Mustafa Kemal Paşa'yı öldürmek için 6 bin altın

15-12-2025, 08:04           
Mustafa Kemal Paşa'yı öldürmek için 6 bin altın
Kılıç Ali anlatıyor:
“Hüsrev Bey'le, binanın arka tarafındaki depo iken tadil edilerek büro haline getirilmiş, geniş tek odalı çalışma yerine geldiğimizde Dr. İbrahim Tali (Öngören) Bey'i bizi bekler bulduk:
"Ali Galip yola çıkmış… Malatya'dan haber var…" dedi.
Hep birlikte Paşa'nın yanına döndük ve durumu anlattık. İbrahim Tali Bey'i yanında alıkoydu ve bize şu emri verdi:
"Malatya'daki 12. Süvari Alayı kumandanından gerçeği öğrenin ve gerekirse buradaki mevcudu alarak, gelenleri şehrin mümkün olduğu kadar dışında durdurun. Bu melun adam böyle bir çılgınlıkta bulunabilir."
Zaten ayaktaydım. Selam durumunda emirlerini alıp ayrılmak üzereyken şu uyarıyı yaptı:
"Kılıç!.. Bu tilki gibi bir adamdır. Beni burada aldattı ve Harput'a gitme imkânı buldu. Sizleri de oyalayabilir, çok dikkatli olun…"
Daha sonra öğrenecektik ki, Ali Galip, Mustafa Kemal'e verdiği namus ve şeref sözünü çiğneyerek, bağımsız Kürt hükümetini kurmak için, İngiliz binbaşısı meşhur casus C.E. Noel'i ve yine İngiliz himayesinde kurulmuş bir cemiyetin temsilcilerini de yanına alarak, çevreden topladığı aşiret kuvvetleriyle Sivas'ı basıp Mustafa Kemal'i tutuklamak ve kongrenin toplanmasını önlemek için Malatya'ya doğru yola çıkmıştı..
Sivas telgrafhanesi, karargâh subaylarının kordonu altındaydı. Hüsrev Bey beni bekliyordu. Malatya'da 12. Süvari Alay Komutanı Binbaşı Cemal Bey'i makine başına davet ettik ve önce, telgrafhane müdür ve memurlarından görüşmelerin tamamen gizli kalacağı yolunda yeminli güvence alınmasını istedik. Sonra Ali Galip ve yanındakilerin durumunu sorduk. İbrahim Tali Bey'in aldığı haber doğruydu.
Öğrendiklerim cidden ibret vericiydi. Adı alay olan birliğin, bütün kuvveti nazariye haline gelmişti. Mevcudu olan sadece karargâh bölüğüydü. O da ancak on beş, yirmi askerlik kuvvet çıkarabiliyordu. Subay kadroları da bomboştu. Alay kumandanı, bu kadarcık kuvvetle Elazığ valisi ile ona katılmış Malatya mutasarrıfını, İngiliz binbaşısını ve Kürt Teali Cemiyeti mensuplarını tutuklayamayacağını, mutlaka kuvvete ihtiyacı olduğunu bildiriyordu.
İttihat ve Terakki dağılmış, yerine muhalifi Hürriyet ve İtilaf şehirlerde duruma hâkim olmuştu; bunlar iktidarda olan Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin taraftarı idiler. İşgallere karşı direnişin olanaksız olduğu inancıyla karşı safta bulunuyorlardı. Nitekim alay kumandanı, gelenlerin karşılandığını ve halen Malatya Hürriyet ve İtilaf Fırkası başkanının evinde ziyafet verildiğini bildirdi.
Zaman yoktu ve durum gerçekten nazikti. Paşa'nın verdiği emri yerine getirebilir, beni tanımadıkları için İstanbul'dan gelmişçesine onları oyalayabilirdim. Hüsrev Bey'i orada haberleşme için bırakıp sonucu arz etmek için çıkmak üzereydim ki, önce Cevat Abbas, ardından hemen Paşa geldi. Durumu kısaca arz ettim. Paşa, haberleşme salonunda servis kâğıtlarından birini aldı, üzerine yazdığı cümleyi okumadan ve tekrarlamadan emretti:
"Bunu hemen alay kumandanına şifre ediniz. Alay kumandanı Malatya telgrafhanesini kontrol altında tutsun. Adamları da adım, adım izlettirsin. Cevat burada kalsın. Sen Hüsrev'le bu notu şifrele, sonra hemen gel!.."
