Çanakkale’de Bir Gece: Alman Matematiğini Yenen Türk Süngüsünün Unutulmaz Sırrı

8-01-2026, 11:04           
Çanakkale’de Bir Gece: Alman Matematiğini Yenen Türk Süngüsünün Unutulmaz Sırrı
Bu topraklarda savaş, yalnızca haritalarda değil, imanın ve namusun korunduğu siperlerde kazanılır. Tarihin en zorlu cephesinde, bir binbaşının ‘delice’ denilen kararı, bir milletin kaderini nasıl değiştirdi?
26 Mart 1915, saat 21:15. Gelibolu Yarımadası, 5. Ordu karargâhı.
Dışarıda, Çanakkale Boğazı’nı döven sert poyraz pencere camlarını sarsıyordu. İçerideki gerginlik ise fırtınadan beterdi.
Masanın başında, Alman İmparatorluğu’nun seçkin generali ve Osmanlı 5. Ordusu’nun Başkomutanı Liman von Sanders Paşa duruyordu. Prusya disiplininin canlı bir heykeli gibiydi.
Harita üzerinde bir noktayı işaret ederken, yüzünde küçümseyici bir gülümseme belirdi.
“Binbaşı,” dedi. “Siz Türkler cesursunuz. Buna şüphe yok. Ama modern harp sadece cesaretle kazanılmaz. Matematikle kazanılır, disiplinle kazanılır.”
Karşısında duran Binbaşı Mahmut’un yumrukları sıkılıydı. Trablusgarp ve Balkan Savaşlarının barut kokusunu üzerine sindirmişti. Gözlerinde, Alman generalin asla anlayamayacağı bir ateş yanıyordu.
“Paşam,” dedi Mahmut, sesini çelik gibi sert tutarak, “Arz ettiğim plan matematik dışı değil. İngilizler kıyıya çıktığında onları sahilde karşılamazsak, tepeleri tutarsak, denize dökemeyiz. Benim önerdiğim gece baskını, işi bitirecektir.”
Liman von Sanders başını iki yana salladı.
“Bakın Binbaşı. Alman Harp Akademisi’nde biz buna intihar deriz. Sahil savunması zayıf tutulmalı. Düşman içeri girmeli. Sonra yedek kuvvetlerle, benim emrimle onları ezeriz. Sizin bu gece baskını fikriniz, bu delice bir kumar ve ben ordumla kumar oynamam.”
Alman general, Mahmut’un çizdiği eskiz planını iki parmağının ucuyla, sanki kirli bir mendil tutuyormuş gibi havaya kaldırdı.
“Sadece ‘Allah’ diyerek süngüyle 20.000 İngiliz’i durduracağınızı sanıyorsunuz,” dedi ve ruhsuz bir kahkaha attı. “Bu planı reddediyorum. Askerlerinize dönün ve emrettiğim gibi geride bekleyin.”
“Emredersiniz paşam,” dedi Mahmut sadece.
O odadan çıkarken, arkasından Alman subayların, “Romantikler, savaşı şiir zannediyorlar,” fısıltılarını duyabiliyordu.
Binbaşı Mahmut karargâh çadırından çıkıp atına doğru yürürken, yağmur yüzüne kamçı gibi çarpıyordu. Cebindeki, buruşturulup atılan planın kopyası, göğsünün üzerinde kalbinin atışlarıyla ısınıyordu.
Ufukta, dünyanın en büyük armadasının ışıkları parlıyordu.
Mahmut, birliğine vardığında yardımcısı Yüzbaşı Kemal koşarak yanına geldi. “Paşa ne dedi? Saldırı planı onaylandı mı?”
“Paşa planı reddetti,” dedi Mahmut. “Delice buldu. Beklememizi emretti.”
Yüzbaşı Kemal’in omuzları düştü. “Beklemek mi? Ama Binbaşım, İngilizler şafakta çıkarsa tepeleri tutarlarsa bizi avlarlar!”
Mahmut, ıslak kepini masaya fırlattı. “Alman Paşa, bizim ölmemizi bekliyor. Ama bu kitap Avrupa ovaları için yazılmış. Burası Gelibolu.”
Gözlerini Kemal’e dikti. “Eğer bu gece o sırtlara sızmazsak, eğer o delice dediği baskını yapmazsak, yarın sabah bu taburdaki çocukların yarısı şehit olacak.”
Kemal yutkundu. “Emre itaatsizlik mi edeceğiz Komutanım? Bunun cezası idam.”
“Divan-ı Harp,” dedi Mahmut soğukkanlılıkla. Ardından cebinden kızı Elif’in fotoğrafının olduğu gümüş saati çıkardı.
“Eğer biz burada başarısız olursak Kemal, o İngiliz gemileri İstanbul’a girecek. Ve o zaman ne emrin bir önemi kalacak, ne de Divan-ı Harp’in. Çünkü ortada bir vatan kalmayacak.”
Başını kaldırdı. “Haberci çavuşları topla. Bu gece bir tatbikat yapacağız. Çok özel, çok sessiz ve çok ölümcül bir tatbikat.”
“Almanlar duyarsa?” diye fısıldadı Kemal.
Mahmut’un dudaklarında acı bir tebessüm belirdi. “Duyduklarında ya bizi kurşuna dizmek için gelecekler, ya da elimizi öpmek için. Ama her iki durumda da, güneş doğduğunda İngilizleri o sahilde cehenneme çevireceğiz.”
Saat 01:15. Yağmur şiddetini artırmıştı. Binbaşı Mahmut, seçilmiş 40 askerin önünde duruyordu.
“Geri dönmek isteyen şimdi dönsün.”
Kimse kıpırdamadı.
Onbaşı Seyit, “Bizim mezarımız burada Komutanım. Mahkeme salonunda değil,” dedi.
Kırk adam, karanlığa doğru, Sanders’in geçit vermez dediği o sarp yamaca tırmanmaya başladı. Hedef: İngilizlerin çıkarma yapacağı koyun tepesi.
Tam zirveye ulaştıklarında, ufukta denizin üzerinde hareket eden devasa gölgeler vardı. Filikalar, sessiz motorları kapalı, küreklerle kıyıya yaklaşıyordu. General Hamilton, gemisinde zaferin şiirini okurken, Mahmut süngüsünü tüfeğine taktı.
“Sanders haklıydı,” dedi Mahmut fısıldayarak. “Bu bir intihar görevi.” Sonra süngünün klik sesi yankılandı. “Ama bizim intiharımız değil. Onlarınki.”
Aşağıdaki İngiliz öncü birliği karaya ayak basmaya başlamıştı. 300, 400, 500 kişi… Mahmut’un vereceği o emir, ya vatanı kurtaracak ya da onu Divan-ı Harp’e götürecekti. Ve Mahmut, o emri vermek için bekliyordu…
Hikâye burada bitmiyor.
Sahne Dışındaki Işıklar
TEREF












Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: [email protected]