"Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa... "

Bu gün, 10:54           
"Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa... "
Okudukça insanın tüyleri kabarıyor ..
"Mustafa Kemal Paşa ve Cevat Paşa... Çanakkale'de destan yazan bu iki büyük adam tam beş yıl sonra, 14 Mayıs 1919 günü karşı karşıya geliyor...
Yer, Sadrazam Köşkü... Mustafa Kemal, Samsun görevine gitmeden hemen önce Sadrazam Damat Ferit tarafından yemeğe davet edilmiştir. Davetli diğer isim Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa'dır.
Yemeği enteresan kılan husus, Mustafa Kemal'in giriştiği manipülasyondu. Çünkü Samsun görevi görünürde İngilizleri tatmin etmek için Türk isyanını sindirme girişimi olsa da Mustafa Kemal, büyük bir mücadele başlatmak adına yetkilerini kimselere fark ettirmeden genişletmişti. Sadrazam Damat Ferit ve Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa bu hadiselerden habersizdi.
Yemek sessiz ve sakin başladı. Ardından kahveler içildi ve çalışma odasına geçildi. Mustafa Kemal o an, yemeğin amacını fark etmişti. Damat Ferit, Mustafa Kemal'in yol haritasını merak etmişti. Üzerine geniş bir Anadolu haritası serilen masa başına geçildiğinde Mustafa Kemal için gerilim dakikaları başladı. Samsun görevine gerekçe teşkil eden Türk isyanı Samsun ve civarıyla sınırlıydı ama sessizce değiştirilen yetkiler neredeyse Anadolu'nun yarısına ulaşmıştı.
Kritik soru sorulduğunda Mustafa Kemal ne yapmalıydı? Yalan söylemesi halinde bu açık aldatma girişimi ortaya çıktığı vakit tüm oyun sona ererdi. Doğruyu söylemesi halinde, olumsuz netice yalan söylediği ihtimale nazaran çok daha erken doğabilirdi. Üstelik masada söylenen yalanı anında algılayabilecek bir paşa bulunuyordu. Cevat Paşa...
Mustafa Kemal'in ihtiyacı, yalan söylememek ama doğruyu da söylememekti. Üstelik bu ince çizgi, bir siyasetçi olan Damat Ferit dışında bir asker olan Cevat Paşa'yı da aşmalıydı. Çünkü Cevat Paşa da Mustafa Kemal'in mücadele niyetinden habersizdi.
Mustafa Kemal, sadrazamın sorduğu basit soruları ustaca geçiştirmeyi başarsa da gerilim dolu anlar, o kritik sorunun sorulmasıyla had safhaya ulaştı. 9. Ordu Müfettişi olarak hangi sahaya ve hangi birliklere komuta edecekti?
Mustafa Kemal için bir tür kader anıydı. Gizli gerçeği itiraf etmek mi memleketin en güçlü ikinci adamını alenen kandırmak mı? O saniyelerde masada yaşanan şey cevapsızlık ve tedirginlikti. Mustafa Kemal ne yapacağını bilemez halde kararsız şekilde bir şeyler söylemeye çalıştı. Elini harita üzerine gezdirdi:
Efendim... Henüz ben de... Pek iyi bilmiyorum... Belki takriben...
İşte o zor saniyelerde iki çift göz buluştu. Cevat Paşa tuhaflığı fark etmişti. Meraklı bakışlarla Mustafa Kemal'le göz göze geldi. Gördüğü şey çaresizlikti ve o an anlamıştı. Kemal, bir şey yapacaktı. Fark bu "şey" her neyse, onu gizlemeye çalışıyordu.
Çanakkale Kahramanı Cevat Paşa işte o an, amiri olduğu Mustafa Kemal'e yardım elini hiç fark ettirmeden uzattı ve sessiz bir kahramanlığı tarihe bıraktı.
Mustafa Kemal'in sözünü kesti ve mücadelenin akıbetini ipten aldı:
Efendim... Mıntıkanın ehemmiyeti yoktur... Zaten nerede kuvvet kaldı ki...
Bu cevap Sadrazam Damat Ferit'in amaçsız ve rotasız merakını limana yanaştırdı. Konu kapandı. Sır, saklı kaldı. Ardından önemsiz bir sohbet başladı. Fakat Cevat Paşa'nın aklı, Kemal'in gözlerindeydi. Ne işler çevirdiğini merak ediyordu ama Damat Ferit'in yanında soramazdı.
Nihayet toplantı sona erdi. Paşalar, Sadrazam Köşkü'nden ayrılıp Nişantaşı Caddesi'nden Teşvikiye'ye doğru yürümeye başladı. Konak geride kalmıştı. Artık konuşulanları kimseler duyamazdı. Cevat Paşa, doğru anın geldiğini kavradı. Kemal'in yanına sokulup sordu:
Bir şey mi yapacaksın Kemal?
Mustafa Kemal deşifre olmuştu. Aylardır ördüğü sır ağları fark edilmişti. Fakat fark eden namert değil yiğitti. Ondan çekinmesini gerektirecek hiçbir şey yoktu. Detay vermek istemedi ama Cevat Paşa'nın doğru yere parmak bastığını kabul eden bir yanıt verdi:
Evet Paşam. Bir şey yapacağım.
Kemal, elini açmış ama sınırlarını çizmişti. Detay vermek istemiyordu. Cevat Paşa, bu sınırlara saygı duymayı yeğledi. Detay sormadı. Kemal'e güveniyordu. Doğru an geldiğinde, öğrenmesi gerekeni öğreneceğini biliyordu. Bunun inisiyatifini silah arkadaşına bırakmayı makul gördü. Sormak yerine temenni etti:
Allah muvaffak etsin!
Bu yalnızca bir temenni değildi. Bu, Cevat Paşa'nın cehennemin içinden geçecek bir bilinmezliğe, daha en başta verdiği desteğin nişanesiydi. Bilmiyordu. Kestiremiyordu. Ama verdiği cevapla yola katılmıştı. Nerede, ne zaman ve ne şekilde Mustafa Kemal'e destek vereceğinin kararını ona bırakmıştı. Mustafa Kemal de bunu anlamıştı ve net konuştu:
Mutlak muvaffak olacağız!
Olacağım değil. Olacağız. Bu kısa cevap yol arkadaşlığının kurulduğunun ilanıydı. 14 Mayıs'ın bu sessiz mutabakatı, saltanatın gürültülü ihanetine üstün gelecekti.
14 Mayıs günü Nişantaşı'nda kurulan kader ortaklığı hiç bitmedi. Sonsuza kadar sürdü.
Recep Esen
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru