynarlardı.
Lakabını boşuna almamış olan Deli Mehmet, Karabiber sokağındaki bir evde otururdu. Mehmet belki vesikalı değil ama gerçekten de adıyla “Deli” biriydi. 1922 yılında kardeşini, kardeşinin eşini ve kardeşinin kayınbiraderini öldürmüştü. Babasını da öldürmeye teşebbüs etmişti. Tüm bunlardan sonra tutuklanıp mahkemeye çıkmış ve 101 yıl hapse mahkûm edilmişti. Ancak avukatının itirazı ile cezaya indirim uygulanmıştı. Avukatı, alkollü olmasını, bazı maddeler kullanmasını ve bunların etkisinde olduğunu öne sürüp cezayı 15 seneye indirmişti. Düşünüyorum da Mehmet mi deli yoksa Hâkimler mi?
Siz ne kadar yattığını tahmin ediyorsunuz? Yok. Hiç hapis yatmadı. Deli Mehmet Milli Mücadeleye katılmış, Kurtuluş savaşı sırasında Sakarya Meydan muharebesinde gözü kara (Deli ya) olması ile büyük başarılar elde etmiş olduğundan tüm cezası affedilir.
Mehmet, Deli olunca işler burada bitmeyebiliyor. O kadar cinayetten hapis yatmadan çıkan adam, uslu durmaz, duramaz. Deli Mehmet, daha sonra da birçok suç işlemeye devam eder. Hatta görevi başındaki polis memurlarına yani Devlet Memuruna silah çekmişliği de vardır. Bazen ceza alsa da çoğundan kurtulur.
Deli Mehmet evlidir ve karısı ile pek geçindiği söylenemez. Muhtemelen karısını ara sıra dövüyor ki bir gün eşi uzun süreliğine köyüne giderek huzur kazanmaya çalışır. 1933 yılının ilk aylarında uzun bir süredir sakinleşmiş olan tavırları yine değişmiştir. Mehmet’in evinin bahçesinde kocaman bir dut ağacı vardır. Mehmet bu dut ağacına bir fener asar ve her gün, her saat içindeki yanan mumu hiç sönmeyecek şekilde değiştirir durur. Sonra 17 Mart sabahı komşular bir de görür ki, fener artık asılı değildir ama onun yerinde asılı olan Deli Mehmet’in karısıdır. Kadının orada neden asılı olduğu net bilinmiyordur. Kimisi karısına kızan Deli Mehmet’in onu astığını, kimisi önce öldürüp sonra astığını, kimisi de artık dayaktan bıkmış olan karısının dayanamayıp intihar ettiğini söylüyordur. Çoğunluk Deli Mehmet’in karısını öldürüp sonra astığını anlatır.
Haber alan polis kısa zamanda olay yerine gelmeye çalışırsa da Mehmet bir elinde bıçak diğer elinde tabancası kimseyi yaklaştırmaz. Bir ara yakın arkadaşı Köfteci İrfan, Mehmet’i yakalamaya çalışırken Mehmet’in bıçağı sallamasıyla sağ elinin parmaklarını kaybeder. Olayın büyümesiyle 100-150 kişi seyre gelir fakat Mehmet’in delice ateş etmesi sonucu insanlar bir o yana bir bu yana kaçışırlar. Bu sırada 7-8 kişi yaralanırken bir kadın vurularak ölür. Olay gittikçe büyümektedir. Nihayet jandarmalar da gelir ve evi kuşatırlar. Yine de pek etkin oldukları söylenemez. Deli Mehmet, askerlikten kalma yetenekleriyle iyi siper alıp nokta vuruşu yapmaktadır. Emniyet müdürü de olay yerine gelmiştir. Sokağın alt başında bir çeşme vardır. Çeşmenin yanında siper almış bir polis bekliyordur. Mehmet’in bir ara eve girip silahını doldurmasını fırsat bilen polis memuru tam Mehmet’in evinden çıktığı sırada ayağa kalkıp tek atışla Mehmet’i alnından vurup öldürür....
Foto: Deli Mehmet’in cesedi.
Yadigar Gidici

