Çerkes Memlûkleri: Etno-Kültürel Özellikleri

20-10-2025, 17:04           
Çerkes Memlûkleri:
Samir Hotko
Çerkes (Adıgey) Dilinin Korunması Doğu biliminde ve Kafkasya araştırmaları (Kafkasoloji) literatüründe, Çerkes Memlûkler adı altında sadece Çerkeslerin değil, genel olarak Kafkasyalıların kastedildiği görüşü oldukça yaygınlık kazanmıştır. Bu görüş Çerkeslerin adıyla da sınırlı tutulmamakta, hatta Çerkes sultanları dönemi (1382-1517) Memlûk Sultanlığının etnik siyasi askeriyesi ve yönetim katmanlarında olanlar da dahil edilmektedir.
Nitekim kalabalık bir etnosla veya önemli tarihsel olguyla bağlı olan bu etnonim, sadece etnik anlamıyla değil, geniş anlamıyla da yorumlanmaktadır. Bununla birlikte, bu önemli gerçeğin anlaşılması, Çerkes etnonimi, Çerkesistan ülke ismi, Çerkeslerle ilgili bu veya diğer olguların değerlendirilmesinde, başka bir ifadeyle Çerkes (Adıgey) içerikli konuların incelenmesinde araştırmacının ilgisinin tam bir kaybına yol açmamalıdır. Dolayısıyla, şu soruyu sormak yanlış olmayacaktır: Çerkes Memlûkleri Çerkes (Adıgey) dilini biliyorlar mıydı? Memlûk kroniklerinde sembolik olarak ilk bariz Adıgey dilindeki kelime örneği, böyle söylemek mümkünse, Mısır’da “Çerkesya Devleti”nin (dawlat al-jarakisa) kurucusu olan Sultan Berkuk’a atfedilmektedir.1
İbn Tagriberdi, Berkuk’un yeğeni emir Qajmas’a Berkuk isminin anlamını sordu. İhtiyar emir ise, Yelboğa (Yalbugha) ismi ne kadar Tatar ismiyse, Berkuk isminin de o kadar Çerkes ismi olduğunu söyledi fakat Berkuk isminin anlamını bilmedi. Qajmas, Berkuk’a MaliKhuk isminin de verildiğini, bu ismin ise “Çerkez dilinde ‘çoban’, mali’nin ise ayrıca ‘koyun” anlamına geldiğini bildirdi (“means in Circassian “shepherd” and mali in this language is the word “sheep””)2.
Nitekim Malikhuk [Малихук] isminin Çerkes (Adıgey) dilindeki anlamı “çoban oğlu”dur. Melı [Мэлы] - “koyun”, melakh’o [мэлахъо] “çoban”, kh’o [хъо] “otlatmak”, k’o [къо] “oğul”.3
Bu takma isim -Melakhuko [Мэлахуко]-“çoban oğlu”- Adıgeyler arasında hala kullanılmaktadır. Buna benzer söz türemeleri olan çemakh’o [чэмахъо] (inek otlatan çoban), pçenakh’o [пчэнахъо] (keçi otlatan çoban) Adıgey dilinde kullanılmaktadır.
Adıgey Nart destanı Sosruko’da (Sosruquo) oldukça doğru bir şekilde ismi geçen Memlûk-Çerkes antroponimideki Susruk (Susruq) gibi ilginç bir isme de dikkat çekmek gerekiyor.4
Sosruk isimli emir kariyerine Sultan el-Eşref Barsbay’un muhafız birliğinde başladı. O uzun yıllar yaşadı ve 1503 yılında Kahire’de vefat ett.5
Çerkes-Memlûk aristokrasisinde yerleşmiş diğer bir Adıgey ismi ise Kansaw [Кансав]’dır. Rus dilindeki Doğubilimi literatüründe onun ismi Kansuh [Кансух] (Qan suh) şeklinde geçmektedir. Bizce bu ismin en uygun şekli Rus dilindeki Kansav aktarı mıdır.
(Kansau, Adıgey dilindeki şekli Kanšao [Къаншъао], Kanšau [Къаншъау], kan - Adıgey dilinde ‘yetiştirme’, sau/šao - Adıgey dilin de ‘oğul’).6
İsmin birinci kısmının Türkçe’den alındığı açık şekilde görülmektedir. Bu alınma muhtemelen Kuzey Kafkasya’nın erken Bulgar-Hazar ve Türkçe döneminde yaşanmıştır. Bu Adıgey ismi genel olarak prenslerin elit tabakasında da kullanılmaktaydı. Örneğin, XVI. yüzyılın 30-40’lı yıllarının Janey hükümdarı (sovereign prince of Janey) Kansauk/Kansavuk ismi bilinmektedir.7
Aşağıdaki notu da önemle hatırlatmak lazım: Ortaçağ Arap edebiyatı geleneğinin tanınan uzmanları ve İbn İyâs (Ayâs) el-Hanefi kroniğinin bir kısmını ilk defa İngiliz diline çeviren W. H. Salmon ve D. S. Margoliouth gibi bilginler, bu sultanın isminin doğru yazılışının Kansauh olduğunu ifade ediyorlar. Çünkü onlara göre ismi tam da bu şekilde söylemek doğrudur. Bunu sultan Kansauh el-Gavri’nin kendi kişisel kopyası olan Kuran’ındaki imzasının Latin harflerine aktarımında da görmek mümkündür.8
1499 yılında Kahire’yi ziyaret eden Arnold von Harff, Kansav’ın etkili emirinden Kamsauwe diye bahseder. Gezgin bu ismi yazarken doğru Çerkes telaffuzuna göre yazmaktadır.9 Sondan bir önceki Çerkez sultanın ismi Kansav şeklinde yazılırken, P. Holt ve A. Poliak gibi tanınmış uzmanlar bu ismi Qansawh ve Kansaw şeklini tercih ediyorlar.10 K. Petry, kendi çalışmasında Qanṣawh’u değil, Qanṣ̄h şeklini tercih ettiğini yazar. Bunun nedenini de ikinci şeklin yazarların çoğu tarafından kabul görmesi ile açıklamaktadır.11
Barsbay’ın Suriye’deki yönetimi döneminde Burgonyali Bertrandon de la Broquière gezgin sıfatıyla buraya geldi. Hastalığı nedeniyle arkadaşlarından ayrı düşen Broquière, kardeşini aramak için Kahire’den ayrılıp Karaman’a giden Barsbay muhafızlarından Çerkes Muhammed’le tanıştı. Birçok tehlikeli durumları atlatan Burgonyalı, bu Çerkes Memlûkunun şefaati ile Suriye ve Anadolu’da uzun bir kara yolculuğu yaptı. Memlûklu eşliğinde Broquière, Ereğli şehrine vardı:
“Ereğli’ye yakın yerde bu ülkenin iki soylu temsilcisiyle bir araya geldik: Onların Memlûkların yanında büyük saygıları vardı ve onlar için şehre yakın bir köyde yer yapılmıştır. Bu yaşayış yeri kayalarla ayrılmıştı. Biz gece burada kaldık. Gecenin belli bir kısmını, atların güvenliğinden endişe duyduğum için mağarada geçirttim. Daha sonra Memlûk yanıma geldiğinde, iki kişinin ona kimliğini sorduklarını, onun da onları aldattığını ve Çerkes olduğumu fakat daha Arap dilini öğrenmediğimi söylediğini bildirdi”. (“he had misled them, by saying I was a Circassian, who could not speak Arabic”).12
Olayın Türk egemenliğindeki Anadolu’da yaşandığını ve ülkesini kısa süre önce terk eden birisinin de Türkçe ve Arapçayı bilmemesi normal olduğunu vurgulamak lazım. Sultan Barsbay döneminde devlet kâtipliği yapmış emir Arikmas az-Zahiri de Türkçe ve Arapça bilmiyordu.13