İçeriğini yüksek sesle tekrarlamadığı için, aynı dikkatle, Malatya'daki alay kumandanına ilettiğimiz mesaj şuydu:
"Kuvvet yoldadır…"
Böyle bir kuvvet yoktu ve yolda değildi. Ama alınan bütün önlemlere ve hatta yeminlere rağmen Malatya'dakiler, ne miktarı ne de içeriği belli olmayan yola çıkmış kuvvet haberi karşısında kararsızlığa düşeceklerdi.
Fakat hissediyordum ki, Mustafa Kemal Paşa, kongrenin güvenlikle toplanabilmesi için çözülmesi gerekli bu kronik sorunun kökünden hallini sağlayacak kuvveti, gerekirse bizi göndererek bulup çıkaracaktı.
Buhranlar içinde, insanların başlarındaki kişiye böylesine güvenmeleri ne güzel şeydi.
İdadi binasına geldiğimizde Paşa, iki gün sonra toplanacak kongreye katılmak üzere ülkenin örneğin Denizli, Aydın, Manisa gibi işgal edilmiş yerlerinden bile gelmiş delegelerle, kongre için acele hazırlanmış salonda görüşme halindeydi.
Çalışma odasına geçtiğimizde hemen konuya girdi:
"Şimdi siz ikiniz başta, üç subay arkadaş daha seçiniz. Benim otomobilimi alacaksınız. Refet'in bilgisi var. Size mümkün olduğunca efrat (erler) verecek. Yanınıza makineli tüfek mekkâreleri de (kira ile tutulmuş beygir merkep) katılacak. Yani, sefere çıkmış olma şekli içinde şehirden çıkacaksınız. Biraz uzakta konaklarsınız. Akşamüzeri karanlıkta, ayrı, ayrı yönlerden ve mümkün olduğunca seyrek gruplar halinde şehre esas görevlerinize döneceksiniz. "
Sonra bana döndü:
"Kılıç... Sen Malatya'ya doğru mümkün olan hızla gideceksin... Sen kal..."
Emirleri açık ve basitti. Beni gerçekten tanımıyorlardı ve üzerimde Kafkas Ordusu yaverliği resmi belgesi vardı. İstanbul'dan yeni geliyordum. Sivas'a doğru yürümelerini engelleyecek haberleri iletirken, süvari ve piyade kuvvetlerinin yolda olduğunu söyleyecek ve öğreneceklerimi Sivas'a ulaştıracaktım. Çevredeki birliklerin kumandanlarının adları, şifre miftahları yanımdaydı. Kuvvetlerin bulundukları merkezlerden, verilecek yeni talimatı alacaktım.
Her şey Sivas'tan Malatya'ya kuvvet gönderildiği haberinin oradakilere ulaştırılmasını sağlayacak şekilde hazırlanmıştı. Otomobilin içinde beş subay ve bir makineli tüfek ve cephane, arkamızda gece dönecekleri için mümkün olduğunca derlenmiş atlı-yaya kuvvet, yola çıktık. Bizi Refet Bey uğurladı. Aradan zaman geçecek, hazırlanan senaryoya, inandırılmak istenenlerin tam inandıklarını, Hürriyet ve İtilaf Başkanı Halit Bey'in, Malatya'daki partisinin başkanına bizi koyuna benzeterek "Başlarında çobanlarıyla iki yüze yakın bir sürü yolda. . . " diye telgraf göndereceğini öğrenecektik. Sivas'taki telgrafhanede sansür olmasına rağmen bu masum haberin içyüzünü ancak böylesine şartlar içinde doğruluğuna inandıkları davalarını yürütenler anlayabileceklerdi.
Sivas'la Malatya arası o günlerin ulaşımına göre üç günlük yoldu.
Konvoyumuz kararlaştırıldığı gibi gece karanlığında, ayrı, ayrı şehre dönerken, ben yol üzerindeki bir köyde şafağı bekledim ve altımdaki cins atın sürati ile ikindiye doğru, ilk kaza merkezi Kangal'a eriştim. Burada kadrosu yine nazarileşmiş bir tabur vardı. On dört olması gereken subay kadrosu sadece üç mevcutlu idi. Elazığ'dan, gerçekten de, Alay Kumandanı İlyas Bey'in kumandasında doksan kişilik bir kuvvet Malatya'ya doğru yola çıkmıştı.
Hiçbir yerde durmadan Malatya'ya ulaşmam emrediliyordu. Sivas'tan hareketimde, Malatya'ya kadar izleyeceğim güzergâhı, çevreyi iyi bilen Jandarma Kumandanı Asım Bey'le belirlemiş ve Hüsrev Bey'e bildirmiştim. Paşa'nın bir talimatı olacaksa Hekimhan Askerlik Şubesi'ne ve üçüncü durağım Akçadağ'a şifrelenecekti.
