ABDÜLHAMİD, MİDHAT PAŞA'YI NASIL BOĞDURDU?

Bu gün, 09:54           
ABDÜLHAMİD, MİDHAT PAŞA'YI NASIL  BOĞDURDU?
- I -
İnsanlık tarihinin en büyük cinayetlerinden biri 1884 yılında Abdülhamid'in emriyle gerçekleştirildi. Midhat Paşa 7/8 Mayıs 1884 gecesi Taif kalesinde askerlere boğdurularak katledildi. Abdülaziz'in intiharı ile ilgili olarak ölüm tarihinden beş yıl sonra kurulan uydurma kumpas bir mahkemede, Midhat Paşa ile Damad Mahmud Paşalar idama mahkum edilmiş, ardından da padişahın lütfuna uğrayarak müebbede hapse çevrilip Taif Kalesine sürülmüşlerdir.
27 Haziran 1881 günü Yıldız Sarayının içinde kurulan mahkeme ve yapılan yargılama, başındaki BESMELE ve altındaki Tarih dışında her şeyiyle sahte bir iddianame üzerine kurgulanmıştır. Tarihin en büyük kumpası olan bu yargılamada, Midhat Paşa, Çadır köşkünde önce Eğribozlu Ragıp ve Şamlı Arap İzzet Holo tarafından sorgulandı. Eğribozlu Ragıp'ın nesli Cumhuriyete SARICA soyadını alarak emlak zengini bir aile olarak intikal etti (Prof. Ragıp Sarıca). Beyoğlu ve Moda'nın onlarca apartman ve işhanı bu aileye kalmıştır.
2. katip Şamlı Arap İzzet Holo ise demiryolu ve donanma ihalelerinin baş rüşvetçisiydi. Meşrutiyetin ilanıyla konağı önünde gösteriler olmuş, Büyükada yazlığından İngiliz gemisiyle kaçmıştır. İttihatçılar yakalamak için arkadan Rauf Orbay'ı göndermiş, Çanakkale'de yetişen Rauf Bey, gemiye bile sokulmamıştır.(Kapitülasyon belası). İzzet Holo denilen Arap soylu Şamlı bu rüşvetçi devasa servetiyle Amerika sefaretinde görevli oğlunun yanına yerleşmiştir.
Kumpas mahkemesi Midhat Paşa için bir iddianame hazırlamıştı. Başındaki Besmele ve sonundaki TARİH hariç her yeri uydurma olan bu iddianame yalan ve iftiralarla doluydu. İlk ifadesini 27 Haziran 1881 günü veren Midhat Paşa, mahkeme karşısında atılan iftiralara karşı kükremiştir. Bu kumpasın baş rol oyuncusu Mecelle Müslümanı ve Adliye Nazırı Cevdet Paşa idi. Beklediği sadarete bir türlü erişemeyen Cevdet Paşa, tarihin en büyük rüşvetiyle bu mahkemede tatmin ve taltif edildi.
İdama mahkum edilen Midhat Paşa’nın cezası, biraz da dış devletlerin baskısıyla müebbede çevrilip diğer mahkumlarla Hicazdaki Taif Kalesine sürüldü, orada boğduruldu. Hicaz valisi ve kumandanı Erzincanlı Osman Nuri Paşa'ya Abdülhamid bir telgraf göndermişti:
"...Benim hanedanıma sadık askerlerim. Şişko Mahmud ile Midhat katilleri firara cesaret ederse, tüfeklerindeki kurşunlarıyla bu hainlerin ketefeynlerinin ( ense kökü) tam orta yerini nişan alarak hanedanıma hizmet etmiş olurlar. Şu mel'unların kürrei arzdan vücutları kalkarak familyaları dahi istirahate mucip olur. Malumunuz ola...." ( bkz. Uzunçarşılı, Taif Mahkumları)
Midhat Paşa Taif kalesinin bir odasında hapisti. Abdülhamid'in telgrafı Mekke'ye gelince vali ve kumandan Osman Nuri Paşa, Kale kumandanı ile Midhat Paşa'yı öldürme planı yaptılar. Saraya yaranmanın tek yolu emre uymaktı.
Kaledeki askerlerden on kişi seçilerek, 7/ 8 Mayıs 1884 gecesi Midhat Paşa'nın oda kapısını kırıp üzerine çullandılar. Midhat Paşa yaşlıydı fazla direnemedi. Ancak, "Allah'tan korkun evlatlarım askerin vazifesi bu mudur?" diyerek Yasini şerif okumaya başladı. Bir taraftan da "benim kanım diridir, sizi de boğar" diye sızlanıyordu. Teslim olmak zorunda kaldı. Boğazına yağlı ip geçirip boğdular.