Ayrıca, bu bilgileri aktaran İbn Tagriberdi duruma şaşırmamaktaydı. Bunu Çerkesler arasında adam kayırmacılığın bir örneği olarak görüyordu. Bunun sonucunda da yüksek makamlara hazırlıksız ve eğitimsiz insanlar geliyordu. 1517 yılında Kahire’yi ziyaret eden Leo Africanus (Joannes Leo Africanus veya al-Hasan ibn Muhammad al-Wazzan al-Fa si, 1494-1554) yeni çöken rejime ilişkin çok ilginç bilgiler veriyor: “Bu rütbeye ve onura genellikle en tanınmış Memlûklerden biri yükseltiliyordu. Tüm bu Memlûkler Hristiyan idi. Çocukluk yaşlarında Karadeniz kıyısındaki Çerkesya’dan Tatarlar tarafından esir alınmıştı. Onlar Kefe’de satıldılar. Satın alan tüccarlar onları Kahire’ye getirdiler ve Sultan onları satın aldı. Onları vaftizi reddetmeye ve Arap harflerini, Türk dilini ve askeri işleri öğrenmeye zorladı… Ve bu gelenek hep korunmuştur. Başında Hıristiyan olmayan ve daha sonra da dönmeyen ve Çerkes ve Türk dilini bilmeyen Sultanın oğlu ve aynı zamanda Memlûkler de önemli rütbeler kazanamamışlardır… Birçok sultan erkek çocuklarını sonraki dönemde daha kolay sultan olabilmeleri amacıyla, bu dili öğrenmeleri ve köy adetlerine alışmaları için küçük yaşta Çerkesya’ya gönderdiler. Onlar bu arzularında başarılı olamadılar, çünkü Memlûkler buna izin vermediler. Memlûk krallığı ve onun sultanlar denilen devletinin bu tarihi gidişi günümüze kadar devam ediyor.”14
Türk dilinin tüm Memlûk topluluğun dili, yani bu polietnik egemen sınıfın içinde bir milletlerarası iletişim dili olduğuna göre, Türk (Kıpçak) dilinin burda anılması tümüyle genel bir durumdur. Lev’in Çerkes dilinden sözetmesi önemlidir. Ayrıca Çerkes sultanlarının ailelerinde kendi Çerkes kimlikle rinin korunmasına ne kadar önem verdikleri de hatırlanmalıdır. Çerkes Memlûklerinin Başlığı XIV. yüzyıl sonunda Memlûklerin kıya fetlerinde önemli bir dizi yenilikler yaşandı. Berkuk’ün iktidara gelişinden sonra Mem lûklerin dış görünümünde yaşanan değişik lerle ilgili bilgi veren Makrizi(al-Maqrizi)’nin notlarını burada hatırlamak doğru olacaktır: “Zahir Berkuk döneminde kullanılan şapka lar kavisli kenarlı ve büyüktü. Bu şapkalara Çerkez şapkaları denirdi. Onları şimdi de ta şıyorlar.”
D. Ayalon’un çalışmaları, Çerkesya halkının ve kültürünün bu önemli sembolü nün Çerkes Memlûkler arasında Berkuk’tan 40 yıl önce de kullanıldığı konusunda bizi ikna etmektedir. Kalavun an-Nasir’in oğlu Muhammed’in (vefatı 1341) yönetiminin son yılında ve sonuncu emir Gurlu olmak üzere onun soyundan gelenlerden daha beş kişinin yönetimi döneminde de bu kullanılmaktaydı. Gurlu, 1346 yılında daha küçük yaşta olan Sultan Haji’nin naibi oldu ve aktif yargının yüksek makamları için kendi kabilesinden in anları teşvik etti. “İbn Tagriberdi’nin yazdığına göre, Gurlu’nun ısrarıyla Sultan Haji onları tercih etti. O Atraklar (Türk toplumu - S.H.) üzerinde onlara bir avantaj sağlamak istedi. Büyük sarık ve önemli görünümleriyle ön plana çıkıncaya kadar her tarafta onları ileri çekti. Onlar alışılmadık yüksek kalpaklar giyiyorlardı.”16
Arap dilnde Çerkes kalpağına tâkıyye denirdi. Yüksek koni biçimli ve yüzyıllarca ortak kullanılan başlığın Çerkes dilindeki ismi orc pa’o’dır. “A. Fuess’in yazdığına göre, XV. yüzyıl da Memlûkler arasında açıkça popüler olan ve taqiyah adlanan başlık yüksek silindirik şeklinde bir şapka idi. Farklı ölçülerde ve renklerde ve 1/6 ella17 yani hemen hemen 19 sm. yükseklğinde idi. XV. yüzyılın başlarında hatta yüksekliği 2/3 ella (75 sm.) ve üst kısmı ise küçük bir kubbe şeklinde idi. Bu şekliyle, daha sonra “Çerkez” kalpağı (tâkıyye) olarak bilindi ve yaygınlık kazandı. XV. yüzyıl son larında ise artık bu şapka iki renkli oldu. Alt kısmı açık yeşil, üst kısmı ise siyah renkte idi. Bu formadaki görüntüleri “Elçilerin Kabulü” (aşağıdaki resime bak - S.H.) resmine yansı mıştır. Bu resimde Memlûkler ayakta tasvir edilmişler”.18