Yolları bugünün nesline anlatmak güçtür, hatta olanaksızdır. Yüzyıllarca huzur ve güvenlik içinde yaşayan azınlıklar vahşileşme ile nitelendirilebilecek şekilde şımarmışlardı. Dağlar eşkıya doluydu. Jandarma ve polis yetersizdi. Geceleri seyahat adeta olanaksızlaşmıştı. Belki bundan yararlanarak, Kangal'dan şafakla çıktım ve gecenin ileri saatinde Hekimhan'a arızasız ulaştım. Zamanın deyimiyle Ahz-ı Asker Dairesi Reisi Balkan Savaşı malulü Yüzbaşı Esat Bey'di. Eski tanıdık çıktık. Beni beklediğini ve miftahını (anahtar) çözemediği bir şifre olduğunu söyledi. Bu konuda hobi sınırını aşkın merakı olan Hüsrev Bey'in düzenlediği şifremizi basit anahtarı ile çözerek öğrendiklerimle huzur ve ferahlık duydum. 15. Alay Kumandanı İlyas Bey, makineli tüfekli iki manga ve elli iki atlı ile Kâhta üzerinden Malatya'ya hareket etmişti. Güzergâhımı değiştirerek kendileriyle buluşmam bildiriliyordu.
Hiç zaman kaybetmedim ve bildirilen yönde yoluma devam ettim. Askerlik Şubesi başkanından, Ali Galip ve beraberindekilerin Malatya'dan civar kazalara gönderdikleri genelgenin suretini alarak şifreledim. Genelgede, Dâhiliye Nezareti'nin bölgede hükümetin emir ve kararlarını uygulamaya yetkili Harput (Elazığ) Valisi Ali Galip Bey'i memur ettiği, kendisine azami yardım için Harbiye Nezareti'nin askeri makamlara emir verdiği bildiriliyordu.
Böyle bir emir gelmemişti. Şifremde bunu da belirttim.
Gerçekten büyük bir şans eseri, İlyas Bey'in kumandasındaki kuvvet Kâhta’dan hareket etmek üzereyken kendisine yetiştim.
Beni ve görevimi bilmediğinden bir yanlışlığa meydan verilmemesi için gelişim hakkında kendisine bilgi verilmişti. Kanaatini şöylece açıkladı:
"Malatya civarında kalabalık aşiretler vardır. Bunlardan Hacı Kaya ve Hacı Bedir Ağalar üç bine yakın atlı çıkarabilirler. Ali Galip'in ve özellikle Malatya Mutasarrıfı Halil'in bunları elde etmiş olmalarından endişe ediyorum. Yanımdaki kuvvetin yetersizliğini görüyorsunuz. İngiliz Binbaşısı Noel de bunlarla beraberdir. Bu adamın daima kalabalık silahlı adamları olduğu bilinmektedir Biz Aziziye'den mevcut kuvvet ne bulursak alacağız. Bence siz, yine münferit olarak ve planınız üzere, kendinizi İstanbul mensubu gösterip, yolda büyük kuvvetler gördüğünüzü ifade ederek beldeyi terke ikna etseniz daha uygun olacağı düşüncesindeyim. "
Durum gerçekten nazikti.
Karşımızdaki Ali Galip, tecrübeli bir askerdi. Harp-darp görmüş kurmay albaydı. Atak ve pervasızdı. Mustafa Kemal çapındaki insanı kelimenin tam anlamıyla kandırabilmiş, elinden sıyrılmış, Harput'a geldikten sonra da verdiği sözün tam aksi doğrultuda hareket etmiş, kongreye engel olmak ve Paşa ile beraberindekileri tutuklayıp İstanbul'a götürmek üzere yine yola çıkmıştı. Bu kararda olan bir adamın, hele karşısındakini tanıdıktan sonra hazırlıksız olması mümkün müydü?
Paşa bunları bildiği için, beni, İstanbul'dan doğruca kendisine gelmiş gibi, aşırı cesur ve aynı ölçüde tehlikeli görevle yola çıkarmıştı.
İlyas Bey'le şunu kararlaştırdık: Ben daha önceden gidecektim. Karşımızdakilerin kuvvet durumunu öğrenmeye çalışacaktım. Eğer tahminlerimizin dışında hazırlıklı değilseler veya hazırlıklarını tamamlayamamışlarsa, baskın şeklinde harekete geçerek kendilerini elde etmeye çalışacaktık. Başa çıkamayacağımız kuvvete sahipseler şahsen teşebbüse girişecektim.