Askerler bunun ardından bitişikteki Damad Mahmud Paşanın odasına daldılar. Mahmud Paşa güçlü olduğu için kolay teslim olmadı. Canhıraş çığlıklar içinde saatlerce boğuşma sürdü. En sonunda onu da teslim aldılar. Boğan askerlerin künyesi sonradan tesbit edilmişti:
(1) Binbaşı Bekir efendi bu işe nezaret etmiştir, (2) Anapalı yüzbaşı Çerkes İbrahim, (3) Kumlalı Mülazım Nuri,( 4) Çanakkaleli Ahmet Çavuş, (5) Er Yozgatlı İbrahim, (6) Er Kütahyalı Ahmet, (7) Er Gümülcineli Mehmet, (😎 Er Gümülcineli Recep, (9) Er Afyonlu Ahmet, (10) Er Edirneli İsmail.
Yıldız mahkemesi denilen sahte yargılama, Abdülhamid ve Cevdet Paşa'nın, ahirete götürdüğü en ahlaksız, en şerefsiz yargı kumpasıydı. Eski Şeyhülislam Hayrullah Efendi de Mekke'ye sürülmüştü. Midhat Paşa ile aynı odada kalırlardı. Ölüm meleği buna dokunmadı, ama canhıraş ölüm çığlıkları onun gözleri önünde cereyan etmişti. Taht uğruna kundaktaki çocukları bile boğan Osmanlının saltanat -hilafet kültürü elbet bu katliamlar için vicdan azabı duymayacaktı.
Boğulan iki ceset ertesi sabah erkenden Taif mezarlığına defnedildiler. İki hainin şark çıbanından öldüğü açıklandı. Hz. Peygamberin çocukken ölen oğlu Tayyip ile amcası İbni Abbas'ın mezarı da bu mezardaydı. İ.H. Uzunçarşılı'nın üç ciltlik eserinde tüm bu ayrıntılar yazılıdır...
Bu konuda daha sonra ayrıntı veren bir risale de yayınlanmıştır. Bu Risale Saro Dadyan tarafından bir sahafta bulunup yayınlandı. İlk sayfada Sanayii Nefise Mektebinin gravür Hocası Napier'nin Osmanlıca ve Fransızca imzasını taşıyan bir Midhat Paşa gravürü bulunur:
" Midhat Paşa ve Damad Mahmud Paşa Hazeratının Abdülhamid'in Emriyle Keyfiyet-i Şehadetleri" adını taşıyan, 44 sayfalık bu Risale, 1314'de (1896-1897) Cenevre Mizan Matbaasında basılmıştır. O zamanın evrak-ı muzırrası sayıldığı için gizli kalmıştır. Yazarı yoktur. Risalede iki paşanın 7 Mayıs 1884 günü Taif kalesinde katledildikleri yazılır.
ilk Kanun-u Esasisi mimarı Midhat Paşa (1822 -1884) hayatını işte böyle sonlandırdı. Aynı gün boğdurulan ikinci kişi ise Abdülmecid'n kızı Cemil'e Sultanın kocası Abdülhamid'in öz eniştesi ve Tophane Müşiri Damad Mahmud Paşa idi. Kocasının feci ölümünü duyan Cemil'e Sultan, ölene kadar kardeşi Abdülhamid'le konuşmadı, "inşallah sakalın kana boyanır" diye beddua etti.
Midhat Paşa'ya idam hükmü veren mahkeme reisi Akseki/ İbradılı Ali Sururi Efendi ise hakim değil bunun için özel seçilmiş adalet celladıydı. Midhat Paşa ile Tuna valiliğinden hasımlardı. Ulu Hakan Abdülhamid, bu adalet celladını da boş bırakmadı, dava bitince vezaret rütbesi verilerek valiliğe yükseltti. Ahireti rahat geçsin diye bir de türbe yaptırdı. Cumhuriyet devrinin ünlü tiyatro sanatçısı Gülriz Sururi, bu soyun devamıdır.
Kapısından doğruluk ve adalet girmeyen Yıldız sarayına gelince, sadece adaletsizliğin değil rüşvetin de menbaı idi. İslamcı feodal kültürde ikisi beraber yürürdü. Sadece askeriye ve mülkiye değil ilmiye denilen kadılar sınıfı da rüşvetçiydi. Kur'an ve Şeriat adına veya Allah adına adalet dağıtan kadıların baş gıdası rüşvetti. Medrese kadıları rüşveti görünce kesinleşmiş hükmü bile değiştirirlerdi. İslam öğretisindeki rüşvet hırsızlık ve yolsuzluğun zihin arkası bu kültürün mirasıdır.
Adliye Nazırı Cevdet Paşa'ya gelelim. Öyle bir inanç sahibi idi ki, Harbiye mektebinde setre pantolon giymek İslama aykırı diye Farsça muallimliğini reddetmişti. Saltanata göz diken hainlere gözdağı vermek için güya Allah adına işleyen yargı kumpasını Abdülhamid'le birlikte kurmuşlardı....
Mecelle Müslümanı ve Adliye Nazırı Cevdet Paşa, hep sadareti düşlemiş ama bir türlü gelememişti. Ama buna denk gelen bir YALI rüşvetini haketmişti. Ceyb-i hümayun adına 4.000 liraya satın alınan Boğazdaki eski sadrazam Mütercim Rüştü Paşa yalısı, ondan sarraf Köçeoğlu Agop'a geçmişti. Mütercim Rüştü Paşa da hainlerden sayılırdı, onun için Manisa'ya sürülmüş, İfadesi bile sedye üzerinde alınmıştı. (Bkz. Uzunçarşılı, Yıldız hususi evrakı, sene 1300 muharrem, numara 32-45)
Osmanlı padişahı Abdülhamid aynı zamanda İslam halifesi yani Allahın yeryüzündeki gölgesi sayılırdı. Bundan dolayı dünya saltanatı için en büyük ahlaksızlığa imza atabilirdi. Rüşvet ve kamu hırsızlığı hem feodal hem İslamcı bu kültürde hediye mesabesinde görülürdü. Toplumsal bilinç ve vicdan gelişmiş değildi. Cevdet Paşa'ya verilen yalının Defter-i Hakani (tapu) kaydının tarihi ile mahkeme kararı aynı haftaya rastlamaktaydı.
Cevdet Paşa o devrin en büyük müslümanı sayılırdı, bu Yalı rüşvetini vicdan huzuru ile kabul etmiştir. Feminist - romancı diye tanınan kızı Fatma Aliye hanım da bu yalıda büyüyecekti. Ancak babasına hiç sormadı. Baba " sen bu yalıyı maaşınla mı aldın, yoksa rüşvet karşılığı mı verildi?" diye...
Osmanlının güya feminist aydını sayılan Fatma Aliye Hanım iyi eğitim almış, Plevne kahramanı Gazi Osman Paşanın yeğeni Mehmed Faik Beyle evlendirilmişti. Bundan doğan kızı Zübeyde İsmet Hanım Fransız okulu Dame de Sion'dan mezunu oldu. Üzücü tarafı şurası ki, bu hanım ilerde din değiştirip katolik rahibe olacak, ömrünü İslamdan uzak inzivalarda geçirecekti. Huzuru oralarda bulmuştu. Kime niyet kime kısmet; bizim büyük tarihçi rüşvetçi büyük alim derin müslüman Cevdet Paşa'nın iman gücünden parlayan mirasına bol bol psikolojik rahmetler...
HÜKÜM: Hepsi yazılı metinlerde kayıtlı bu gerçek bilgiler Osmanlı despotizmi denilen feodal bir sistemin görüntüsüdür. Kanun-u Esasi ve yarı meşruti denilen devirde. Neo Osmanlı ve ulu hakan özlemli Külliye ve medrese öğretisine soru: Teorik ve teolojik planda ilahi adalete susamış olması gereken Abdülhamid, bunca kamu hırsızlığı, adaletsizliğin, Taif'de işlenen bunca cinayetin hesabını mahkeme-i Kübra'da verebilecek mi? Yüce kitapta kıyametin vakti zamanı belli mi? Yoksa yüce adaletin hepsi bir hayaletten ibaret mi?...
▪︎ OSK / 8 Mayıs 2026
Osman Selim Kocahanoğlu
TEREF














Teref.az © 2015
TEREF - XOCANIN BLOQU günün siyasi və sosial hadisələrinə münasibət bildirən bir şəxsi BLOQDUR. Heç bir MEDİA statusuna və jurnalist hüquqlarına iddialı olmayan ictimai fəal olaraq hadisələrə şəxsi münasibətimizi bildirərərkən, sosial media məlumatlarındanda istifadə edirik! Nurəddin Xoca
Məlumat internet səhifələrində istifadə edildikdə müvafiq keçidin qoyulması mütləqdir.
E-mail: n_alp@mail.ru