Tâkıyye ile birlikte Memlûkler arasın da popüler olan diğer bir başlık Arap dilinde zamt olarak adlandırılan başlık idi. Bu baş lık da keçi yününden hazırlanıyordu. Zamt, dönemin kaynaklarında ayrıntılı görüldüğü gibi belirgin bir şekilde farklı şekiller ve yük seklikteydi. Zamt, kenarları kavisli yüksek olabiliyor veya ortalama bir yüksekliğe sahip olabilirdi. Ama her zaman kırmızı renkte olu yordu. Keçi, XIX. yüzyılın ilk yarısında bile hala Çerkesya’da bir sürüde ana hayvan idi. Çerkez Memlûklerinin kırmızı renge bağlı lıkları, bu rengin Çerkesya’da seçilmişliği ve aristokrasiyi sembolize etme algısı ile tama men uyumludur.19 1491 yılında Ortadoğu’yu ziyaret eden Dietrich von Schachten, parmak uzunluğunda ki püsküllü ve kumaşla örtülü kırmızı başlığı tarif etmektedir. Gezgin aynı zamanda, hiçbir Arap’ın bu başlığı giyme hakkının olmadığını ve onu sadece Memlûklerin taşıdığını vurgu lamaktadır.20 Bu dönemin başka bir Alman rahibi Arnold von Harff da kırmızı zamt’ın mükemmel bir resmini bırakmıştır.21 Harff, onu orta yüksekte, belirgin koni biçiminde ve düzgün kenarlıklı şekilde tasvir etmektedir.
Fuess, zamt’ın başlangıçta alt sınıfların başlığı olduğunu yazıyor. Başlangıçta ne demek? Muhtemelen Berkuk’ten itibaren sonraki dönem kastedilmektedir. Şehirdeki fakirler Çerkesleri taklit edebilir, onlar da bunun karşılığında kırmızı şapkayı takmayı yasaklamışlardır. Her neyse, zamt’ın kökeni önemli değil. Çünkü bu Çerkeslerin vatanlarından getirdikleri keçi yunundan yapılan kalpakla aynıdır. Ne olursa olsun Çerkesler, yani onlar Kahire’de iktidara gelmeden önce böyle bir başlık Mısır’da kullanmış olabilir. Bu durumda, Çerkes Memlûkleri ondan uyarlanmış ve onu tek sembolleri yapmış lardır. Bunun anlamı, onlar zamt’ı giyimleri nin saygınlık unsuru olarak algılamışlardır. Zamt’ın yüksek versiyonunun tâkıyye’den farklı olmadığını da vurgulamamız gerekiyor. Barsbay, 1436 yılında fellahların ve kölelerin kırmızı zamt’ı giymelerini yasakladı. 1464 yılında Memlûkler Kahire’de baskın yaptı ve kırmızı zamt’ı giyme izni olmadan takanları dövdüler.22
Sonuçta, 1517 yılında Osmanlılar Kahire’yi ele geçirttiklerinde kırmızı zamt Memlûk elit üyelerine kötülük yaptı: Osmanlı askerleri bu başlığı giyen herkese eziyet edip sonra da öldürdüler. 23
Çerkesler döneminde naura adlanan “su çarkı” şeklinde yeni tip taht başlığı görüldü. Erken Memlûk sultanları döneminde esas saray başlığı şerpuş (sharbush) adlanan başlıktı. Bu üçgen şekilli seçkin taç Selçuklular döneminde getirilmiş ve Eyyûbîler de bunu onaylamışlardır. “A. Fuess’in yazdığına göre, biz Çerkes Memlûklularının şerpuşun giyilmesini yasakladığını Makrîzî’den öğreniyoruz (Bize hiçbir neden göstermiyor). Belki de şerpuşu kendileri için daha fazla Türk ve Moğolsu buldular.”24 Çerkes “tacı” daha önce küçük sarık olan takhfifah veya takhfifah saghirah esasında ortaya çıktı. Sultan Berkuk ilk defa takhfifah saghirah’ı 1394 yılında halkın karşısına çıktığı zaman giydi. XV. yüzyıl sonlarında takhfifah kabirah (takhfifah’ten büyük sarık) yaygınlık kazandı. Onu boynuzlu sorguçlarla süsleme ye başladılar. Bu tür başlıkların en büyüğüne ise naura (naurah, “su çarkı”) adı verildi.
Fuess, tanrı tarafından özel statüleri onaylanmış olan Memlûk emirlerinin sarıkla rı üzerindeki boynuzlu sorguçların yerini çok inandırıcı şekilde açıklıyor. Doğal olarak bu şahısların bugün, dünkü sultan statülerinden aşağıda olmayan insalar olduğu anlaşılmakta dır. Bu istek ve özlem beklenmedik onayını Kuran’da geçen iki boynuzlu kahraman Zül karneyn’in görüntüsünün taklidinde buldu. Müslüman geleneğinde Zülkarneyn efsanevi İskender’le özdeşleşmiştir. Bu da Müslüman hükümdarının mükemmel bir örneği olarak sunulmaktadır.25 Sultanların giydiği naura tarzının üze rinde 6 boynuzlu sorguç, önde gelen emirler 4 boynuzlu sorguç, diğer emirler ise 2 boy nuzlu sorguç takıyorlardı. Angoulême’deki Fransisken manastırı rahibi ve Fransız eliçiliği elemanı Jan Teno, 1512 yılında Sultan Kansu el-Gavri’nin giydiği naur’u tarif etmiştir. Te no’ya göre, naura altı uzun ve geniş boynuzlu sorguçla donatılmış, “bunlardan ikisi dosdoğ ru ileriye yöneliktir, diğerleri ise (ikisi) sola doğrudur”.26
Her şeye rağmen, Sultanlar daha sade, aynı zamanda naura’nın iki boynuzlu sorguç türünü de giydikleri olmuştur. Venedikli dip lomat Domeniko Trevizan, 1512 yılında muh teşem platform üzerinde iki boynuzlu sorguç naura takmış vaziyette oturmuş sultan Kansu el-Gavri’yi çizmiştir.27 Geç Çerkez dönemi sıradan Memlûkler, emirler ve sultanların tâ kıyye, zamt, naura başlıkları Arnold von Harff (1471-1505), Gentile Bellini (1429-1507), Giovanni Bellini (1430-1516), Giovanni di Niccolo Mansueti (1465-1527), Vittore Car paccio (1455-1526), Cima da Conegliano (1460-1518)’nın eserlerinde çizdiği resimler de güzel tasvir edilmektedir. Ayrıaca Daniel Hopfer (1470-1536)’in “Mızraklı Üç Mem lûk Binici” gravürü de bu anlamda önemlidir. Venedikli ustalar çeşitli resimlerinde Hıristiyanlığın birbirleriyle bağdaşmayan te malarını birleştirmişlerdir: İlk yüzyılında ve çağdaş dönemde Mısır’daki Hıristiyanlık gibi. Böyle bir birleştirmenin nedeni dini estetik olmasıdır. İskenderiye’nin ilk pisko posu olan Aziz Markus, orada vaaz verdi ve 68 yılında şehit oldu. Bu yüzden o aynı zamanda, Mansueti ve Carpaccio zamanında Mısır nüfusunun çoğunu oluşturan acımasız “putperestler”le çevriliydi. Venedikli ustala rın Havari Markus’e özel dikkat göstermele rinin nedeni, Aziz Markus’un Venedik’in aziz koruyucusu olarak kabul görmesi ve onun kutsal kalıntılarının IX. yüzyılda İskenderi ye’den Venedik şehrine taşınması ile açıklan maktadır. Venedikli ustaların resimleri bize Memlûk dönemi ile bariz benzerlikler göste ren bir karakter tiplerini ve çevreyi sunmaktadır: Bu benzerlikler mimarisinde, sarayların dekorasyonunda, giyimlerde, davranışlarda ve sarayın düzeninde kendini gösteriyor.
Dini temalar üzerine resimlere ek ola rak resimlerde bulunan Memlûk görüntüler Venedik ve Kahire arasındaki diplomatik iliş kileri de görüntülemektedir. Tanınmış yayıncı Cesare Vecellio tara fından XVI. yüzyılın sonlarında yeniden basılan ve Vecellio’nun ona verdiği isimle (Üç Memlûklü İleri Geleni) ünlü olan Mensueti’nin bu resminin orta kısmında Çerkez kalpak tarzı mükemmel şekilde gösterilmiştir. Vecellio, onu Memlûk amirali ve yüksek sarıklı diğer iki memuru da yüksek rütbeli birileri, sultanın danışmanları olarak tanıtmaktadır.
Böylece, XIV. yüzyılın ikinci yarısı ve XVI. yüzyılın ilk çeyreğindeki Memlûk ve Avrupa kaynakları karşılaştırıldığında bu eserlerde, Çerkez Memlûklerinin geldikleri ülkenin tanıdık kültür unsurlarını korumak için arzu ve istek içinde olduklarını gösteren oldukça açık ifadeler bulunmaktadır. Bu un surlardan biri keçi yününden yapılmış yüksek konik şapkalardır. Aynı zamanda, Çerkez Memlûkileri, Arap-Fars kültürünün güçlü etkisiyle başlıkların yeni modellerini oluştur dular. Bunlardan en çarpıcı ve alışılmadığı/ olağandışı olanı törensel başlık ve taç işlevini gören naura idi.
(*) Adıgey Cumhuriyeti T. M. Keraşev adına Beşeri Bilimler Enstitüsü Etnoloji Bölümü / Maykop-Adıgey Cumhuriyeti
(**) Rusçadan Çeviren: Elnur Ağayev
(1) A. A. Hasanov, “Mısır’da Çerkez Memlûk Gruplarının Oluşumu”, Arap Ülkeleri, Türkiye, İran, Afganistan, Tarih, Ekonomi, Mos kova 1973, s. 163
[Хасанов А.А. Формирование черкесской группировки мамлюков в Египте // Арабские страны. Турция. Иран. Афганистан. История, экономика. М.: Наука, 1973. c. 163];
Garcin J.-C. The Regime of the Circassian Mamluks // The Cambridge History of Egypt, Volume 1. Edited by M. W. Daly, Carl F. Petry. Cambridge University Press, 1998. p. 290.
(2) Ibn Taghri Birdi. History of Egypt 1382–1469 A.D. (Part. l, 1382 1399 A. D.), transl. from the Arabic annals of Abu’l-Mahasin ibn Taghri Birdi by W. Popper // University of California publications in Semitic philology. Vol. 13. Berkeley, Los Angeles, 1954. p. 4.
(3) Adıgey Dilinin Büyük Sözlüğü, Hazırlayanlar: A. A. Hatanov, Z. İ. Keraşeva, editör: A. N. Abregova, N. T. Gişeva, Maykop 2006, s. 308, 214. [Толковый словарь адыгейского языка. Составители А. А. Хатанов, З. И. Керашева. Под ред. А. Н. Абрегова, Н. Т. Гишева. Майкоп, 2006. c. 308, 214].
(4) M. A. Kumakhov, Z. Yu. Kumakhova, Adıgey Folklorunun Dili, Nart Destanları, Moskova 1985, s. 111 [Кумахов М. А., Кумахова З. Ю. Язык адыгского фольклора. Нартский эпос. М.: Наука, 1985. c. 111].
(5) Ibn Iyâs, Muḥammad ibn Ahmad. Journal d’un bourgeois du Caire, chronique d’Ibn Iyâs, traduit et annoté par Gaston Wiet, Paris, S.E.V.P.E.N., 1955, (Bibliothèque générale de l’École pratique des hautes études). T. I. p. 58.