Ali Galip, Malatya Mutasarrıfı Halil, İngiliz Binbaşısı Noel ve beraberindekiler, Hürriyet ve İtilaf Reisi Değirmenci Mehmet Efendi'nin konağında ziyafette imişler. İlyas Bey'in yakın arkadaşı Jandarma Kumandanı Halis Bey'den bunu ve yanlarında ürkülecek kadar kuvvet olmadığını öğrendik. Alay kumandanına Karahan geçidinde katılarak, Halis Bey'in tavsiyesi üzerine önce Mutasarrıf Halil'in evini sarıp telgraf hatlarını kestik. Şehirde bazı şeyler olduğundan şüphelenen Ali Galip, yanına Noel'i alarak hükümet binasına gelmiş ve adeta zorla getirdiği mal müdürüne vezneyi açtırarak mevcut parayı almak istemişti. Mutasarrıf, evini jandarmanın manyetolu telefonu ile aratmıştı. Hatların kesildiğini anlayınca öylesine telaşlanmışlardı ki, hükümet konağının önünde bekleyen atlarına binerek, yanlarında altı muhafızla şehri terk etmişlerdi.
İlyas Bey memnun ve rahattı, ben değildim.
Paşa'nın, Ali Galip'i ve bu arada İngiliz Binbaşısı Noel'i ele geçirmek istediğini biliyorduk. İlyas Bey'in kaygılarına katılmamak mümkün değildi. 13. Kolordu Komutan Vekili Miralay (Albay) Cevdet Bey, Paşa'ya şifresinde civarda bazı kumanda değişiklikleri yapılmadan kesin bir hareket yapmanın doğru olmayacağını bildirmişti. Bu da İlyas Bey'in kaygısına haklılık kazandıracak düşündürücü bir durumdu.
İlyas Bey şehrin başlıca merkezlerini elindeki mütevazı kuvvetle, bir-iki askerle tutarken, ben yanımda dört asker, hükümet konağına elimizde fenerler girdiğimizde köşeye sinmiş yaşlı bir siville karşılaştık. Bu, ziyafetin sahibi Hürriyet ve İtilaf reisi, un fabrikatörü Mehmet Bey'di. Titrek sesiyle, yemeğin sonuna doğru mutasarrıfın evinin kuşatıldığını öğrendiklerini, vali ile mutasarrıfın ve yanındakilerin ellerini yıkamaya bile fırsat bulamadan atlarına binip hükümet dairesine geldiklerini, bir gün önce almayı kararlaştırdıkları ve mal müdürüne senet vererek çıkın yaptırdıkları altı bin altını vezneden çıkarttıklarını, fakat nal seslerini duyunca paranın da, senedin de veznede kaldığını söyledi..
Hürriyet ve İtilaf reisinin söyledikleri doğruydu.
Masanın üzerinde bulduğumuz senette aynen şu satırlar yazılıydı:
"Mustafa Kemal ve avenesinin yakalanıp katledilmesi karşılığı altı bin altın alınmıştır. "
Senedin altında, bir tarafta Vali Ali Galip'in, öte tarafta Mutasarrıf Halil Rami'nin imzaları vardı.
Altı bin altın, her biri biner liralık altı çıkın halinde sıralanmıştı.
Malatya telgrafhanesinden durumu Sivas'a kısa bir şifre ile bildirdim. Paşa, kaçakların mümkünse kovalanmalarını istiyordu. Yakalanmalarının inandırıcı bir kuvvet gösterisi olacağına ben de inanıyordum.
Ne yazık ki mümkün olmadı.
Kısa sürede Sivas'a dönmem emredildi. Yorgundum ama mutluydum. Malatya'dan Sivas'a altı bin altın lirayı da götürdüm. Paşa'nın emriyle altın çıkınını Heyet-i Temsiliye kasasına teslim ettim. Bu servet, Ulusal Kurtuluş Mücadelesi'nin adeta sermayesi olacaktı. Paşa, paranın miktarını duyunca gülerek şunları söyledi:
"Bu, çok büyük bir para.. Bizimkilere birdenbire söyleme. Yüreklerine iner. "
Ali Galip olayının son perdesi de böylece kapanmıştı.”
Atatürk'ün Sırdaşı Kılıç Ali'nin Anıları, Derleyen Hulusi Turgut, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 2007, s. 56-62
Ali Rıza Çakır
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]