(6) Adıgey Dilinin Büyük Sözlüğü, s. 203, 479.
(7) N. A. Nekrasov, Uluslararası İlişkiler ve Batı Kafkasya Halkla rı (XV. Yüzyılın Son Çeyreği - XVI. Yüzyılın İlk Yarısı), Moskova 1990, s. 104 [Некрасов Н. А. Международные отношения и народы Западного Кавказа (последняя четверть XV - первая половина XVI в.). М.: Наука, 1990. c. 104].
(😎 Ibn Iyas. An account of the Ottoman conquest of Egypt in the year a. h. 922 (A.D. 1516), transl. from the 3-d vol. of the Arabic ch ronicle of Muhammed ibn Ahmed ibn Iyas…, par W. Salmon, L., 1921. p. 1.
(9) Die Pilgerfahrt des Ritters Arnold von Harff von Cöln durch Itali en, Syrien, Aegypten, Arabien, Aethiopien, Nubien, Palästina, die Türkei, Frankreich und Spanien: wie er sie in den Jahren 1496 bis 1499 vollendet. J. M. Heberle (H. Lempertz), 1860. p. 87.
(10) Holt P. M. Egypt and the Fertile Cresсent, 1516-1922. A Politi cal History. N.-Y., 1966. p. 37, 81; Poliak, A.N. The Feudalism in Egypt, Syria, Palestine and the Lebanon, 1250-1939. L., 1939. p. 66.
(11) Petry, C. F. Protectors or Praetorians? : the last Mamluk sultans and Egypt’s waning as a great power. State University of New York, 1994. p. X.
(12) The Travels of Bertrandon de la Brocquiere, counsellor and irst esquire-carver to Philippe le Bon, Duke of Burgundy, to Palestine, and his return from Jerusalem overland to France, during the ye ars 1432 and 1433 / Transl. by Thomas Johnes. L., 1807. p. 179.
(13) Ibn Taghri Birdi. History of Egypt. Pt.4, 1422-1438 A. D. // Uni versity of California publications in Semitic philology. Vol. 18. Berkeley, Los Angeles, 1958. p. 130.
(14) Lev Africanus, Afrika- Dünyanın Üçüncü Kısmı, Afrika’nın Tas viri ve Gezilecek Yerleri, İtalyan dilinden çeviri, makale ve yo rumlar V. V. Matveyev, Nauka, Leningrad 1983, s. 337-338 [Лев Африканский. Африка - третья часть света. Описание Африки и достопримечательностей, которые в ней есть / Перевод с итальянского, комментарий и статья В.В. Матвеева. Л.: Наука, 1983. c. 337-338]. «These Mamaluks being all Chris tians at the irst, and stolne in their childhoode by the Tartars out of the prouince of Circassia which bordereth upon the Euxin sea, and being solde at Caffa a towne of Taurica Chersonesus, were brought from thence by certaine merchants vnto the citie of Cai ro, and were there bought by the Soldan; who constraining them foorthwith to abiure and renounce their baptisme, caused them to be instructed in the Arabian and Turkish languages, and to be tra ined vp in militarie discipline, to the end they might ascend from one degree of honour to another, till at last they were aduanced into the high dignitie of the Soldan… Insomuch that many Soldans sent their sonnes in their childhood into Circassia, that by lear ning the language and fashions of the countrey they might prooue in processe of time it to beare soueraigne authoritie; but by the dissension of the Mamalukes they were alwaies defeated of their purpose. And thus much briely concerning the gouernment of the Mamalukes, and of their Princes, called euen till this present by a word of their owne mother-toong by the names of Soldans». The History and Description of Africa and of the Notable Things the rein contained, written by al-Hassan ibn-Mohammed al-Wezaz al Fasi, a Moor, baptised as Giovanni Leone, but better known as Leo Africanus. Done into English in the year 1600, by John Pory, and now Edited, with an Introduction and Notes, by Robert Brown. In three volumes. Vol. III. L.: Printed for the Hakluyt Society, 4, Lincoln’s Inn Fields, W.C., 1896. p. 888–891.
(15) L. A. Semenov, Selahaddin ve Mısır Memlûkleri, Moskova 1966, s. 185 [Семенова Л.А. Салах ад-дин и мамлюки в Египте. М.: Наука, 1966. c. 185].
(16) Ayalon, D. The Circassians in the Mamluk Kingdom // Journal of the American Oriental Society. Vol. 69. Pt. 3. New Haven, 1949. p. 138.
(17) Ella-Tarihsel uzunluk ölçüsü, yaklaşık 113 sm.’ye eşittir.
(18) «Another headgear that apparently gained popularity in the ifte enth century among ordinary Mamluks was the so-called ṭāqīyah, which was a cylindrical hat with a lat top. It used to be made in several sizes and colors and was one-sixth of an ell high. At the be ginning of the ifteenth century it grew taller until it reached two thirds of an ell and the upper part took the shape of a small dome. In this form it then became well known as the socalled “Circassi an.” At the end of the ifteenth century it was manufactured in a two-colored version. The lower part was apparently green and the upper part black. In this form it appears in the Reception painting in the Louvre, where it is worn by the Mamluks standing on the porch». Fuess, A. Sultans with Horns: the Political Signiicance of Headgear in the Mamluk Empire // Mamluk Studies Review. Vol. XII. № 2. 2008. p. 82.
(19) Interiano, Giorgio. La vita, et sito de Zychi, chiamati Ciarcassi, Historia notabile, prima edizione, Aldo Manuzio, Venezia, 1502. P. 17; Описание перекопских и ногайских татар, черкесов, мингрелов и грузин, Жана де Люка, монаха Доминиканского ордена (1625) // Записки императорского Одесского общества истории и древностей. Т. XI. Одесса, 1879. С. 490.
(20) “Undt tragenn alle ihre huedte, siendt rott mitt langenn zottenn eines iengers lang, undt ihre ducher darumb gewickeltt, das do ch schönn zusehenn ist”. Bkz.: Deutsche Pilgerreisen nach dem heiligen Lande / herausgegeben und erläutert von Reinhold Röhri cht und Heinrich Meisner. Berlin: Weidmannsche Buchhandlung, 1880. p. 191.
(21) Die Pilgerfahrt des Ritters Arnold von Harff von Cöln durch Itali en, Syrien, Aegypten, Arabien, Aethiopien, Nubien, Palästina, die Türkei, Frankreich und Spanien: wie er sie in den Jahren 1496 bis 1499 vollendet. Cöln: Verlag von J.M. Heberle (H. Lempertz), 1860. p. 104.
(22) Fuess, A. Sultans with Horns… p. 82.
(23) Ibn Iyas. An account of the Ottoman conquest of Egypt in the year a. h. 922 (A. D. 1516), transl. from the 3-d vol. of the Arabic ch ronicle of Muhammed ibn Ahmed ibn Iyas…, par W. Salmon, L., 1921. p. 117.
(24) «Finally we learn from al-Maqrīzī (who does not provide us with any reason for this) that the wearing of the sharb̄sh was abolis hed by the Circassian sultans. Maybe the sharb̄sh was too Tur kish or Mongolian for them». Bkz.: Fuess, A. Sultans with Hor ns… p. 76.
(25) Ibidem. p. 78-79.
(26) “Sa robe estoit de tafetas jaulne et avoit en sa teste une faciolle de fine toille d’Ynde moult haulte, laquelle faisoit six longues et larges cornes dont deux estoient sur le front, aultres deux à dextre, aultres à senestre”, Bkz.: Le voyage d’Outremer (Égypte, Mont Sinai, Palestine) de Jean Thenaud, Gardien du couvent des Cordeliers d’Angoulême. Suivi de la relation de l’ambassade de Domenico Trevisan auprès du Soudan d’Égypte, 1512. Publié et annoté par Ch. Schefer, membre de l’Institut, Paris: Ernest Leroux, 1864. p. 45.
(27) «Le Soudan était assis au fond de cette cour, sur un mastabè élevé de deux pas au-dessus du sol et couvert de velours vert. Il avait sur la tête un très grand fez avec deux cornes hautes d’un demi-bras. Le derrière de cette coiffure était formé par une toque à côtes dont je ne saurais donner la description». Le Voyage d’Outremer… p. 184.












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru